Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Çar’ın yenilenmesi, Kuşatmanın artması | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Volga nehri, Hazar Denizi yerine Kuzey Buz Okyanusu’na doğru akmadığı sürece, Kızıl Meydandaki Aziz Basil Katedrali Bazilikası, aniden Granada’daki El Hamra sarayına dönüşmediği sürece, Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’de devlet Başkanlığını kaybetmeyecek.

“Seçim savaşı”, ” Moskova Kremlini” için kazanılması kesin bir savaştır. Nedeni ise otoritesini sarsacak örgütlü muhalefetin eksikliğidir. Bu görünen neden, elbette bunun görünmeyen birçok nedenleri var.

Rusya’nın siyasi tarihine ve büyük mirasına karşı her türlü önyargıdan uzak olarak diyebiliriz ki, hala dünyanın liderliğine yaklaşan bir güçtür ve – tek başına – onlarca ve hatta yüzlerce defa insanlığı bitirme ve gezegenimizi yok etme gücüne sahiptir. Bu ülkede Demokrasi nadiren görülen bir durumdur.

Kısacası, Rusya, demokrasiyi bilmiyor ve hiçbir zamanda uygulamaya koymadı…

Bu, en azından Batılı anlamda bir demokrasi kavramı için geçerlidir.

Rusya, Abbasi halifesi el-Muktedir Billâh döneminde (MS 908 ve 932 yılları arasında hüküm sürmüştü) Ahmed bin Fadlan tarafından 921’de ilkel imajından kurtarılmıştır.

Volga nehri Havzası’ndan Çarlık dönemine geçilmiştir.
Bu dönemde üç çarlık geçirmiştir: “Korkunç İvan”, Büyük Petro ve II. Katerina…
Avrupa ve dünyada bir güç…

Ancak çarlık dönemi, Bolşevik ihtilalıyla 1917’de sona erdi. Böylelikle, Bolşevik Komünistleri halkın, özellikle de işçi sınıfının adına mutlak bir güce sahip oldular.

1917 ile 1991’deki Sovyetler Birliği’nin çöküşü arasında…

Yüzler, sloganlar ve ilkeler değişti, ancak ne emperyal arzularda ne de otoriter uygulamalarda elle tutulur bir değişim yaşanmadı.

Çar, Çar olarak kaldı ve mutlak gücü ve otoritesi yine devam etti. Her ne kadar “Yoldaş” terimi, ulusun lideri ve Ortodoks Kilisesi’nin patronu “Çar”ın yerini almış olsa da bu rejimin unsurları, eylemcileri, teorisyenleri ve kahramanları arasında sıkışıp kalmış ve nadiren ortaya çıkmıştır. Tasfiye (ortadan kaldırma) ve izolasyon, iktidardan etme aracıydı… Leo Troçki Meksika’daki Manafi’de, birçok üst düzey “yoldaş” Sibirya’da kooperatif çiftlikleri, elektrik santrallerinde ortadan kaldırıldı.

Daha sonra, dünyanın en büyük devi (22 milyon kilometrekareden fazla) kanını yenilemeyi başaramadı, ekonomisine uygulanabilir çözümler bulamadı ve halkına bakış açısını değiştiremedi…

Sovyetler Birliği çöktü.

Uzay savaşlarında herkesi geçen, Yeryüzü gezegenin yarısını kontrol eden o dev varlık artık düşmüştü… Zira Mihail Gorbaçov ve Boris Yeltsin gibi komünist liderlerin ve istihbarat adamı Vladimir Putin gibilerin sosyalizm, “halklar arasında kardeşlik” veya “emekçi insanlar” ile hiçbir ilgisi olmadığı ortaya çıkmıştı.

Sovyetler Birliği, “Kızıl Moskova” sloganlarını, ideallerini ve fikirlerini, bunlara inanan ve büyük bir fedakârlıkla bunları savunan milyonlarca insana feda ettiğinde sona erdi. Komünizm Moskova’da düştü ve Küba’nın başkenti Havana’da yankılandı!

Büyük düşüşle birlikte, eski Komünistlerin elinde alternatif bir rejim ortaya çıktı. Bu melez bir rejimdi ve içerisinde geleneksel “aparatçik” yapıdan tevarüs edilmiş bazı kuralları, her türlü rengi ve şekliyle “mafyaları”, Batılı sermayenin dayattığı ve Sovyetlerin çözülmesini hızlandıran “Özelleştirme”leri, yağmalanmış zenginlikleri ve onun bileşenlerini barındırmaktaydı.

Sovyetler Birliği’nin çöküşü, Gorbaçov’un, Moskova’ya düşmanlıkta daha saldırgan olan Batılı liderlere verdiği hızlı tavizlerle başladı. Batıda, “vizyonu” ve “cesareti”ne yapılan yapmacık övgüler onu daha da cesaretlendirdi ve “açılım” konusunda aceleci ve safça davrandı. “Eski muhafızların”, sosyalist mirasın ve Sovyet varlığının terk edilmesinden endişelenmesi gayet doğaldı. Bu durumu dengelemek için Yeltsin ortaya çıktı. Başkent Moskova’daki Komünist partinin eski lideri, Nisan 1990’da İngiltere’yi ziyaret ettiğinde, Batı Avrupa’daki sosyalizm ve sendikaların en büyük düşmanı Margaret Thatcher’ı eleştirerek pek çok kimseyi şaşırttı!

1991 yazında, “eski muhafızlar” Sovyetler Birliği’nin çöküşünü durdurma umuduyla darbe yapmaya kalkıştılar. Özellikle Yeltsin’in darbeye karşı koymasıyla, çöküş daha da hızlandı. Bu girişim, yaşam süresi aslında sona eren bir rejimin politik, entelektüel ve ekonomik yapısının kırılganlığını gösterdi.

Yeltsin’in gelmesiyle beraber Sovyet varlığı dağıldı. Rusya, -demokrasiye uzaklığı hariç- her şeyde yeni bir döneme başladı.

Daha önce zikri geçen melez rejim, sosyalizmin ve “halklar arasında kardeşliğin” teşviki dışında komünist rejimin tüm kusurlarını devraldı. Ancak Sovyetler Birliği ile yaptığı çetin savaşlardan muzaffer çıkmış Batının, yeni rejimin kusurlarını açığa çıkarmakta bir çıkarı yoktu. Tam tersine, yolsuzluğa, büyüyen “mafyasına” ve demokrasinin tahrifatına gözlerini kapamaya hevesliydi, çünkü Yeltsin’i sadece “iflasın temsilcisi” olarak görüyordu. Batı başkentlerinin, Yeltsin’in Batı’nın çıkarlarını uzun bir zamandan beridir tehdit eden bir gücü ortadan kaldırma görevini yerine getirmesine yardımcı olması gerekiyordu.

Bununla birlikte Rusya, şahıslara bağlı değildir. Zamanla, oyunun kurallarını öğrenip, sorumluluğun anahtarına sahip olanlar, güçlerini yeniden yakalama fırsatına sahip olmuşlardır. Bunlardan biri, sessizce Yeltsin’in mahremine giren iddialı istihbarat subayı Vladimir Putin idi. Çeçen direnişinin (1999-2000) kanlı bir şekilde bastırılması, istihbarat mahzenlerinden yeni ve parlak bir liderin çıkmasını sağladı.

Rusya’nın en büyük Çarı olan Büyük Petro tarafından inşa edilen Çarlık başkenti Petersburg’un (Leningrad) oğlu, Avrupa’ya açılan pencere ve sembol bir mimarisi olan, Bolşevik Devrimi’nin kıvılcımlandığı şehir, hafızası ve iradesi güçlü bir adam çıkardı.

Rus kimliğinin tüm unsurları ve onun milli-dini tarafı, Putin’in şahsında buluştu. Onun karakterinde, İmparatorluk emellerinin eğilimleri, mağlubiyetlerinin acıları ve çağlar boyu devam eden kuşatmaların yaraları derinleşti. Bu nedenle, yarın yeni bir güne uyandıktan sonra, hiç kimse, Müslüman “tekfircilerle” savaşmak bahanesiyle Suriye’yi sistematik olarak yok eden kişiden başkasını beklemesin.

Daha da ötesi, Amerika’nın karıştığı ve Avrupa’nın parçalandığı bir hengâmede Putin’in argümanlarından birini hatırlamak yararlıdır: “Hiç kimse, Rusya’ya karşı bir askeri zafer kazanma kuruntusuna kapılmasın. Buna asla izin vermeyeceğiz. ”

Bugün bizler başka bir Çar’ın onaylanmasını bekliyoruz.

Bir farkla: oy sandıklarının yardımıyla…