Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Ahvaz saldırısından sonra İran’ı nasıl bir tehlike bekliyor? - ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Ahvaz’daki (İran Arabistan’ı) olaylar, İran yönetimini tam anlamıyla sarstı. Bununla birlikte bunun bireysel bir olay mı yoksa tekrarlayıp yayılacak bir şey mi olduğunu henüz bilmiyoruz.

Saldırıyı önemli kılan şey, geniş planda ABD’nin başarıları ve İran’ın başarısızlığının ardından gerçekleşmiş olması.

Nitekim görüyoruz ki pek çok Avrupalı ve uluslararası şirket, ABD’nin yaptırımları karşısında İran pazarından çekiliyor.

Öte yandan asıl Amerikan yaptırımlarının başlayacağı 4 Kasım tarihi de yaklaştı. Tüm bunları Cumartesi günü yaşanan hadiseyi de hesaba katarak değerlendirdiğimizde süreç daha da ciddileşiyor.

Bu olayın failleri İranlı, doğru. Tahran rejimi, İran muhalefetine karşı farklı düzeylerde etkin bir mücadele verdi.

2009’da yaşanan olaylar, İran rejiminin bu zamana kadar uğradığı en önemli tehditti ancak rejim bu kitlesel gösterileri bastırmayı başardı.

Bundan ‘İranlılar, rejimle başa çıkamazlar’ şeklinde bir sonuca varmamalıyız.

Zira 2009 ile kıyasladığımızda bugün İranlıların yaşam koşulları büyük oranda kötüleşti.

Bunun da en büyük sebebi ABD Başkanı Barack Obama’nın görevden ayrılmış olmasıdır ki Obama, İran mollalarına sunulan en değerli hediye idi.

Obama onları çok sevmiyordu; sadece Ortadoğu ve dünya bilgisi zayıftı.

Bundan dolayı yani İran’ın taşıdığı tehlikelerin farkında olmadığı için İran rejimine destek oldu; ideolojisini beğendiği için değil.

Kaynağımın bana aktardığına göre İran’ın mevcut durumunu farklı kılan pek çok unsur var:

Öncelikle ABD, İran’ı resmen ve alenen bölgedeki birinci düşmanı olarak görüyor ve İran’ı tek bir tutumu ile değil bir bütün içerisinde değerlendiriyor:

Nükleer meselesi, bölgedeki rejimleri istikrarsızlaştırma, Amerika’nın İsrail’e yardımı ve Suriye’de İranlı askerî kurumların aleyhine olan operasyonları, İran’ın küresel teröre niyetlenen tek ülke olarak dünyadaki en önemli terör gücü olduğunu açıklaması.

Ve siz birini düşman ilan ediyorsanız bu oldukça önemli bir unsur olur.

İkinci olarak ekonomik sorunlar git gide artıyor. Kötü ekonomi yönetimi, İran rejimi tarafından başlatılıp rejimin sadece petrole yaslanıp ihracatını çeşitlendirmemesi ile devam etti.

Obama, üretimi artırmak amacıyla rejime petrolü geliştirme izni ve bunun da için de İranlıların elinde bulunmayan teknolojiyi vermişti.

Şimdi tüm bunlar geriye doğru gidiyor ve Kasım’da başlayacak olan ambargodan daha da etkilenecek.

Zira bu, iştahla kemiren bir ambargo. Bunun üzerine bir de Avrupalıların İran’a tazminat ödeyecekleri iddiasının çürük olduğu ortaya çıktı.

Nitekim şirketlerinin, politikalarını desteklemeye hazır olmadığını ve ABD Başkanı’nın (Donald Trump) saldırdığı bir ortamda Avrupa’nın direnç gösteremeyeceğini gördüler.

ABD şu an Avrupa’ya şunu diyor: “Sen savunmaların için para harcamamaya ve yükü bizi omuzlarımıza atmaya çalışıyorsun. Biz buna artık göz yummayız”.

Öyleyse Avrupalılar, ABD ile sadece İran konusunda çatışmıyorlar. Avrupa’nın, Amerika’nın dünya siyasetini değersizleştirmeye varacak bir seviyeye gelmesine karşılık ki bu tamamen İran ile alakalı, Avrupa’nın güvenliğini finanse etmeye yanaşmayan bir Amerika ile başa çıkması gerekecek.

ABD’nin çıkışlarını telafi edemeyen Avrupa olgusu, oldukça önemli bir unsurdur.

Kaynağıma göre, Çinlilerin ne yapacağı hala bilinmiyor. Zira Trump, hayati meselelerde Çinliler ile de karşı karşıya geliyor ve bu durum Çin rejiminin varlığını doğrudan ilgilendiriyor.

Çinliler buna İran ile iş tutarak karşılık verebilir.

Ona göre Çinliler, Kuzey Kore’ye yönelik yaptırımlarını hafifletmekle işe başladılar.

Tüm bunlarla birlikte İranlıları zora sokan en belirgin unsur, ABD’nin İsrail’e yönelik desteğidir.

Bu, İran’a karşı bir meydan okuma olarak görülüyor zira İran ekonomisi oldukça zayıf.

Öyle ya İran’ın diğer ülkeleri istikrarsızlaştırmasının maliyeti epey yüksek!

Şu anda İran’da Devrim Muhafızları ile Ruhani’nin ekibi arasında gerçek bir çatışma söz konusu.

Sorun ise ekonomik: İran toplumu patlama çizgisinin eşiğindeyken İran’ın, bir yandan Suriye ve Yemen’de ve diğer yandan büyük bir askeri kurum inşa etmek ve balistik füzeler ile nükleer dosyalara yatırım yapmak için milyarlar harcama lüksü var mı?

Biz bunlara Ahvaz’da olduğu gibi başka meseleleri de eklediğimizde sorunu daha da büyür.

Özellikle o insanların da kötü bir ekonomik koşul içerisinde olduğunu dikkate aldığımızda bu, İran yönetimine yönelik bir baskı oluşturacak.

Peki, İran Kasım sonrasına dair ne düşünüyor?

Kaynağımın bu soruya cevabı şöyle: Çok daha fazla baskıya maruz kalacak.

Çünkü onun esaslı iki düşmanı olan ABD ve İsrail geri adım atmayacak.

ABD’liler, ekonomik baskıyı sürdürme noktasında ısrarcı ve bu konuda destek de sağladı.

İsrailliler ise Suriye’de olan bitenler ile yüzleşmeye kararlı.

Orada olan bitenler ise gerçekten dikkat çekici.

Zira İsrail, Suriye’de İran askerî varlığını kabul etmeyeceğini açıklamakla kalmayıp onlarca hava saldırısı ile İranlıların orada sahip çıktığı her şeyi yıkmaya hazır olduğunu da kanıtladı.

Gerçekten her şeyi yıkabilir mi?

Bu soruyu kaynağım şu şekilde yanıtlıyor: Hayır ama şimdiye kadar başarılı oldu!

Peki, son darbenin etkilerinden sıyrılabilir mi?

Bunun da cevabı şu oldu: Evet. Bir olayla karşılaştı. Bunun sebebi ise Suriyelilerin ya yetersiz oluşu da ya da 15 Rus askerinin bulunduğu Rus uçağını düşürerek bir sorun yaratmak istemiş olmasıdır.

Kaynağım, bunu yetersizliğe yormaya meyilli. Ancak planlanmış olmasını da uzak bir ihtimal olarak görmüyor.

Ona göre bu gelişme, İsrail’i Suriye’de faaliyetlerinden el çektirmeyecek.

İranlılar da Irak topraklarında ona doğrudan bir tehdit oluşturmuyor. Ancak onun görüşüne göre Irak meselesi biraz çetrefilli. Nitekim orada İran’ın ülkelerini işgal etmesini ve Irak’ın İranlılar yüzünden tehlikeye maruz kalmasını istemeyen Şii güçlerin de aralarında yer aldığı pek çok odak var.

Kaynağım, İranlıların Suriye ve Irak’ta başarısız olduğunu düşünüyor ve şöyle diyor:

Saldırganların en büyük avantajı, direnmeye kararlı olan insanlarla yüzleşmemesidir.

ABD’de meydana gelen değişim ve İsrail’deki fikir birliği bu iki ülkeyi öncü yaptı.

İsrail, İran’ın askeri müdahalesini çok maliyetli bir hale getiriyor.

ABD de beri yandan İran’ın ekonomisini sarsıyor.

Körfez ülkeleri de Amerikan eğilimini destekliyor.

İran’ın petrol üretimi düşerse diğer ülkeler petrol dengesini koruyacağı için fiyatların yükselmesi zorunlu hale gelmez.

İran, Ortadoğu’ya egemen olmak istiyor ve bu, Körfez bölgesi başta olmak üzere Arap ülkeleri için varoluşsal bir tehdit ve ABD için de büyük bir tehlikedir.

Batılı bir tarihçi olan kaynağım geçmişe dönerek şu ifadeleri kullanıyor: Bir, Mısırlı Başkan Cemal Abdünnasır’ın 50 ve 60’lardaki durumuna bakın, bir de İran’ın şimdiki durumuna.

O senelerde Ortadoğu’daki her odak, en birinci düşmanın Cemal Abdünnasır olduğunu biliyordu ancak kimse ona karşı savaşmaya hazır değildi.

Körfez ülkeleri, ABD ile birlikte onun hırslı adımlarını biraz yavaşlattı.

Merhum Ürdün Kralı Hüseyin ise 1967’deki Altı Gün Savaşı’na katılmaktan kaçamadı.

Öyle ya Abdünnasır, Arapça konuşuyordu!

Bugüne dönelim: İran, ne Arap ne de Sünni.

Ona boyun eğmektense onunla yüzleşmek en iyisi!

Bundan dolayıdır ki bu büyük Arap ittifakı, ABD ile değil gerçek bir tehdit oluşturan İran’a karşı bir işbirliğidir.

Yoksa İran, tüm bölgeyi ele geçirecek ki kimse bunu istemez.

İran, Körfez ülkelerini desteklediği için Amerika’nın sorumlu olduğunu söylüyor. Bu ince bir detay.

Ben Körfez ülkelerinin süreçle bir ilgisi olduğundan şüpheliyim.

İran bu ülkeleri istikrarsızlaştırıyor ve bu, onun ilk ve son hedefi. İran’ın saldırganların İranlı olmadığı yönündeki iddiası doğru değil.

Hem dışarıdan gelmiş olsalar bile buna karşı çıkıp kınayacak olan son kişiler İranlılar zira onlar ajanlar ile çalışmanın ustasıdır.

Ahvaz’da olanlar, İran’ın Yemen’de Riyad’a doğru İranlı balistik füzeleri fırlatan Husiler’e olan desteğiyle kıyaslanamaz.

İran suçladığı ülkelere, “Ben sana karşı büyük bir savaş başlatabilirim ama sen hiçbir şekilde bana karşılık veremezsin” demek istiyor sanki!

Bu son derece saçma!

Hüda Huseyni

Hüda Huseyni

Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist

More Posts