Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

1974 Anlaşması nihai bir İsrail-Suriye sınırı haline gelmiş midir? - ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

1974’te Suriye ile İsrail arasında imzalanan anlaşma sadece bir ateşkes anlaşması olmasına rağmen, 2011’de Suriye devriminin başlamasından sonra bile nihai bir anlaşma gibi kesintisiz bir şekilde uygulanagelmiştir. İsrailliler, Rusların ulaştığı son kararları hemen kabullenmeye başladılar. Bu aşamaya ise, Güney cephesinde Dera ve Yermük Havzası’nda meydana gelen çatışmalardan, Rus ordusu ile BM kuvvetlerinin yardımıyla Beşşar Esed rejim güçlerinin ateşkes hattındaki bölgeye geri dönüşünden sonra gelindi. Bu geri dönüşe sanki kırk gün kırk gece sürecek bir düğüne katılmışlar gibi ya da İsrailliler üzerine Semadan gelip çökmüşler gibi! sevindiler. İran Devrim Muhafızları, Lübnanlı “Hizbullah” güçleri ve Tahran’daki General Kasım Süleymani ve Velayet-i Fakih rejimine bağlı mezhepçi örgütlerin bulunduğu güney cephesindeki çatışmalar henüz sonuçlanmadan önce İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Avigdor Liberman Esed rejimini hemen övmeye yöneldiler ve rejim askerlerinin 2011’den önceki eski pozisyonlarına dönüşünü memnuniyetle karşıladıklarını ifade ettiler. Ayrıca rejim güçlerinin ateşkes hattındaki güvenlik koşullarını kontrol etmedeki rolünü öve öve bitiremediler. İsrail, kalıcı bir sınır anlaşması olarak gördüğü 1974 anlaşmasına son derece önem vermektedir.

Bu rejim, ilk “sahibi” Hafız Esed’in döneminde -1970’teki rejimi nihai olarak kontrolünden önce de- 1967 savaşından sonra işgal edilen Golan Tepeleri’ndeki ateşkes hatlarını kontrol etmeye İsraillilerden daha istekli olmuştur. Hafız Esed o dönem Savunma Bakanıydı ve aslında Suriye’nin fiili devlet başkanıydı, zira Dr. Nureddin Atasi sembolik bir cumhurbaşkanı kabul ediliyordu. Partinin Genel Sekreter Yardımcısı Salah Cedid de dahil olmak üzere Baas partisinde görevli ve ulusal liderlik yapan hiç kimse Esed kadar etkili ve güçlü değildi. İsrail işgaline karşı mücadele edilen bütün cepheler, ilgili devletlerin rızasıyla veya fiili durumun bir gereği olarak, Suriye cephesi yani işgal altındaki Golan Tepeleri hariç Filistin gerillalarına açılmıştı. Hafız Esed gerek Savunma Bakanıyken gerekse bu Suriye Arap toprak parçasının devlet başkanıyken öne sürdüğü gerekçe –ki vefatından sonra görevi devralan oğul Esed de aynı gerekçeyi öne sürmüştür- ‘Suriye’yi “Siyonist düşman” ile çatışmaya vakti-saati gelmeden sürüklemenin mümkün olmadığı, İsraillilere, Suriye ile girişecekleri bir savaş için herhangi bir mazeret verilmemesi gerektiği’ şeklindeydi. 1973 savaşı ve 1974’teki “Antlaşma” ile biten ve “yıpratma savaşı” olarak adlandırılan savaş dönemi haricinde durum bu şekilde devam edegelmiştir. BM her ne kadar bu anlaşma metnine “işgal altındaki Suriye tepeleri” ibaresini koymuş olsa da bunun kalıcı bir uluslararası sınır anlaşması haline geldiği kesindir.

Şunu çok iyi idrak etmeliyiz ki şu anda bizler, tüm Suriye halkını, tüm Arap ulusunu ve hatta dünyadaki pek çok Müslüman ve gayrimüslimi ilgilendiren çok ciddi bir meseleden bahsediyoruz. Zira Haziran 1967’de Hafız Esed, kendisi savunma bakanı iken Golan Tepeleri’nin tamamının düşmesinden iki gün önce –bazılarına göre üç gün önce- buraların kaybedildiğini o dönemin Kuneytra valisi Abdulhalim Haddam’ın dilinden açıklamıştı. İlginçtir bu günlerde, Haddam’ın, yıllardır devam eden sürgününden sonra, Beşşar Esed rejimi ile uzlaşmak, Şam ve Suriye’ye geri dönmek için çabaladığına dair bilgiler dolaşıyor. Ortalıkta dolaşan diğer bir haber de, Mustafa Tlas’ın büyük oğlu başarılı işadamı Firas Tlas’ın, “ülkesinin” yeniden inşasına katılmak ve bu pastadan büyük bir pay almak istediği ve bunun için de büyük bir gayretin içerisine girdiğiydi… Bu bilgilere bakacak olursak, bütün bu yıkım ve tahripler sanki bu ahlaktan yoksun amaç için yapılmış gibi duruyor.

Her halükarda, net ve kesin olan şey, bu 1974 anlaşmasının Rus garantörlüğünde nihai bir uluslararası sınır anlaşmasına dönüşmüş olmasıdır. Suriye şu anda 21. Yüzyılın bitimine kadar Rusya’nın boyunduruğuna girmiş gözüküyor. Bu, herkese ilan edilmiş ve gizli olmayan bir konudur. Beşşar Esed, birkaç gün önce yaptığı son açıklamalarından birinde bunu bizzat kendisi şu şekilde itiraf etti: “Rus birlikleri Suriye’de uzun süre –bu yüzyılın sonuna kadar- kalacaktır!”
Bir söz vardır; “Sükut İkrardan Gelir.”

Beşşar Esed’in, İsraillilerin 1974 anlaşmasıyla ilgili olarak söyledikleri ve yaptıkları karşısındaki şaibeli sessizliği durumu kabullendiği anlamına gelmektedir. Halbuki 1974 anlaşması geçici bir ateşkesi öngörmekte, kesinlikle kalıcı/ilelebet bir uluslararası sınır anlaşmasını ifade etmemektedir. Bu tehlikeli gelişme karşısında sessiz kalmak, İsrail’in 1967’de işgal ettiği Golan Tepeleri’nin, İsrail’e tamamen ilhakını kabullenmek anlamına gelir. Bu Arap ülkesini tam anlamıyla boyunduruğu altına almış olan Rusya, bütün bu gelişmeleri tertip eden ülkedir. Rusya artık kendisini Ortadoğu’nun bir parçası kabul etmektedir. Artık onun vazgeçilmez müttefiki İsrail’dir. Zira Bu Siyonist devlet, bütün bu Arap parçalanmışlığı ve Amerikan desteğinden sonra, hala birçok trajediye gebe bu hassas bölgede ana figür haline geldi.

Bu nedenle, birçok politik ve coğrafi haritayı etkileyecek bu tehlikeli gelişme hakkında sormamız gereken sorular şunlardır: Ruslar, güney cephesindeki çatışmalar biter bitmez ve aynı şekilde geçici olması gereken 1974 ateşkes anlaşması, kalıcı bir uluslararası sınır anlaşmasına dönüştürdükten hemen sonra İranlıları neden dışlama ihtiyacı hissettiler? Bu durum, İsrail’in işgal altındaki Suriye Golan Tepeleri’ni İsrail’e ekleme kararının bir tamamlayıcısı olarak görülebilir. Bu ekleme kararı ise İsraillilerin Suriye’nin tamamını ve bu Arap ülkesini Lübnan, Ürdün ve Irak’a bağlayan tüm yolları kontrol altına aldığı anlamına geliyor.

Ruslar, İranlı müttefiklerini dışladılar, çünkü bu türden rejimlerin yakında sona ereceğini ve İsrail’le ittifaklarını güçlendirdikten sonra artık İranlı müttefiklerine ihtiyaç kalmayacağını hissettiler. Ve tüm bunların ışığında, bu yüzyılın sonuna kadar Suriye’de kalacaklarından da eminler. Ayrıca Moskova ile Tahran arasındaki ilişkilerin bu şekilde devam etmesi halinde, İsrailliler tedirgin olacaklar ve Ruslarla ilişkilerinde daha ihtiyatlı olmaya çalışacaklardır. Bu da Rusya’nın arzu etmediği bir şeydir. Bir de kaybetmeye mahkum bir ülkeye neden bağımlı kalsın ki…
Zira İsrail devleti gibi bir alternatifi var ve bu ülke Ortadoğu denkleminde ana figür haline geldi!!

İsrail, 1967 işgalinden önce ve sonra her istediğini elde edebildiğine göre, uzak olmayan bir sonraki adımı, Yahudi göçmenlerinin binlercesini hatta milyonlarcasını dünyanın dört bir yanından taşıyarak Golan Tepeleri’ne yerleştirmektir. “Yahudileştirme” gibi görünen şey, Yahudi dininin esasında “Yahudi ulusu” olarak kabul edilmesinin bir sonucudur. Bu da hem İsrail içinde hem de dışındakilerin Yahudi ulusu kabul edilmesinin ana sebebidir. Benyamin Netanyahu birkaç gün önce bir açıklama yaptı ve “Yahudi ulus devleti” kararından sonra, 1948’de İsrail’e gelen İsrailliler gibi herhangi bir Yahudi’nin İsrail’e bir İsrailli olarak gelebileceğini söyledi. Elbette bundan sonra bu türden sözleri “Golan Tepeleri’ne gelebilirler” şeklinde anlamalıyız. Özellikle de1974 anlaşmasını Siyonist devlet ile Suriye arasında kalıcı bir uluslararası sınır anlaşması olarak kabul ettikten sonra… Zira artık Golan Tepelerini kendi topraklarından kabul ediyor.

Bu nedenle, İsraillilerin İranlıları terk etme konusundaki ısrarlarının, 1974 anlaşmasına karşı müteakip ayaklanmalardan kaçınmak anlamına geldiği açıktır. Bu bağlamda artık Golan Tepeleri, Beşşar Esed rejiminden önce Ruslar tarafından tanınan bir İsrail sınırına dönüşmüştür. Bu aynı zamanda, İran’ın Amerika tarafından hedef alınmasının bir sonucu olabilir. İran’ın bu Arap ülkesinden ayrılacağı inancı var.

Bu da Irak, Lübnan, Yemen ve tüm bölgeyi zorunlu olarak terk edeceği, kendi içine kapanacağı ve eski sınırlarına döneceği anlamına gelmektedir. Zira bu ülke, bölgedeki tüm bu muazzam rahatsızlıkların ana kaynağıdır. Şu anda Suriye’nin tüm şehirlerini ve köylerini, çeşitli gelenek ve uygulamalarını yerle bir etmiştir.

Salih Kallab

Salih Kallab

Ürdünlü yazar. Eski Enformasyon, Kültür ve Devlet Bakanı

More Posts