Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Arap çıkmazı ve otoriterliğin pençesinden çıkış yolları | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Fas’ta Esile Forumu’nun 40. toplantısında, bir grup Arap entelektüel, Arap dünyasındaki otoriterlik konusunu ve yarı-demokratik olsa bile otoriter rejim çıkmazından nasıl çıkılabileceğini tartıştı. Siyaset ve toplum üzerine tertip edilen herhangi bir Arap buluşmasının sistematik iki gözlemi olmuştur ve olmaya da devam etmektedir.

 

İlk gözlem, toplum ve devleti okumayı mümkün kılan ilk elden bilginin yokluğuyla ilgilidir. Örneğin, Batıda, devlet, her yirmi yılda bir belgelerini yayınlar. Araştırmacılar ise bu süre zarfında neler olup bittiğine dair ciddi akademik okumalar yaparlar. Bu Arap dünyasında mevcut değildir. 1967 yenilgisinden bu yana 50 yıl geçti ve hiçbir Arap ülkesi, o dönem neler olduğunu, kararların nasıl alındığını ve tartışmaların niteliğini öğrenmek için belgelerini yayınlamadı. Buna karşılık, İsrail, belgelerini birçok defa yayınladı. Bu dönemlerde gerçekleşen İsrail tartışmaları hakkında Arap tartışmalarından çok daha fazla şey bildiğimizi söylemek mümkündür.

 

Tarafsız bilgi ve bunun analizi, toplumların gelişmesine veya bir durumdan diğerine geçişine yardımcı olmaktadır.

 

1980’lerde ABD Kongresi Soruşturma Komitesinin gönüllü takipçisi iken, o dönem İran-Kontra skandalı olarak bilinen, İran’ın İsrail üzerinden yasadışı yollarla silahlandırılmasını ve bu satıştan kaynaklanan fonların Nikaragua’daki solcu Sandinista Partisine başkaldıran isyancıları desteklemek için kullanıldığını hatırlıyorum. Hikâye çok uzun, ancak bizim için önemli olan meselenin içeriğidir. William Casey döneminde CIA başkan yardımcısı olan Robert Gates’in ifadeleri hatırlayalım. Gates, Başkan Ronald Reagan’ın “çarpıtılmış ya da siyasallaşmış” veya kirli ve taraflı bilgiler aldığını, bu durumun onun yanlış kararlar vermesine neden olduğunu söylemişti. Bugün, bu cümle aklıma hep takılıyor ve birçok şey hakkında anlayışımı oluşturuyor. Herhangi bir şeyin doğru anlaşılmasının temeli; çarpıtılmamış, temiz bilgi ve tarafsız gerçeklerdir. Arap dünyasında çok fazla görüş olmasına rağmen belgeye dayalı bilgi azdır. Etkili yetkili birçok kimse tarafından yazılan anı türü yazılar dahi çarpıtılmış ya da siyasallaşmış bilgi niteliği taşımaktadır. Bir teşhis veya sonuca ulaşmak için bu bilgileri nasıl analiz edebiliriz?

 

İkinci gözlem, Arap dünyasındaki yayıncılık ile ilgilidir. Batıda, tabloid gazeteler bile kamu yayıncılığı yaptığı için katı standartlara tabidir. Kitapların yayınlanmasında ise, her yayınevinde, katı kriterlere dayalı olarak bilgi, görüş ya da öngörü arasında ayrım yapmak için bir iç jüri ve bağımsız hakem heyeti vardır ki kitap yayınlanmadan önce kitabın etraflıca analizini yaparlar. Bizde ise hiçbir standart yoktur. Bir kişi kendi görüşlerini bir kitapta -doğru olup olmamasına bakmaksızın- kendi parasıyla yayınlayabilir. Ne yazık ki, bu tür kitaplar, bilgi olarak nesillerce okunması için kütüphanelere yerleştirilir.

 

Peki, despotizm ve demokratik bir geçiş hakkında hangi bilgilere dayanarak konuşacağız? Tahmin ve kahve falına göre mi analiz yapacağız? İspanya ile Mısır’ın tek adam rejimi çıkmazından çıkmasını karşılaştırmak gerekirse yani 36 yıl boyunca hüküm süren General Franco ve yaklaşık 30 yıl hüküm süren Hüsnü Mübarek’i karşılaştırırsak, Franco’nun idare şekli hakkında çok şey biliyoruz, ancak Mübarek hakkında çok az objektif bilgiye sahibiz. Bu yüzden İspanyollar demokrasiye geçebilmek için kendi hatalarını analiz edebilecekleri materyallere sahiplerdi, Mısırlılar ise ülkelerinin yönetime dair çok az şey bilgiye sahiplerdi. İspanyollar belgeye dayalı bilgiye sahip olmadıkları zaman hiçbir şey bilmediklerini söylerken, Mısırlılar tahmin ve kahvehane konuşmalarına dayalı bilgilere sahip olduklarında çok şey bildiklerini iddia ediyorlar. Hastalığın illeti hakkında bilgi sahibi olmayan kişi, tedavisi hakkında nasıl konuşabilir? Otuz yıldır neler olduğuyla ilgili güvenilir bilgiye sahip olmayan bir kişi yeni bir rejime nasıl geçilebileceğinden veya çıkış yolundan bahsedebilir mi? Otoriterlikten demokrasiye geçiş hakkında konuşmak, farklı insan grupları arasında karşılaştırmalı çalışmalar yapılmasını gerektiriyor, bizler evrende yalnız değiliz ve diğer insanlardan da farklı değiliz. Bizim başımıza gelenler diğer insanların başına da geliyor. Birçok Arap, diğer uluslardan geri kalmışlıklarının nedenlerini sömürgecilik, Otoriterlik ve ordu olarak görüyorlar. Fakat dünyanın geri kalanındaki demokrasiye geçen ülkelere bakarsak, bu türden afetlere Arap dünyasından çok daha fazla maruz kaldılar.

 

Sömürgecik mesela, Hindistan’ın sömürgeye maruz kaldığı yılı kendimizle kıyasladığımızda, tarihin Araplara cömert olduğunu söyleyebiliriz. Yenidünyaya köle olarak zincirlenen Afrika ise, Araplarla karşılaştırılamaz. Araplar tarihsel olarak köleleştirilmediler ve Afrikalıların sıkıntılarını yaşamadılar, fakat Afrikalılar demokrasiye geçti ve Araplar bu geçişi yapamadılar. Latin Amerika ve Afrika’ya kıyasla, bizim askerlerimiz daha az kanlı idiler, ama yine de Brezilya, Şili, Gana ve Nijerya yarı demokratik bir devlet rejimine geçiş yaptılar.

 

Peki, krizin nedenleri nelerdir: toplumdaki yerel çeşitliliği ile Arap Kültürü mü veya yönetim rejimlerindeki çeşitlilik mi? Birçok soru var, ancak belgeye dayalı güvenilir bilginin yokluğunda yapacağımız analizler sadece bir tahminden ibaret kalır.

 

Ancak yine de, 40 yıldır bu türden netameli konuların tartışılmasını sağlayan Esile Forumu’nu tebrik etmek gerekir.