Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Amerika zaviyesinden İran denklemi | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Bir insan birçok meselede Amerika Başkanı Donald Trump’tan farklı düşünebilir. Ancak İran rejiminin özelde Orta Doğu ve Basra Körfezi; genelde de tüm dünya için yıkıcı bir role sahip olduğu konusunda onunla aynı görüşü paylaşmalıdır. Demokratik bir tavır takınmaya çalışan bu rejim, daha büyük ve önemli olan hedefine varmak için zaman kazanıyor: “Nükleer İran”…

Birkaç gün önce BM Genel Kurulu kürsüsünde konuşan Trump’ı dinleyenler, sözlerine dikkat kesildi. Şüphesiz bunda etkili olan Trump’ın kullandığı dildi. Nitekim konuşmasında edebi zenginliğe ve maddi servete sahip ve teokratik bir rejimin kurbanı olan İran halkı ile onların bölgesel ve evrensel planda şiddete ve kargaşaya sebep olan yöneticilerini ayrı tuttu.

Trump, İran hakkında doğruları mı söyledi?

Son zamanlarda birçok haber kaynağı, İran devriminin mürşidi Ali Hamaney’in 2016 yılında devrim kuvvetleri ve dünya çapındaki milislere milyar doları aşan ödemeler yaptığına dikkat çekti. Bunlardan 800 milyon doları Hizbullah’a gitti ve bunun sayesinde Suriye’de 7000 gönüllüyü savaştırabildi. Mürşid, petrol gelirlerinden elde edilen büyük bir serveti elinin altında bulunduruyor. Bunun için İran’a uygulanan yaptırımları kaldırmak, olağanüstü gelirler yoluyla elini daha da güçlendirmek anlamına gelir. Ve bu gücü, Trump’ın son konuşmasındaki yakıştırmasıyla “katiller rejimi”ni sürdürme yolunda kullanıyor.

İran hükümeti, ülkenin değerini İran halkının istifadesine sunmak yerine, terör örgütlerine destek olmak ve komşu ülkelerin istikrarını sarsmak uğruna kullandı… Amerikan Merkez Deniz Kuvvetleri Komutanı Kevin Donegan’ın konuşmasına bilmiyorum denk geldiniz mi?

“New York Times”ın haberine göre geçtiğimiz Pazartesi günü öğlen Amerikalı Komutan, İran’ın Husileri anti gemi füzeleri, balistik füzeler, ölümcül deniz mayınları ve hatta Kızıl Deniz’de ve Kuzey Yemen sınırları boyunca koalisyon kuvvetlerinin gemilerine saldıran patlayıcı botlardan oluşan güçlü bir cephanelikle desteklediğine dikkat çekti.

Trump’ın en çok üzerinde durduğu nokta, İran’ın nükleer ve füze programlarını birlikte götürmesi ve bunu, bir atom silahı geliştirmesini perdelemek adına aldatmak veya zaman kazanmak için kullanmasıydı.

İran’ın Kuzey Kore konusunda Amerika’nın adımlarını takip etmesi ve nükleer güce nasıl erişileceğini öğrenmek için İran’a ve rejime yönelik tehlikeleri azaltmak bahanesiyle Washington’a yaklaşmaya çalışması, Trump’ın ve istihbarat kurumlarının gözünden kaçmıyor.

İran bugün nükleer silah bulundurmanın Amerika tarafından herhangi bir zamanda gelebilecek askeri saldırılara karşı kendisine yüksek bir koruma sağladığının farkında. Ancak Amerika açısından bakacak olursak bu durum, Amerika’nın İran konusundaki kararlılığını destekliyor ve bu stratejik silaha sahip olmasını engellemek doğrultusundaki hedeflerini gerçekleştirmesini teşvik ediyor.

Trump’ın son konuşması, “uluslararası 6’lı” ile imzalanan nükleer anlaşmanın akıbeti ve ne zamana kadar süreceği konusunda bir soru işareti oluşturdu.

Şu anda Trump’ın “amacından sapan” ve “kusurlu” olarak nitelediği bu anlaşmanın Washington’da ciddi bir değerlendirme sürecinde olduğu biliniyor. Ve herkes Amerika’nın yeni stratejisinin kesinlikle mollalar rejiminin lehine olmayacağının bilincinde. Anlaşma iptal edilmemiş olsa bile kristale dönüşmüş durumda. Bunun için Orta Doğu ve Basra Körfezi sahnesi ile sıkı bağlantısı olan ve geçmiş günleri örtbas etmeyen Amerikalı sesleri duyduk.

Amerika’nın eski Orta Doğu temsilcisi ve “Nükleer İran’a Karşı Birlik” kuruluşunun kurucu müdürü Dennis Ross, İranlıların bu saate kadar Amerika’ya “Büyük Şeytan” gözüyle baktıkları ve “Büyük Şeytan” ile anlaşma imzalandığında İran rejiminin kendisini halkın önünde güvenilirliğini korumak adına ideolojisinden dönmediğini ispatlamak zorunda hissetmesinin muhtemel olduğu görüşünde. Bunun için terörü desteklemek ve bölgenin istikrarını sarsmak adına daha da bilenmiş olabilir.

İran’ın bölgedeki faaliyetleri, radikal topluluklardaki aşırıların yaptıklarından çok da farklı değil. Bu noktada, Trump yönetimine İran’ın Ortadoğu’daki eylemlerinden “ders çıkarılması”nı öğütleyen Amerikalı General David Petraeus’un tabiri devreye giriyor: “Yönetilmeyen Alan”. Aşırılıkçıları ve İranlıları aynı ölçüde doldurmaya ve egemen olmaya sevk eden bu bölge, mevcut durumu daha da çetrefilleştiriyor.

İran, özellikle Irak ve Suriye’de olmak üzere Ortadoğu’daki kargaşadan nasıl faydalanacağını biliyor. Barack Obama rejiminin kararsızlıkları ve başarısız politikaları yoluyla büyük oranda sorumlusu olduğu bu kargaşa, geride Tahran’ın doldurmakta acele ettiği bir güç boşluğu bıraktı.

Özetle, Amerika’nın İran’a yönelik attığı her önleyici adım ki bu bir savaş olmak zorunda değil, gelecekte İran’ın dünyaya yönelik tehditlerini bertaraf etmeyi sağlayacaktır.

Trump ne yapacak?

Bunun için yeni strateji hakkında yapılacak bilgilendirmeye kadar biraz beklemek gerekebilir.