Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Barack Obama’nın Beyaz Saray’daki mirası - ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Yukarıda yazmış olduğum başlık; okumuş olduğum ve İngilizce başlığı ‘The World as It Is’ olan kitabın bana göre özünü oluşturan ifadedir. Bu kitap yakın bir zamanda yayınlandı ve bir dost tarafından yazıldı. Bu kitabın yazarı; eski ABD Başkanı Barack Obama’nın yardımcısı ve onunla yaklaşık 10 yıl çalışan Ben Rhodes’tir. Arap sosyal medyasında bu kitap hakkında biçok kısa bilgi yaygın bir şekilde yer aldı. Herkeste bu kısa bilgileri nasıl okumak istiyorsa öyle okudu.

Yazar akademik hayatı boyunca roman yazımı eğitimi almış. Dolayısıyla uzmanlık alanı da bu. Belki de bu nedenle; ilk olarak Obama’nın konuşmalarını yazmakla görevlendirildi. Ardından Başkan’ın genç danışmanlarının oluşturuduğu o dar halkanın içine girmeyi başardı. Bu nedenle ortaya 450 sayfadan oluşan kalın ve belki de okuyucuyu o kadar da ilgilendirmeyen küçük ayrıntılarla dolu bir kitap yazmış.

Biz Arapların bu kitapla ilgilenmesi çok doğal. Çünkü yazar; Mısır, Suriye, Libya’da yaşanan ve Arap Baharı olarak nitelenen değişim akımlarına karşı ABD’nin tutumunu ayrıntıları ile ele alıyor. Ayrıca ABD’nin bu konudaki kırmızı çizgileri, İran’a karşı tutumu ve Arap ülkelerinde hala sönmeden devam etmekte olan sorunlar karşısındaki tutum ve siyasetinin ipuçlarını da içerisinde barındırıyor. Yazar kitabında Başkan Obama döneminde Beyaz Saray’da karar alma sürecinin nasıl işlediğini ayrıntılı bir şekilde anlatmış. Kuşkusuz Barack Obama dönemi özellikle de Ortadoğu ülkeleri ve halkları hakkında alınan kararlar yönünden çok kritik bir dönem sayılıyor. Çünkü bu dönemde alınmış olan kararlar yaşadığımız yüzyılın ikinci on yılının başı kabul edilen bir süreci olumlu ya da olumsuz bir şekilde etkileyen ve köklü değişimlerin yaşandığı bir dönemi etkilemiştir.

Kitabın ve ayrıntılarının kimilerini tatmin ederken, kimilerini kızdırmış olması çok doğal. Ancak Arap ülkerinde ve belki de tüm dünyada karar alıcılar ve dış siyaset alanında çalışanlar için okunması gerekli bir kitap.

Yazının devamında bu kitaptan benim çıkardığım sonuçları sizinle paylaşacağım. Bilhassa Obama idaresinin Ortadoğu’da yaşanan olaylara tepkisini, krizlerle nasıl başa çıktığını ve nasıl çözümler sunuduğunu ele alan bölümlerle ilgili görüşlerimi anlatmak istiyorum.

Ben Rhodos yani kitabın yazarının Obama’yı bir kahraman olarak gördüğü çok açık. Bu nedenle çok erken bir dönemden itibaren Obama’nın seçim kampanyasında görev almış. Başlangıçta Başkan’ı çevreleyen o dar halkadan çok aşağıda olan bir yardımcı pozisyonunda görev yaparken, daha sonra yükselerek Obama idaresinin karar alma halkası içine girmeyi başarıyor.

Yazar, kitabında ayrıca yeni başkan Donald Trump’ın seçilmesinin ardından yaşadığı büyük hayalkırıklığından da bahsediyor. Bu hayalkırıklığı, 2018 yılının Kasım ayının ortalarında başlayan Obama’nın son dünya turu sırasında yaşanan tartışmalarda açık bir şekilde ortaya çıkmıştı.

Bu gezisi sırasında Obama şunu sorguluyor; ”Biz yanlış mı yaptık?!” Kitapta yer alan bilgiye göre Obama, ardından bu sorusunu yine kendisi şöyle cevaplıyor; ”Belki de ABD halkında bulunan milliyetçi eğilimi dikkate almadık ya da belki de gelmemiz gerekenden yirmi yıl daha erken iktidara geldik!”

Obama’nın bu son dünya gezisinde liderlerle yaptığı görüşmelerin ayrıntılarını da paylaşan yazar, Alman Şansölyesi Angela Merkel’in Obama’ya gözlerinden ‘sıcak gözyaşları’ akarak veda ettiğini naklediyor. Çünkü herkes Beyaz Saray’ın yeni konuğunun Obama ve öncesi dönemlerde uluslararası ilişkilerde derinleştirilmiş kuralların tam tersi bir siyaset izleyeceğini çok iyi biliyordu.

Öyle ki Obama Kanada Başbakanı Justin Trudeau ile yaptığı görüşmede kendisine şu tavsiyede bulunmuş;

”Merkel’i yalnız bırakmayın. Başladığımız şeyi yani küresel katılımcı sistemi tamamlamak ve devam ettirmek zorundasınız.”

Kitapta yer alan bu tür ifadeler okuyucuya, Obama’nın gitmesi ile onun kampında yer alan herkesin kendilerini ‘yetim kalmış’ gibi hissettiğini ve tüm bu süre boyunca inşa etmiş oldukları sistemi artık devam ettiremeyeceklerini anladıklarını gösteriyor. Hatta bu sistemin yıkılmak üzere olduğunu bile anlamışlardır. Kitapta, globalleşme ve çıkarları çatışan birkaç rakip ulus yerine yüksek değerlerin hakim olduğu, ülkelerin birbirini desteklediği ve birleştiği bir dünya hayali kuran aşırı iyimser inanca duyulan büyük özlemi hissedebiliyorsunuz.

Kitabın tanımına göre Obama’nın İran konusundaki siyaseti en başından beri ‘iki tarafı da memnun edecek bir çözüm’ amacını taşıyordu. Bunun işaretlerini de erken bir dönemde yani daha ilk seçim kampanyasında açıkça ortaya koymaktadır. Obama, basının kendisine yönelttiği; ”Sizce Küba ve İran gibi ABD’nin düşmanları ile önkoşulsuz görüşmeler yürütmeye hazır mısınız?” sorusuna şu karşılığı vermişti; ”Evet,bu mümkün!”

Kitapta bu açıklamanın kampanyayı yürütenlerin adaylarının kamuoyu tarafından ‘ABD düşmanları’ karşısında zayıfmış gibi görülmesinden endişe duymasına neden olduğu anlatılıyor. Öyle ki Obama’nın ilk aşamada rakibi olan Hillary Clinton, Obama’nın uluslararası ilişkilerde tecrübesiz olduğunu söyleyerek bu açıklama ile dalga geçmişti. Ancak kampanyayı yürütenler, rakiplerinin iddia ettiklerinin aksine zayıf değil, adaylarına akıllı ve bilge bir kişi profili çizmeye çalıştılar. Bunun içinde de adaylarının, kararlılıkla savaşılması gereken ‘Terör’ ile küresel sistemde doğru yola geri döndürülebilmesi mümkün olan ülkeler arasında ayırım yapan bir politikayı benimsediği propagandasını yaptılar.

Şimdi artık o zamanlar ifade edildiği gibi Obama’nın ‘ABD’nin düşmanlarına’ karşı benimsemiş olduğu o düşüncenin, gelişerek Küba ile ilişkilerin neredeyse normalleşmesi hatta Obama’nın Küba’ya resmi bir ziyarette bulunması, ABD’nin öncülüğünde ve belki de baskısı ile 2015 yılının Temmuz ayında İran ile uluslararası bir nükleer anlaşma imzalanması gibi sonuçlara neden olduğunu biliyoruz.

Kitaba göre Mısır olayları da çok dikkat çekiciydi. Her şey orada yaşananları uluslararası kanalların tüm dünyaya naklen yayınladığı Tahrir Meydan’ında gelişmişti. Bu olaylar Beyaz Saray’ın duvarlarını süsleyerek herkes tarafından dikkatli bir şekilde takip edilmişti. Kitabın tanımına göre Beyaz Saray’ın ‘Yaşlılar Takımı’ ve ‘Gençler Takımı’ arasında bu konuda sert tartışmalar yaşanmıştı. Birinci takım var olan rejimin desteklenmesi gerektiğini düşünürken, ikinci takım ise Tahrir Meydan’ında gösteri yapanların kazanacağını düşünüyordu. Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da birinci takımı destekliyordu. Ancak buna rağmen Obama sonuçta Başkan Mübarek’i arayarak yönetimden çekilmesi tavsiyesinde bulundu!

Yazar kitabında ikisi arasında gerçekleşen ve sıcak geçen telefon görüşmesinin ayrıntılarını da aktarıyor. Hatta Mübarek’in duyduğu telaştan görüşmeye çevirmensiz devam ettiğine bile kitapta yer veriyor. Yazarın dediğine göre daha sonra bu konuyu değerlendiren Obama şöyle demiş:

“Geri çekilmesi talebinde bulunmak benim için çok kolaydı. Çünkü Mübarek’i yakından tanımıyordum. Eğer tanısaydım belki de bunu yapmak benim için çok daha zor olacaktı!”

Ardından yazar sözlerini şu şekilde sürdürüyor, ”Mübarek yönetime geldiğinde Ben Rhodos daha dört yaşındaydı!” Bu sözlerle yazar, üstü kapalı bir şekilde liderlerin uzun bir süre iktidarda kalmasından duyduğu rahatsızlığı ifade etmek istiyor.

Libya konusu ile ilgili olarak ise yazar, Beyaz Saray’da bu konuda yaşanan tartışmaların çok daha uzun bir süre devam ettiğini belirtiyor.’Yaşlılar Takımı’nın Libya’ya aktif bir müdahalede bulunma konusunda çekinceleri oduğunu söylüyor ve ardından şöyle diyor:

“ABD idaresi bir şey yapmamaya karar verdiğinde, Başkan’ın önüne politik önerilerini içeren hiçbir taslak koymaz. Bir şey yapmaya karar vermesi halinde ise birkaç ilgili idare ve komisyonun hazırlamış olduğu seçenekleri barındıran taslaklar hazırlanır. Ardından Bakan bu taslaklar arasından kabul edebileceği bir senaryo seçer.”

Libya konusuna da değinen yazar, Fransa’nın (Sarkozy) Güvenlik Konseyi’ne sunduğu kararın ardından ABD yönetiminin Libya konusunda sert bir tutum benimsemeye karar verdiğini anlatıyor. Fransa’nın karar tasarısı, Libya savaş uçaklarının uçuşunu engellemeyi teklif ediyordu. Ardından ABD yönetimi uçuşu engelleme kararının yetersiz kalacağına hükmederek daha genel bir karar tasarısı sundu. Buna göre Libya’da sivillerin öldürülmesini engellemek için ne gerekiyorsa yapılması talep ediliyordu. Güvenlik Konseyi’nin bu genel kararı kabul etmesinin ardından ABD’nin hava desteği ile İngiltere ve Fransa’nın ortak müdahalede bulunması konusunda anlaşmaya varıldı! Yazar ayrıca Obama’nın kendisine uçuşun engellenmesi kararının haftalar değil sadece birkaç gün için geçerli olduğunu söylediğini naklediyor.

Dikkat çekici bir başka durum ise bu kararın ardından Muammer Kaddafi’nin Beyaz Saray’a göndermiş olduğu ve sert bir dille yazılmış olan mektuptur. Kaddafi bu mektubunda, kendisinin El-Kaide ile savaştığını ve eğer Batı teröristlere yardım etmek istiyorsa, o zaman Obama’nın Usame bin Ladin ile görüşmesi gerektiğini söylüyor!

Genel olarak kitap, Obama idaresi zamanında karar alma mekanizmalarının nasıl işlediğini anlatıyor. Ayrıntıları ve bilhassa Arap dünyasında yaşanan olaylar ile ilgili olanları okuyan birisi kuşkusuz ABD’nin Arap Baharı olaylarının birçoğunda tepkilere göre politika belirlediği sonucuna ulaşacaktır. Bu tepkileri doğuran eylemler kurgusu ise Doğu başkentlerine ait!

Sonuç olarak;

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası ilişkilerde kişilerin değiştiği ama oyun kurallarının değişmediği bir sistem kuruldu. Günümüzde ise İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra temelleri atılan bu sistemde, ilk defa hem kişilerin hem de oyunun kurallarının değiştiğini görüyoruz. Bu nedenle Arap dünyasında bulunan araştırma merkezlerinin bu kitabı hem içerik olarak hem de eleştiri açısından incelemesi gerekiyor. Belki de bu şekilde yeni oyunun bazı kurallarını anlayabiliriz!

Muhammed Rumeyhi

Muhammed Rumeyhi

Araştırmacı yazar, Kuveyt Üniversitesi'nde Sosyoloji profesörü...

More Posts