Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Avrupa’daki ‘Gezgin İşçiler’ Ortaçağ’a dönerek meslek öğreniyorlar | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Birçok ülkeden genç erkek ve kadınların, oda ve yiyecek karşılığı çalışma yolculuğu, yüzyıllar öncesine kadar uzanan bir gelenek. Onlar, Avrupa çevresindeki farklı bölgelerde dolaşıyorlar. Onları, pamuklu kadife kumaştan yapılmış bol paçalı pantolonlarından, beyaz spor gömleklerinden ve renkli ceketlerinden kolaylıkla tanıyorsunuz. Modern çağdaş Avrupa’da ortaçağ elbisesi giyen gezgin işçiler, tuğla dizmek ve taş kesme gibi inşaat işçiliğinde, fırıncılık, marangozculuk gibi işlerde çalışıyorlar. Çoğu Almanca konuşulan ülkelerden gelen bu gençler, bir takım iş alanlarında eğitim alıp, deneyim kazanmak için yolculuk yapıyorlar.

Gezgin işçiler, geçmişte, sendikaların gözetimi altında yolculuk yaparlardı. Bugün bunlardan hala çok var, ama birçoğu bu yolculuğu denetleme olmadan yapıyor.

Gelenek ve göreneklere göre, gezgin işçi olmak isteyen genç erkek ve kadınlar araştırılıyorlar. Gezi düzenlemelerinde onlara yardım edip etmeyecekleri konusunda testten geçiyorlar. Gezgin işçilerin, borçlu olmaması, evlenmemiş ve en fazla otuz yaşında olması gerekiyor. Ayrıca, eğitimlerini tamamlamaları için gereken süre olan iki veya üç yıl boyunca evlerinden uzak kalmayı kabul etmeleri gerekiyor.

Gezgin işçiler, genellikle gece evden ayrılmadan önce ailesi ve arkadaşlarına veda etmek için parti düzenliyorlar. O gecede, yolculuk boyunca küpe takması için kulağı deliniyor ve geleneğe göre, herhangi bir kuralı ihlal ederse küpesi çıkartılıyor.

Veda töreninin ertesi sabahı, gezginler kasabasının sınırları yakınında, geziye başlamasının hatırası olarak bir şey gömüyor. Sonra, yolculuğa çıkmadan önce sınırda toplanan diğer gezgin işçilerin yanına gidiyor.

Sonraki haftalarda, gezgin işçiler arasında güçlü bir bağ oluşuyor. İşlerinde birbirlerine yardım ediyorlar ve bu onlara duygusal destek sağlıyor. Gezgin işciler, anılarını yazmak, ziyaret ettikleri şehirlerin posta pullarını yapıştırmak ve yolculukları boyunca tamamladıkları işleri kaydetmek için ceplerine sığacak boyutta defterler taşıyorlar. Bu defterler, yolculuktan sonra iş bulmak için bir biyografi olarak kullanılıyor.

Gezgin işçiler, yol boyunca yiyecek veya konaklama için para ödemiyorlar. Ama oda veya yiyecek karşılığında iş yapmak yaşamak zorundalar. Hava sıcak olduğunda park gibi kamuya açık yerlerde uyuyabiliyorlar. Genellikle, iç çamaşırı, çorap gibi eşyalarını spor gömleklerine bohça gibi sararak yürümelerine yardım eden sopalarına bağlayıp yanlarında taşıyorlar. Bu bohçayı yastık olarak da kullanabiliyorlar.

Gezginlerin çoğu, eğitimlerine uygun işler yapıyorlar.Ancak becerilerini geliştirmek ya da yiyecek ihtiyacını karşılamak için değişik işler de yapabiliyorlar. Yaz boyunca sürecek projeler kapsamında fırında, mutfakta veya bahçedeki işçilere yardım ediyorlar. Gezgin işçiler, diğerlerinden farklı giyiniyorlar. Metre gibi ölçüm cihazları veya içki şişesi alacak derin cepleri olan pantalonlar, mesleklerine göre belirlenen renkte ceketler giyiyorlar. Marangozlar siyah, terziler kahverengi, bahçede çalışanlar ise koyu yeşil renkte ceket giyiniyor. Onların kravat ve kemer gibi birbirlerinden ayırt edici aksesuarları da bulunuyor.

Onların giysileri, sadece Almanca konuşulan ülkelerde giyildiği için, onları tanımlamak da kolaylaşıyor.

Yeşil Burun Adaları, Namibya ve Güney Afrika’da çalışan 25 yaşındaki marangoz Arnold Bom, “Almanya dışında, bizim kovboy olduğumuzu düşünüyorlar” diyor.

1. ve 2. Dünya Savaşı sırasında bu geleneğin uygulaması durdurulmuş, seksenli ve doksanlı yıllarda yeniden canlanmıştı. Modern asırda kadınlar da bu geleneğe katıldı.

Modern çağda eski kurallarda yapılan bazı değişiklikler de var. Gezgin işçilerin cep telefonu, kamera gibi cihazları taşımalarına ve e-posta yazabilmeleri için kamu bilgisayarlarını kullanmalarına izin verildi.

Gezgin işçiler, bireysel veya öğrendikleri meslek ve kariyerlerine göre gruplar halinde seyahat ediyorlar. Genellikle benzer görünüşlerinden dolayı birbirlerini buluyorlar. Gezgincilerden marangoz Matthias Mueller, çalışma arkadaşlarını karşılamak için bölgeye gittikten sonra, oradaki insanlara “Bana benzeyen insanlar gördünüz mü?” diye sorduğunu söyledi.

Geleneğe göre, gezgin işçilere kendi kasabalarından 60 km uzaklığa seyahat izni verilmiyor. Bundaki hedef, bir ticaret veya meslektaşlar arasındaki fikir alışverişini teşvik etmek. Bu kural bugün hala mevcut.

Bu geziye katılan çok sayıda genç, evlerini, ailelerini ve okullarını terk ediyor. Günlük rutin işlerindeki sorumluluklarını yerine getiriyorlar. Nerede uyuyacaklarını bilmeden, bir mekandan diğerine hareket ediyorlar. Bu gençlerden biri, “Giderler ile ilgilenmiyorum. Bir ailem veya ilgilenmek zorunda olduğum bir evim yok. Ama özgürlüğe sahibim” diyor.