Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Avamiyah’dan Musavara’ya… Terörün özeti | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

2011 senesi başlarında Suudi Arabistan’ın doğu vilayeti Avamiyah’da başlayan fitne ve silahlanma hareketleri apaçık terör faaliyetlerine dönüşmeden önce, senelerce devam etti. Suudi Arabistan hükümeti, vatandaşların emniyetini ve devletin istikrarını hedef alan  faaliyetlerle karşı karşıya kaldı. Halka zarar gelmesin diye sabır, sükunet ve kararlılıkla mücadele etti. Devletin öncelikli ve en önemli vazifelerinden biri de vatandaşlarını korumak için sorumluluk almaktır. Avamiyah mahallelerinin çoğu yasadışı silahlı grupların tehdidi ile baş başa kalıp, küçük bir alana sıkıştıktan sonra, devletin müdahalesi ile terör dairesi yavaş yavaş daraldı. Devlet bu mücadele esnasında zarar gören vatandaşların zararlarını telafi etmeye ve evlerinin bedelini ödemeye karar verdi. Musavara mahallesi, bu grupların ortaya çıkmasından yaklaşık 6 sene sonra, teröristlerin masum insanları tedhiş edebildiği en önemli sığınak haline gelmiştir denebilir. Bu vatandaşların evleri ile iç içe olan terk edilmiş eski yapılar, teröristlerin, silah tüccarlarının ve uyuşturucu kaçakçıların yuvası haline geldikten sonra gerçekleşti. Güvenlik güçlerinin onları dört bir yandan sıkıştırmasıyla bölgedeki terör tarihinin bu hazin kederli hikayesi perdelerini indiriyordu.

Suudi Arabistan hükümetinin silahlı grupların yaptığı terör ve korkutma olayları devam etmesine rağmen, mahalleyi geliştirmede kararlı olduğu söylenebilir. Bir yandan vilayette terörün kökünü kazıma ve metruk evlere konuşlananları etkisiz hale getirmedeki azmi, diğer yandan belde ve Katif halkı için kapsamlı projeler üretmesi bu görüşü destekliyor. Bu halk, terörist grupların elinden çok çekti. Güvenlik güçlerine karşı proje bölgelerinde oturan halkı, kurşun ve bombalara karşı kalkan olarak kullanıyorlar. İşler, beldenin daha önce görmediği öyle bir boyuta ulaştı ki, teröristler silah ve yiyecek mahzeni olarak okullardan birini kullanıyor. Güvenlik kurumlarını ve proje geliştiricilerini hedef alıyor, iyileştirme projesi kapsamındaki evleri ve terk edilmiş arabaları patlatıyorlardı. Kim inanırdı ki, valiliğin en önemli kalkınma projelerden biri olan mahalle yasadışı bir grup tarafından kontrol edilsin. Ve ahali, içinde çarşıları, ticari dükkanları, arkeolojik alanları, bir kültür merkezi, halk kütüphanesi, spor salonu, kafeterya ve restoranlar, kadınlar için ayrı erkekler için ayrı salonlar, alışveriş merkezleri, yatırım ofisleri, kadın kulüpleri ve anaokulları olan beldelerinin savunmasını üstlenmek gibi en doğal bir haktan mahrum edilsin. Burada şu noktaya dikkat edilmeli; Suudi hükümetinin Batılı insan hakları örgütleri tarafından maruz kaldığı en ağır suçlama, bölgedeki Şii vatandaşlara ayrımcı politikalar uygulaması olmuştur. Bu çerçevede onların beldeleri ile diğer şehirler kadar ilgilenilmediği öne sürülmüştür. Bu suçlama, doğruluktan uzaktır. Zira Suudi Arabistan’daki mesele, bir şehirle diğerinden daha fazla ilgilenilmesi değil, mesele devletin bütünlüğü ile alakalı. Hükümet, krallıktaki binlerce mahalleden birini aynı şekilde geliştirmeye karar verdiğinde, silah gücüyle durdurmaya geldiler. En vahimi de onların bu davranışını aklayanların olmasıydı. Avamiyah’dan kilometrelerce uzaktan beyanatta bulunan hukuk örgütleri, Suudi hükümetini vatandaşlarını ‘zorunlu sürgün’ etmekle itham ediyorlar. Dünyada herhangi bir hükümet vatandaşlarının bir mahalleden başka bir mahalleye nakledilmesinden ne gibi bir fayda devşirebilir, bilemiyorum.

Suudi devletinin, Avamiyah olaylarındaki en büyük kazancı; teröristleri halktan uzaklaştırması, kendilerini ‘aktivist’ veya ‘hareket’ gönüllüsü olarak tanıtan kişilerin, olayları istismar etmesine izin vermemesi oldu. Yasadışı yolları tutan kişiler halktan uzaklaştırıldı. Tıpkı Musavara mahallesinde yaklaşan sonlarını bekleyenler gibi.