Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Arap-İslam Alemi ve dünyanın geri kalanının bir yanda ve ABD’nin tek başına bir yanda olduğu Kudüs davası konusundaki restleşmelerin ortasında, ABD’nin ‘Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi’ni yayınlaması, belki de Birleşmiş Milletler (BM) olağan sicilinde bulunmayan bu çatışma ortamında kayboldu.

ABD, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımak, tüm Güvenlik Konseyi üyelerine karşı tutum sergilemek ve BM Genel Kurulu üyelerinin ezici çoğunluğunu karşısına almakla yetinmedi. Özel Temsilcisi, yardım ve bağışları kesme, BM’ye ayırdığı bütçeyi kısma ve tüm dünyayı ilgilendiren konulardaki çeşitli organizasyon ve girişimlerini azaltma tehditleri savurdu. Yaşananlar, ABD’nin bir bölge ve meseleye yaklaşımının özeti sayılabilir. Fakat çatışmaların ortasında çıkarılan ‘Ulusal Güvenlik Stratejisi’ Belgesi’, iki sebeple ABD’nin küresel hareketleri için daha geniş bir çerçeve oluşturabilir: İlki, Donald Trump, seçim kampanyası sırasında ve başkanlık koltuğuna oturduktan sonra ABD’nin dış politikası karşısında fikri ve teorik olarak açık bir vizyonu ifade etmeye özen gösterenlerden olmadı. İkincisi ise; ABD dış politika ve ulusal güvenlik personelinin, kendi kişisel görüşleri ile hareket eden bir Başkan ile fazla benzeşmediğidir.

Ulusal Güvenlik Stratejisi, ilgili kurumlar arasındaki mutabakat için genel bir çerçeve sağladı; ve mademki dünya en az üç yıl daha Donald Trump ile birlikte yaşayacak ve Beyaz Saray’da Trump da olsa başkası da olsa, ABD dünyanın tüm ülkeleri için kritik önem taşıyacak. Bu nedenle ABD’den gelen her şeyi yakından takip etmek ve tüm uluslararası sistemi ilgilendirecek bir bakış açısı oluşturmak her zaman daha uygun olacaktır.

Hakikatte, ABD yasama organın, ABD’nin dış politika ve ulusal güvenlik konularındaki liderliğinde fikri açık olma ihtimali konusunda uyarıda bulunulabilir.  Bu nedenle 1986’da Beyaz Saray’dan ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi hakkında yıllık kongre raporu hazırlamasını talep eden Goldwater Nichols yasası çıkarıldı. Bu belge, devletin çıkarları ve hedeflerini sunmakta, kısa ve uzun vadede Amerikan ekonomik, askeri ve diğer güç unsurlarının kullanımlarını önermekte. Bu stratejiyi uygulamak için gereken kapasiteyi değerlendirmekte. Bu nedenle ilgili birliklerin, özellikle de Savunma Bakanlığı’nın çalışmaları için gerekli bütçelerin geliştirilmesine yardımcı olmakta. Bu yasanın farklı ABD yönetimlerinde ne ölçüde uygulandığına bakılmaksızın, (ABD’nin askeri bütçesi, çoğunlukla çeşitli ABD yönetimlerinde strateji yayınlanmadan önce onaylandı. Bu durum Obama yönetiminde tekrarlandığı gibi şu anki hükümette de aynı şekilde uygulandı) belge, Trump’ın düşüncesinin ve belki de çeşitli kurumlarıyla mevcut yönetiminin ilk sağlıklı görüşünü temsil ediyor. Ayrıca, dünyadaki çeşitli konulardaki genel yönelimin yanı sıra, bu kurumlar arasındaki uyum derecesi için bir ölçüm aracı görevi görecektir.

Belgeye dair ilk değerlendirme, Başkan Trump’ın pek çok tutum ve politikasında olduğu gibi, eğilimlerinin, önceki tüm ABD yönetimlerinden oldukça farklı olduğu. Trump yönetimi, özellikle Demokrat Obama’nın ifadesiyle ABD’nin ‘küresel bir iyilik gücü’ olduğunu veya Cumhuriyetçi  Ronald Reagan’ın söylemiyle ‘tepedeki parlak şehir’ olduğunu düşünen Geleneksel ABD ‘idealizmi’ ile ilgili olan her şeyi kaldırdı.  Trump’ın belgesi, ABD etiğini ve tüm evrene hizmet eden hedefleri yücelten bu ‘saksı’ tabirlerin hiç birini tanımamakta. ABD yönetimine göre, dünya acımasız, saldırgan görünüyor ve ortak çıkarlar, uluslararası işbirliğini gerektiren konular bulunmamakta. Bilakis O, ABD’nin ‘gücünü’ ve servetini ganimet bilip istismar etmekte ve tüketmekte. Trump’ın belgesi, ortak bir payda ve fayda oluşturmaya çalışan her türlü mesaj taşıyan eğilimden uzak. Bu açıdan, ABD’li Cumhuriyetçi ve Demokrat yorumcuların çoğu, belgenin tüm ABD geleneklerinden uzak olduğu üzerinde ittifak sağladı. Susan Rice (Obama’nın ulusal güvenlik danışmanı), 20 Aralık’ta New York Times’da yayınlanan makalesinde, “Başkan Trump’ın ulusal güvenlik stratejisi, önceki Demokrat ve Cumhuriyetçilerin planlarından farklılık arz etmekte. İstisnai bir şekilde son derece tehlikeli bir dünyanın karanlık ve korkutucu görüntüsünü çizmekte. Düşman devletler ve güncel tehditler içermekte. Belgede, Amerika’nın benzersiz askeri, teknolojik, politik ve ekonomik gücünden veya 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana Amerikan dış politikasının temelini oluşturan ilkeli bir liderlik yoluyla refahı, güvenliği ve özgürlüğü genişletme fırsatlarından söz edilmemekte” ifadelerine yer verdi.

İkinci değerlendirme ise; belge, birinci değerlendirmeyi göz önünde bulundurduğumuzda bazı konuları tümüyle dışlamakta. Demokrasinin dünyaya yayılması gibi ABD’yi ilgilendirmeyen şeyleri ve iklim değişikliği gibi konuları içine almamakta. Çin ve diğer ülkeler taahhütlerini yerine getirmeyip iklimi kirletmeye devam ederken, Trump’ın ABD endüstrisini sınırlayacağını düşündüğü ve bir çeşit ‘uluslararası anıt’ olarak gördüğü küresel ısınma, dünyanın geri kalanının faydalanmak için sahtekarlığa başvurduğu, ancak sorumluluğunu ABD’nin tek başına üstleneceği konuları da içine almamakta.

Üçüncü değerlendirmeye gelecek olursak; belge, devletlerarası ilişkilerde ‘realist’ bir yaklaşım benimsemekte ve tüm ülkeleri bir rekabet içine sokmakta. ABD’ye göre kendisinin etkisini sınırlandırmaya çalışan, Ortadoğu veya Güney Çin Denizi gibi dünyanın farklı yerlerinde varlığını zorlayarak küresel bir rol oynayan Rusya ve Çin şiddetli rekabet halinde. İran ve Kuzey Kore, ABD’ye, bölgesel ve uluslararası istikrara karşı iki asi ve düşman devlettir. Tüm bunların sonucu, Soğuk Savaş atmosferine, dünyanın çeşitli ülkelerini etkilemeyi amaçlayan silahlanma yarışına ve vekalet savaşlarına dayanarak geri döndü. ABD ve dünyanın geri kalanı arasındaki savaş, bir önceki Soğuk Savaş’tan (1949 – 1989) şiddet yoğunluğu açısından farklılık göstermektedir. Bir önceki savaşta, biri ABD liderliğindeki NATO ile diğeri Sovyetler Birliği liderliğindeki Varşova Paktı dahil olmak üzere iki ülke bloğu arasındaydı. Birincisi; kapitalizm ile sosyalizm arasındaki mücadele iken, ikincisi; bölgesel ve uluslararası koşullar ve gelişmelerle oluşturulan belirli konular üzerine verilen bir mücadeledir.

Bu Amerikan belgesi hakkında söylenebilecek çok şey var. Fakat Arap meseleleri ve ABD’nin fiili davranışları ışığında dikkatli bir inceleme gerektiriyor. Yazılan şeyler ve önemli konularda Trump’ın garip davranışları arasında büyük farklar bulunmakta. Belgede rakip ya da düşman bir güç olarak gördüğü Rusya hakkındaki tutumuna dikkat edin. Trump onlara kendisiyle anlaşma çağrısında bulunurken, diğer yandan ABD seçimlerine müdahale etme sorumluluğunu ortadan kaldırmaya çalışıyor. Her durumda, dünyanın kaderi ABD’nin elinde olduğu sürece, Trump ve politikasını anlamak zorunludur.