Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Balfour Deklarasyonu ve İsrail-Filistin çatışmasının 100. Yılı | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

2 Kasım 1917’de gerçekleşen Balfour Deklarasyonu, 100. yılında Filistin’in hala kanayan yarası olmaya devam ediyor.

İsrail ise Filistin topraklarında işgale ve yıkımda bulunmaya devam etmekte, halkına karşı öldürme ve tutuklamalarını sürdürmekte.

Söz konusu tarihi vaad, Filistin topraklarının Yahudilere verilmesini sağlayarak ülkenin işgal edilmesinin yolunu açtı. Balfour Deklarasyonu tarihin en büyük trajedilerinden birini oluşturdu.

İngiliz işgali, İsrail’in Filistin topraklarını ele geçirmesine, orada yerleşim birimleri ve Siyonist terör örgütleri kurmaya olanak tanıdı. İngiliz işgali ile Filistin topraklarının kapısı Yahudi göçüne açık hale gelirken, binlerce Filistinlinin ölümüne neden oldu.

Filistin-İsrail çatışması, Yahudilerin kendi iddia ve görüşlerine göre, Rusya ve Orta Avrupa’daki anti-Semitizmden kaçmak için Filistin’e göç edilmesiyle birlikte 19. yüzyılın sonunda başladı.

2 Kasım 1917’de dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour, hükümetinin ‘Filistin’deki Yahudi halkı için ulusal bir vatanın kurulmasını desteklediğini’ söyledi. 1918’de İngiliz ordusu ülkeyi işgal etti ve askeri yönetim altına aldı.

1919 yılının şubat ayında, Kudüs’teki ilk Filistin konferansı, ‘Yahudiler için ulusal bir vatan’ kurulmasını reddetti. 1922’de Filistin resmen İngiliz mandası altında bulunur hale geldi ve 1936-1939 yılları arasında Büyük Filistin Devrimi ile karşı karşıya kalındı.

Birleşmiş Milletler (BM) , 29 Kasım 1947’de Filistin’i Yahudi ve Arap iki devlete bölmek için plan yaparak, Kudüs’ü uluslararası egemenlik altına aldı. Siyonist hareket liderleri tarafından kabul edilen plan, Arap liderler tarafından reddedildi. Söz konusu durum, Araplar ve Yahudiler arasında savaşın başlamasına neden oldu.

İsrail’in İlk Başbakanı David Ben-Gurion, 17 Mayıs 1948’de Filistin’deki İngiliz mandasının bitmesinin hemen ardından İsrail Devleti’nin kuruluşunu ilan etti.

7 Ocak 1949’a kadar ateşkes ilan edildi. Yahudi güçlerin kovalamaları ve köylerinden çıkarmasıyla yaklaşık 760 bin Filistinli topraklarından edildi.

Doğu Kudüs’ü de içine alan Batı Şeria, Ürdün’ün kontrolü altına girdi. Öte yandan Gazze Şeridi de Mısır’ın egemenliğine boyun eğmek zorunda kalmıştı.

5 Haziran 1967’de İsrail; Mısır, Suriye, Ürdün ile altı gün süren bir savaşa girdi. Bu savaşla İsrail, Batı Şeria, Gazze Şeridi, Suriye’deki Golan Tepeleri ve Sina Yarımadasını işgal etmeyi başardı. Daha sonra 1982’de Sina Yarımadası yeniden Mısır’ın kontrolü altına girdi.

Savaş sona erdikten kısa bir süre sonra, işgal edilen topraklarda iskan başladı. İşgal, şu ana kadar devam etmekte.

6 Ekim 1973’te Mısır ve Suriye, Yahudilerin Yom Kippur (Kefaret – Günahlardan arınma) Bayramı kutladıkları sırada saat 14’de Süveyş Kanalı boyunca ve Golan Tepeleri’nde İsrail ordusunda ateşkes hattına yayılmış bir saldırı başlattılar. İlk anın şoku ile büyük kayıplar veren İsrail, yenilgiye uğramaktan kurtulmayı başardı.

1979’da Mısır ve İsrail barış anlaşması imzaladı. Söz konusu anlaşma, Yahudi devleti ve bir Arap devleti arasındaki ilk barış anlaşması niteliğini taşımakta.

İsrail, 14 Mart 1978’de, iddiasına göre, işgal ettiği kuzey topraklarını Filistin Kurtuluş Örgütü’nden (FKÖ) korumak için ‘Litani Operasyonu’nu’ başlattı. İsrail aynı yılın Haziran ayında kısmen geri çekilerek yerini Hristiyan milislere bıraktı.

6 Haziran 1982’de, İsrail güçleri Lübnan’ı işgal ederek Beyrut’u kuşama altına aldıktan sonra FKÖ, Beyrut’tan ayrılmak zorunda kaldı. O dönemde İsrail ile ortak hareket eden Güney Lübnan Ordusu militanları, Beyrut’taki Sabra ve Şatila’da bulunan Filistin kamplarında katliamlar gerçekleştirdiler. Bir İsrail soruşturma komisyonu daha sonra İsrail ordusunun katliamlardan ‘dolaylı olarak sorumlu olduğunu’ kabul etti.

Filistin’in özerkliği konusunda 6 ay süren müzakereler sonucunda Eylül 1993’te Washington’da Oslo anlaşmaları imzalandı. FKÖ ve İsrail birbirini tanıdı. Anlaşma, beş yıllık bir geçiş dönemi için Filistin özerkliği öngördü.

Söz konusu anlaşma 4 Mayıs 1994’te, Gazze Şeridi ve Eriha’nın (Batı Şeria’daki) yüzde 70’ini tahliye eden Kahire anlaşmasıyla birlikte yürürlüğe konuldu. Daha sonra, FKÖ lideri Yaser Arafat Temmuz 1994’te işgal altındaki topraklara döndü.

28 Eylül 2000’de, sağ kanat lider Ariel Şaron, Doğu Kudüs’teki kutsal mekan el- Aksa Camii’ne tartışmalı bir ziyarette bulundu. Söz konusu ziyaret İkinci İntifada’nın da fitilini ateşledi. Buna ‘el-Aksa İntifadası’ adı verildi.

İlk İntifada’ya ‘Taş İntifadası’ adı verilmişti. “İntifada’nın kapsamında; Gazze ve Batı Şeria’daki İsrailli kurumları boykot, ordu emirlerine karşı sivil itaatsizlik, İsrail yerleşkelerinde çalışmamak, İsrail ürünlerini satın almamak, vergi vermemek, Filistinli araçları İsrail ehliyetleriyle kullanmayı reddetmek, grafitiler yapmak, barikatlar kurmak ve Filistin sınırları içindeki İsrail’e ait askeri binalara taş ve molotof kokteyli atmak, ayaklanma sürecinde gerçekleşen eylemler yer alıyordu.” (ç.n) 1. İntifada 1993’e kadar sürmüştü.

İkinci İntifada, taşlar yerini önce ateşli silahlara daha sonra patlayıcı kemerler ve roketlere bıraktı.

İsrail ordusu, Batı Şeria’daki  Filistin özerk şehirlerini yeniden işgal etti. Mart 2002’de, İsrail’in 1967 savaşından bu yana Batı Şeria’daki en büyük saldırısını başlattı.

2005 yılının ocak ayında, Yaser Arafat’ın ölümünden sonra Filistin hükümetinin başına Mahmud Abbas seçildi. İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nden tek taraflı olarak geri çekildi.

2006’da Filistin yasama seçimini kazanan Hamas, Mahmud Abbas liderliğindeki el-Fetih hareketinin yönetiminde bulunan Filistin hükümeti güçleriyle şiddetli çatışmalar gerçekleştirdikten sonra Haziran 2007’de Gazze Şeridi’nde kontrolü ele geçirdi.

Şu anda, Filistin Yönetimi Batı Şeria’nın yalnızca bir bölümünü kontrol etmekte ve Ramallah Hükümeti şeklinde anılmaktadır.

İsrail, 8 Temmuz 2014’te, roket fırlatılmasını durdurmak ve topraklarına uzanan tünelleri yok etmek için Gazze Şeridi’ne karşı bir operasyon başlattı.

2014’ün yazında başlayan savaş 50 gün sürdü. 2007’den beri Hamas’ın yönetiminde bulunan bölgedeki üç savaştan en uzun, en kanlı ve en yıkıcı savaştı.

BM’nin bildirdiğine göre söz konusu savaş, 551 çocuk da dahil olmak üzere 2251 Filistinlinin ölümüne neden oldu. İsrail tarafında ise 68’i asker olmak üzere 74 kişi öldü.

Fetih Hareketi ve Hamas, 12 Ekim’de Kahire’de Mısır’ın arabuluculuğunda bir uzlaşma anlaşması imzaladılar. Anlaşma, hükümetin 10 yıldır İsrail işgali altında bulunan Gazze Şeridi’ne dönüşünü öngördü.

Balfour Deklarasyonu’ndan 100 yıl sonra, İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson, İsrail’in kurulmasıyla ‘zarar görenleri ve yurtlarından edilenlerin çektiği acılardan derinden etkilendiğini’ dile getirdi. Kendisini onların ‘dostu’ olarak gördüğünü ifade eden Johnson, Balfour Deklarasyonu’nun ‘ tam olarak geçekleşmediğini’ belirtti.

Johnson, ‘The Telegraph’ gazetesinde yayımlanan makalesinde, 100 yıl önce İsrail’in kuruluşunun temelini atan İngiliz Deklarasyonu’nun (Balfour Deklarasyonu), Filistinlilerin acılarını paylaştıklarını ifade etmek üzere tam olarak gerçekleştirilmediğini açıkladı. Boris Johnson, “Diğer dini azınlıkları korumayı hedefleyen Balfour Deklarasyonu’nun tamamen gerçekleştirilmediğinin altını çiziyoruz” ifadelerini kullanarak Yahudi olmayan diğer grupların sivil ve dini haklarına zarar verilmemesi için çağrıda bulunan belgeye atıfta bulundu.

Johnson makalesinde ayrıca İsrail yerleşimleri sorununa atıfta bulunarak, “İki devletli çözüm, ‘güvenli bir İsrail’in’ yanında canlı bir Filistin devleti içermeli” ifadelerine yer verdi. 1967 sınırlarına dayanan ve arazi değişimi ile bir barış anlaşması önerisinde bulundu.

Öte yandan, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçtiğimiz yıl İngiltere’yi, “Filistinliler bu sözün bir sonucu olarak çok acı çekti” diyerek Balfour Deklarasyonu için özür dilemeye çağırmıştı. Fakat Londra, ‘Asla özür dilemeyeceğini’ belirterek cevap vermişti.

İngiltere, Filistin’i bir devlet olarak tanımamakta. Fakat bunu herhangi bir zamanda yapabileceğini belirtiyor. Bunun İsraillilerle Filistinliler arasındaki barış çabalarına yardımcı olacağına inanıyorsa, söz konuş çabalar yıllardır durdurulmakta.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu önümüzdeki Perşembe günü, İngiltere, ‘Filistin’deki Yahudi halkı için ulusal bir vatanın kurulmasını desteklemekte’ diyen Balfour Deklarasyonu’nun yıl dönümünde İngiltere’ye ziyarette bulunacak. Gerçekleştireceği ziyarette mevkidaşı Theresa May ve Dışişleri Bakanı Johnson ile görüşecek.