Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Ayrıntıları ortaya çıkarılan katliam | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Kıptilerin Libya’nın Sirte kıyılarında katledilmesi hakkında ayrıntılar ortaya çıkmaya başladı. Siyasal İslam temsilcileri, her ne kadar katliamı çeşitli yollarla inkâr etmiş olsalar da DEAŞ olayın gerçekleştiğini doğruladı ve üstlendi. Çekim ve yönetmenlik açısından oldukça yüksek kalitede hazırlanan videoda sabit ray sistemi, omuzda taşınan ve hareketli olmak üzere farklı kamera türleri kullanılmıştı. Ayrıca drone tipi uçan hava kamera sitemi kullanıldı ki bu, siyasal İslam milisleri tarafından kontrol edilen Trablus’daki Mitiga Havaalanı üzerinden Türkiye’den getirildi. Bunu katliamda yer alan sanıklardan Ebu Selim hareketine mensup “dinozor” lakaplı Hişam İbrahim Osman Misbah’ın itiraflarından öğreniyoruz.

Korku filmlerinin yönetmeni Hitchcock’un dahi hayal edemeyeceği korkunç kanlı sahneleri olan bu katliamda ve diğer katliamlarda yönetmen rolünü oynayan terörist Abu Muaz Tikriti, kurbanları yerde sürükleyen cellâtları ve bunları çeken kameramanlardan oluşan koronun tamamını yönetiyor. Terörist Tikriti, katliam sahnesine boğazlarını keserek başlamak istemiyor. Bıçaklar defalarca boğazlarında gidip geliyor. Kurbanlar, bunun DEAŞ’ın sahnelediği bir filmden öte bir şey olmadığını düşünmüş olabilirler. Ancak DEAŞ cellâtlarının bıçakları son çağrıyla beraber kurbanların boğazlarını şah damarından kesiyor. Nefesleri kesiliyor. Kanlar DEAŞ’ın planladığı gibi deniz suyuna karışıyor. Her zamanki gibi siyah maskeler ve keskin bıçaklarla donatılan DEAŞ cellâtları uzun boylu militanlardan seçilmiş. Kurbanlarına ise turuncu üniformaları giydirmişler ve güçlerini tüketen bir uyuşturucuya maruz bırakmışlar ki bu şekilde cellâtlarına boyun eğip teslimiyet göstersinler. Bu korkunç sahnelere ilave olarak DEAŞ cellâtlarının en ufak bir tereddüt göstermen gerçekleştirdikleri diğer boğazlama sahneleri de veriliyor… Tarihte bu türden korkunç sahneler ancak karanlık dönemlerde yaşanmıştır. DEAŞ sadece bunu yeniden canlandırmış oldu. Bu arada videoda sözde Trablus sorumlusu Ebu Amir el-Cezravi, İngilizce yaptığı konuşmasında Avrupalıları parmak sallayarak tehdit ediyor.

Libya Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturmalar ve kovuşturmalar, katliamın faillerinden birinin tutuklanmasını sağladı. Tutuklu, katliamın neden Mısırlı işçilere ve Afrikalı vatandaşlara yönelik gerçekleştiğini yanıtlamadı ancak cesetleri nasıl ve nerede sakladıklarını itiraf etti. Katledilenler, tıpkı diğerleri gibi onurlarıyla geçimlerini sağlamak için Libya’ya gelen Hıristiyanlardı… Fakat DEAŞ -her zaman yaptığı gibi- 21 kurbanın suçsuz yere katledilmesinin amacını kendisine yakın olanlara dahi açıklamadı. Libya, Katar ve Türkiye’de siyasal İslam’ın temsilcileri, bu katliamların varlığını inkâr ederek “yalan” haber olduğunu söylemişlerdi. Ama gerçekler, mağdurların cesetlerinin keşfedilmesi ve korkunç katliamın sanıklarından birinin kurbanların defnedildikleri yere dair yaptığı itiraflarla ortaya çıkmış oldu. Bu katliamla amaçlanan, kontrol etmeye çalışmadıkları ortamlarda kaos yaratmak, korku atmosferi oluşturmak ve Avrupalılara şok edici ve korkutucu bir mesaj vermekti. DEAŞ, vahşet mesajlarını iletmede Hulagü yöntemini kullanmaktadır. Yani öncü güçlerini kullanarak küçük köyleri terörize etmekte ve bu şekilde büyük şehirlerin ve önemli kalelerin teslim alınmasını kolaylaştırmaktadır.

Bir süre siyasal İslam temsilcilerinin inkârı ve örtme çabalarına rağmen DEAŞ kendi mesajını vermiştir. Libya adli makamlarınca kurbanların cesetlerin defnedildikleri yer ortaya çıkartılmıştır. Kurbanlara –insan olmanın bir gereği olarak- defin töreninin dahi yapılamadığı üç yılın sonunda, bir suçun sır perdesi de böylece aralanmış oldu.