Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Bir yolsuzluk savaşçısı: Brezilya’nın eski Devlet Başkanı Da Silva | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Yoksulluk, yolsuzluk ve futbol… Brezilya’nın kronik üçgeni… Bir Kıta diğer bir Kıta’nın içerisinde… Yeryüzü ve insanlar kalabalık, hareketli bir samba dansında iç içe geçmiş durumda… Yaşamdan alabildiğine şikâyetçi ve ona dalma ısrarı olan destansı bedenler tarafından yazılan hareketli neşenin olduğu bir yer. Adeta gökkuşağı milleti… İnsanlarının renkleri çeşit çeşit… Mizaçları, sosyal ve ekonomik dereceleri farklı farklı… Ezici bir yoksulluk ve ferahlatan bir zenginlik yan yana… Zenginlerin bu durumu, şehirlerin etrafına yayılmış olan yoksulları kışkırtıyor. Dünyanın dört bir yanındaki göçmenler, hayaller ve umutlar tarafından sarmalanan bir yaşam arayışı için akıp geliyor… Ancak Brezilya, Gabriel Garcia Marquez tarafından sanki toprağa yazılmış uzun bir romanın sayfaları olmaya devam ediyor. Bu sayfaları dansçılar, paraşütçüler, dilenciler ve define avcıları dolduruyor.

Brezilya hiç durmayan bir futbol oyunudur. Ancak kurallar saha dışında koşup duran hakemler tarafından değil oyuncular tarafından konur.

Ülkenin eski Devlet Başkanı Lula da Silva, yeryüzünün ve halkının sorumluluğunu omuzlarında taşıyarak sahaya hakem olarak girdi, oyunun kurallarını koymak için çok mücadele etti. Kuralları ihlal edenlere sarı ve kırmızı kartlar gösterdi. Fakat bu ağır sorumluluk omuzlarından hiç inmedi. Yoksulluk ve yolsuzluk Brezilya’nın patlamaya hazır iki bombasıdır ve uzun Brezilya dikdörtgeni boyunca yayılıyor. Lula da Silva, onun rahminden doğmanın ıstırap gücünü kullandı ve bunun peşine düştü. Pek tabii ki o da bunun peşine düştü.

1999’da Sao Paulo’daki mütevazi küçük evinde ilk kez kendisiyle görüşme imkanı buldum. Tıknaz bir bedeni ve sakin bir hali vardı. Hülyalarındaki Brezilya’yla ilgili konuştu. Yoksulluk ve ıstıraptan, ülkeyi harap eden ve bedenini kemiren yolsuzluktan söz etti. Ülkeyi gelişmiş dünyanın saflarına çıkarmanın sihirli tarifini, hukuk silahıyla yolsuzluğa karşı savaş olarak verdi. Toprağın rahminden yaşam gücü üretebilen milyonlarca insana yapılan adaletsizliği ifade eden “topraksız köylüler” hareketi hakkında uzun süre konuştu. Ama iktidarın kendi bencil çıkarları için bunlara destek olmadığı vurguladı. Latin Amerika’nın durumu ve kayıp zenginliği ile Afrika ve Asya ile ilişkileri genişletme ihtiyacını analiz etti. Lula da Silva, başkanlık için defalarca hamle yaptı ancak başarılı olamadı. Yine de pes etmedi. Sürekli şunu tekrarladı:
“Sefalet ve yoksulluk içinde doğdum, bu benim gücüm. Hapishane bana sınırsız güç verdi. Bana mağlubiyeti nasıl yenebileceğimi ve korkuyu nasıl ezeceğimi öğretti.”

İkinci görüşmemiz, başkanlığı kazandığında ve onu kutlamaya gittiğimde gerçekleşti. Coşku, umut ve kararlılık gönlünün derinliklerinden fışkırıyordu. Sao Paulo’daki önceki buluşmamızın sanki dün gibi gerçekleştiğini hatırlattı. Mali ya da ideolojik bir silah olmadan siyasete girdi. Acılar, hayaller ve işkence onu Brezilya’nın en büyük savaş alanına girmeyi başarabilen bir gladyatör yaptı.

Brezilya, dünyanın her yerinden beyin göçü alan, bereketli arazileri olan ve su bakımından zengin bir ülkedir. Ülkeyi daha iyi bir küresel iktisadi ikon haline getirme kapasitesine sahip çalışma platformlarına sahip. Yoksulluk, suç ve yolsuzluğa da batmış durumda. Da Silva, Brezilya’nın efsanevi bir sıçrama gerçekleştirebileceğini gördü. Nasıl mı? Da Silva, Brezilyalı sıradan bir vatandaştır. Yoksulluk, sefalet ve ıstırabın kol gezdiği bir yerde dünyaya geldi. Aşırı yoksulluk ve yoksunluğun olduğu bir evde büyüdü. Tabanı sefalet, çatısı açlık ve ikisinin arasında zayıflık gözyaşları olan bir odada, sekiz kişilik bir ailenin fertleriyle yaşadı. Sefalet ve yoksulluk havasına gömülen Pernambuco eyaletindeki Vargem Grande köyünde yetişti. Köylülerin büyük bir kısmı daha iyi bir yaşam umuduyla sahil kentlerine göç etmiş durumda. Ama onlar, buraya ulaşır ulaşmaz kendilerini bu rüya kentlerinin kenar mahallerini kaplayan yoksulluk şeridinin içinde buluyor. Da Silva, ailesiyle birlikte büyük Sao Paulo şehrine göç etti. Zenginlik, yoksulluk, suç, dans ve futbolun olduğu bir kente… Ayakkabı boyacısı ve sebze satıcısı olarak çalıştı.

Köyünden Sao Paulo kentine yolculuk, yeni hayat kitabının ilk sayfasıydı ve anılarında geçtiği şekliyle zorlu, hatta acı dolu iki haftaydı. Yeni kentinde kariyerine limon ve fıstık satıcısı olarak başladı. Bu arada ilkokula yazıldı. Bu dönemi, çocukluğun olmadığı bir çocukluk olarak niteler. Güzel ya da neşeli bir şey yoktur. 14 yaşında bir fabrikaya kapağı attı. Ancak burada sol serçe parmağını kaybetti. Siyasi meselelerle ilgilenmeye başladı ve solcu anti-kapitalist ve emperyalist harekete dâhil oldu. Askeri yönetime karşı çıkan sendika hareketine katıldı ve hapishaneye girdi. İşçi Parti’sinin başkanlığına birçok defa aday gösterildi ancak başarısız oldu.

Yolsuzluk, Brezilya’nın kronik laneti, siyaset ise bu salgının en büyük giriş kapısı. Da Silva, ülkesinin ölümü olarak gördüğü bu salgınla savaşmaya kendini adamıştır. Yolsuzlukla suçlanan ve 1992 yılında Devlet Başkanlığı görevinden ayrılmaya zorlanan Fernando Collor de Mello’ya karşı düzenlenen kampanyaya etkin bir şekilde katıldı. Da Silva bu canavarla (yolsuzluk) uzun yıllar boyunca savaştı ve bu efsanevi canavarla mücadelesi onu daha sonra başkanlığa taşıyan unsurlardan biri oldu. Da Silva başarısızlığı yendi, 2002’de seçimleri kazanarak Brezilya’yı kapsamlı bir kalkınma dönemine taşıdı. Latin Amerika’daki sol müttefikleri Venezüella’daki Chavez, Küba’daki Castro, Nikaragua’daki Daniel Ortega ve özellikle de ABD ile olan ilişkilerinde denge kurmayı başardı. Pek çok Arap ülkesiyle mükemmel ilişkiler kurdu, Filistin davasını güçlü bir şekilde destekledi ve Brezilya “BRICS” oluşumunda aktif bir güç oldu.

Brezilya, ekonomik uçurumun sınırlarındayken önemli bir mali sıçrama gerçekleştirdi. Bütçesi 200 milyar dolar fazla verdi ve 20 milyon insan yoksulluktan kurtarıldı. Aslında uluslararası beklentiler, Brezilya’nın önümüzdeki 20 yıl içinde ekonomik olarak Almanya ve Japonya’dan daha iyi performans göstereceği yönünde. Yolsuzluğa karşı yasal hamle yapması bu efsanevi değişimi getirdi ve Brezilya uluslararası arenada önemli bir aktör haline geldi. Da Silva, küresel bir siyasi yıldız haline geldi, hatta eski ABD Başkanı Barak Obama bile hakkında şunları söyledi:
“Lula da Silva benden daha popüler. Hatta tüm dünyada daha popüler.”

Da Silva, kendisini kutsal silah olarak nitelendirdiği yasa ile kendini silahlandırdı. Bazıları anayasanın kendisine üçüncü dönem görev yapması için değiştirilmesi çağrısında bulundu. Da Silva bu teklif hakkında şunu söyledi:
“Bunu ben yapamam, anayasa kutsaldır.”

Devlet Başkanı görevinden –başardıklarından mutlu bir şekilde- ayrıldığı zaman, öğrencisi ve İşçi Partisi adayı Dilma Rousseff’i halefi olarak tayin etti. O da yolsuzlukla mücadele konusunda sözler verdi ve ekonomik ilerleme yolculuğunu sürdürdü.

Ama Brezilya oyun sahasının en güçlü oyuncusu olan yolsuzluk sarı ve kırmızı kartları ele geçirdi. Savaştığı ve mücadele ettiği bir konuda kartlar Da Silva’ya yöneldi. Aynı kafesin içine yolsuzlukla kendisi gibi mücadele eden halefi de düştü. Yolsuzluğa bulaşma konusunda kendisi gibi halefi Bayan Dilma Rousseff de suçlandı. Her ikisi de aynı hastalığa tutuldu. Aynı yolsuzluk suçlaması dokunulmazlığını kaybettikten sonra mevcut Devlet Başkanı Michel Temer’i de bekliyor. Bu, aynı kafes onu da misafir edecek demektir.

Başkan Lula da Silva bir sonraki devlet başkanlığı seçimlerine katılmaya karar verdi ancak yargı, rüşvet olarak lüks bir daire aldığı suçlamasıyla kendisine kırmızı kartı gösterdi. Yoksulluk çukurundan yolsuzlukla mücadeleye giden trajik ve paradoksal bir süreç… Yolsuzluk yaparak lüks bir ev almakla yargılanıyor. Yolsuzluk, onun en büyük düşmanını yendi ve onu devirdi mi? Yoksa halen orta sahada mı koşuyor?

İşte Brezilya böyle bir şey… Gabriel Garcia Marquez tarafından yazılmayan roman. Ama o her gün kendini yazıyor. Başkan da Silva için yüzyıllar önce Arap şairi Ali bin Cehm’in şu yazdıkları geçerlidir:

Ölümcül nice hastalar gelmiş de kurtulmuştur
Ama o hastaların doktoru ve ziyaretçileri ölmüştür
Bana hapse girdin diyorlar, ziyanı yok dedim
Kınına girmeyen kılıç var mı ki
Hapse kötü bir nedenle girmezsen
Orası ne kadar hoş bir kalma yeri olur
Şimdi, kim kimi yendi?