Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Washington Post’un Suudi Arabistan’daki anlamı - ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Öncelikle belirteyim; Suudi Arabistan-Kanada krizinin, özünde insan hakları sorunlarıyla o kadar da ilgisi yok.

Hele ki Kanada’nın Suudi Arabistan’ın içişlerine karışması sebebiyle Suudilere dayatılan şeyle karşılaştırıldığında gerçekten ilgisi olmadığı görülür…

İşin özeti şu: Bir devlet, bariz bir şekilde başka bir devletin işine burnunu soktu. Bununla da kalmayıp kışkırtıcılıkta haddi aşarak Riyad’daki elçiliği, Twitter’da kendi hesabından ve Arapça olarak tutumunu yaydı: İki ülke arasındaki anlaşmazlıklarda elçilik, ilk savunma hattı olmalıdır. İki ülkenin çıkarlarına zarar verecek şekilde krizin fitilini bile bile ateşledi.

Sonra Washington Post gibi ciddi bir gazete tüm bunları unutarak geliyor ve krizin sebeplerinin tamamen görmezden gelindiği ve ilk defa olarak Arapça bir başyazı yayımlayarak oldukça çirkin bir biçimde Kanada’nın bakış açısına taraf oluyor.

Tüm bunlar gazetenin yazarlarına istedikleri gibi görüşlerini ifade etme hakkı tanıdığı şeklinde anlaşılabilir. Bununla birlikte gerçekten ilginç olan şey, Batılı devletlerin kendi aralarında bile görüş birliğine varamadıkları Batılı kabulleri dayatmaya çalışarak Krallık’tan bunları harfiyen uygulamasını talep etmesidir. Evet, büyük liberal gazete, böylece bir kültürü ve tamamen farklı değerleri, kendi toplumundan binlerce mil uzakta bulunan ülkelere dayatmak istiyor. Bununla, Kanada’nın insan hakları ve temel özgürlükler meselesine yönelik anlayışının ‘doğru’ olduğu yönünde oldukça tuhaf bir sonuca varmayı hedefliyor.

Gazete garip bir mantıkla Batılı kabullerin, ‘üzerinde anlaşmaya varılan varoluşsal kabuller’ olduğunu ekliyor.

Kim demiş herkesin aynı şekilde düşündüğünü!

Bir ülkeye, kendi kültürünü başka ülkelere dayatma hakkını kim veriyor!

Daha kötü olan şey, bu köklü gazetenin Suudi Arabistan’ın iç meselelerinin tüm demokrasilerin ve özgür toplumların meşru ilgi alanları dâhilinde olması gereken meseleler’ olduğunu vurgulamasıdır!

ABD’li gazetenin başyazısında da yer alan böylesi iddialar, maalesef ki akıl dışıdır. Üstelik Batı’nın kendi kabullerini, bölge ülkelerine uygulamak müdahale ederek komplolarla yaydığı anlayışına dayalı yüzeysel bir fikri pazarlayan fanatiklere de tabakta sunulan en iyi fırsat.

Şunu belirtmiş olalım: İnsan hakları konusunda uyulması gereken genel evrensel kabuller vardır. Ancak aynı zamanda insan haklarını yüceltmek ve korumak için önemli bir etken olması dolayısıyla değerlerin ve kültürlerin çeşitliliğini de gözden kaçırmamak gerekir.

İdam cezası, bunun güzel bir örneğidir. Batı ülkelerinin kendi aralarında bile bu cezanın uygulanmasına ilişkin anlaşmazlık mevcuttur.

Sanayi ülkeleri arasında yer alan şu 4 ülke idam cezasını uygulamaktadır: ABD, Japonya, Singapur ve Tayvan. ABD içerisinde 32 eyalet ve federal hükümet, bu cezayı kabul ediyor ve ona göre iş tutuyorken geri kalan eyaletler, bunu insan haklarına bir ihlal olarak değerlendirerek uygulamıyorlar.

Tek bir devlet, insan haklarına ilişkin bir kavramda anlaşamamışken Washington Post, nasıl aynı kavramları ‘üzerinde anlaşmaya varılan varoluşsal kavramlar’ olarak değerlendirip sanki semavî bir söz gibi söz konusu kabulü dayatmaya kalkışabilir?!

Suudi Arabistan BM’nin insan hakları ile ilgilenen birimleri ile etkin bir şekilde işbirliği yürütmekte olup İnsan Hakları Konseyi’nin bir üyesi olarak çabalarına devam etmektedir. Suudi Hükümeti’nin yaptıkları ile bu topraklar üzerindeki sonuçlarını kanıtlamış olan reform projesinin ana maddesi olarak bu konudaki hatalarını da zaman içerisinde düzeltmektedir. Öte yandan insan haklarının evrensel anlamının günümüz dünyasında yerleştiği söylenemez. Bu anlam üzerinde tam anlamıyla görüş birliğine varılıp dünya çapında kültür farklılıkları ile birlikte uygulanması mümkün değildir. Özellikle de halkların gerçek anlamdaki ihlalleri sindirilmişken. Kanadalı değerlerin hâlihazırda evrensel sahada saldırıya uğradığını söylemeye gerek yok. İtalya ve Avusturya gibi ülkeler, ABD Başkanı Donald Trump’ınkilere benzer düşünceleri benimseyen siyasetçileri tercih ettiler. Söz konusu düşünceler, Kanada Hükümeti’nin liberallikte aşırıya kaçan yönelimleri ile hiçbir şekilde uyuşmuyor. Şimdi Kanada Hükümeti’nin düşüncelerini bu devletlere ve halklarını dayatması akıl alır şey mi?

Kanada ve Suudi Arabistan arasındaki krize Kanada merkezli Maclean’s dergisi yazarı Andrew McDougall şu yorumu yaptı: “Şimdi Kanada’ya sormalı: Bu konuda ne yapabiliriz? Bu hoşumuza gitmiyor ama cevap şu olabilir: Dışarıdaki ses tonumuzu azaltıp içeride coşkulu olmak”.

Bu, uluslararası ilişkiler ve devletlerin egemenliğini çiğnememe kavramları ile uygun düşen mantıklı ve açık bir denklem.

Kendi ülkende dilediğini yap, sana ve vatandaşlarına uygun düşen kavramları uygula ve kendi kültürünün ve değerlerinin en iyi; diğerlerinin de daha düşük olduğunu düşünmekten vazgeç. Keşke bu mesaj, Washington Post’a da ulaşsa da en azından kendi benimsediği kabulleri dünya ülkelerine dayatmamak gerektiğini anlamaya çalışsa!

Selman Dusari

Selman Dusari

Suudi Arabistanlı gazeteci, El- Şark el- Avsat eski genel yayın müdürü

More Posts