Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Batı ile olan ilişkimiz | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

1974 başlarında “Batılı Liderler Diyorlar ki: İslam’ı Yok Edin, Müslümanları da Öldürün!” isimli kitabın ilk baskısı, Arap duygularının kabardığı ve iyimserliğin zirve yaptığı bir dönemde yayınladı. Zira o sırada “Ramazan Savaşı”nda (1973 Arap-İsrail/Yom Kippur Savaşı) İsrail ordusuna karşı zafer elde edilmişti.

Bu sıcak atmosferde kitap, kendini ispat etmeye çalışan, ilimden yoksun ve sadece hamasi duygularla harekete eden gençler arasında yaygınlaşmaya başladı.

Yirmi yıl sonra kitabın yazarının, kapağında göründüğü gibi “Celal Alim” olmadığını, bilakis Abdulvedud Yusuf olduğunu öğrendik. Muhtemelen 1983’te öldürülmüş Suriyeli bir yazardı.

Kitap, 80’li yılların ikinci yarısında, okul kütüphanelerine ve dini kurumlara ücretsiz olarak dağıtılmaya başlanınca iyice meşhur oldu.

O dönem itibariyle dini söylemin bir parçası haline gelen kitabın içeriği günümüz Watsapp gruplarında sıkça dolaşan dini hikâyelere benziyor.

Kitap 60 sayfadan oluşmakta. İçeriğindeki bilgilerin kaynakları titizlikle verilmediği gibi bilimsel metodoloji bakımından da oldukça problemli.

Çoğu zaman kitabın ana fikrinden tamamen uzaklaşılmakta, bağlamından kopuk bilgiler nakledilmekte.

“Beytu’l-Kasid” ise bu türden bir kitap değildir. Bilakis, Ekim 1973 savaşını takip eden 20 yıl boyunca dini tebliğin genel çerçevesini belirlemede önemli bir görev eda etti.

Dini/ulusal kimliğin yeniden inşa edilmesinde oynadığı rolü özellikle hatırlatmam gerekir.

O dönem, Arap gençliğinin zihin dünyasında derin bir değişim yaşandı. Din temelli kolektif bir farkındalık oluştu. Geleneksel dini kültürümüzde aşina olduğumuz bir dil kullanarak kendini ifade eden bir nesil ortaya çıktı.

Toplumların tarihçesinden, tüm büyük dönüşümlerin, toplumları şu soruyla yüz yüze getirdiğini biliyoruz: Biz kimiz?

Bu, kendinden farklı olanı tanımayı, taraflar arasındaki mesafeyi belirlemeyi, yani aralarındaki ilişkinin niteliğini ve teklif edilen alternatifleri bilmeyi zorunlu kılan bir sorudur.

Bu bağlamda, Müslümanların Batı ile olan ilişkilerinin nasıl olması gerektiği, o dönemde entelektüellerin ve davetçilerin en önemli uğraş konusuydu.

Genelde benimsenen cevabın, “Batı’yı her düzeyde tarihi bir düşman olarak ele almak” olduğunu biliyoruz.

Ebu’l-Hasan en-Nedvi, o dönemin kültürünü bariz bir şekilde yansıtan birisi.

Nedvi, Batı’daki bilimsel akımlara açılmayı teklif eden Muhammed Esed’in bakış açısını desteklemeye başlamıştı. Ancak, “İslam Düşüncesi ile Batı Düşüncesi Arasındaki Mücadele” adlı kitabında Batı’nın ilgiyi hak edecek bir düşünceye sahip olmadığını vurgulayarak bu yönelişinden geri dönüş yaptı.

Nispeten yumuşak bir dille ifade edilen bu bakış açısı, Şeyh Muhammed Gazali ve diğerlerinde de görülmektedir.

Celal Âlim ise, doğrudan ve sert bir üslupla bunu ifade etti. Kitabında korkunç tablolar var ve içerisinde birçok çelişkiler barındıran hikâyeler nakletmekte.

Örneğin, bir görgü tanığına atfen, Müslüman bir ülkede, Yahudi bir subay tarafından yönetilen bir hapishanede bir Alman Nazi savcısının Müslüman bir din âlimine işkence yaptığını naklediyor.

Ardından şu bilgiyi ekliyor; bu ülkenin hükümeti, Müslüman âlimlere her istedikleri işkenceyi yapmaları hususunda bütün Yahudi ve Alman subaylarına yetki verdi. Hikâyede tuhaf olan nokta, bahsedilen âlimin adı herhangi bir tarihi belgede geçmiyor ve yazar olaya tanıklık eden ülkenin adını da vermiyor. Geri kalan hikâyeler, bağlam ve mesaj bakımından bu anlatılan olaydan çok da farklı değil.

Bu tür hikâyeler -ne yazık ki- onlarca makale ve söyleme dönüştürüldü. Bütün bunlar tartışmasız gerçekler gibi dillendirildi. Biz kimiz? Sorusunun cevabını formüle etmede katkı yapabileceği zannedildi. Özellikle de o dönem bilinçlenmek isteyen genç nesil üzerinde ciddi olumsuz etkileri oldu.

Bana öyle geliyor ki, yeni nesil yavaş yavaş bu ağırlıklardan kurtuluyor. Ancak hala bir kısmının aklını kiraya vermeye devam ettiği kesin.

İlgili konu tekrar gündeme geldiğinde eski zihinsel kodlar devreye girmekte.

Bu durum, Müslümanların Batı ile olan ilişkilerinin nasıl olması gerektiği sorusuna –ki hayati bir sorudur- hala tatmin edici ve nihai bir cevap bulunamadığı ve tartışma konusu olmaya devam ettiği gerçeğini doğrulamakta.