Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Çok açık ki İran gösterileri, Mollalara ve Orduya karşı yükselen bir itiraz | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

“Tüm bunlara sebep olan nedir?” Bu, “Yüce Rehber” sıfatlı Ali Hamaney’in önceki gün bir dizi hâkimi ağırladığı esnada ortaya attığı soru idi. Sorudaki ‘tüm bunlar’ ise, önce Tahran’daki Büyük Pazar’ın; ardından en az 30 ildeki başka pazarların kapanması ile sonuçlanan gösteriler.

Bununla beraber iş, gösterilerden ibaret değildi. Çarşı pazardaki eylemci esnafı ve kendilerine özgü kuruluşlarla öne çıkıp çoğu ekonomik gerileme ile bağlantılı açık hedefler ardında koşanları bir yana bırakırsak; orada başka politikalar takip eden diğerleri de vardı.

Mesela; gizli kapaklı olarak gösterilerden faydalanan gizemli muhalif eylemciler ortaya çıktı ve çok kısa süre içerisinde en az 5 ayrı kalkışma ile sokaklardaki resmi araçlara, çöp tenekelerine ve ‘emniyet’e ait olduğundan şüphe duyulan binalara ateş açtı. Şura Meclisi (Parlamento) binasının önünde çöp kamyonunun boşaltılması ve güvenlik birimlerine atılsın diye insanların eline çok sayıda taş ve çakıl sıkıştırılması eylemi de bunların başının altından çıktı. Anlaşılan o ki bu eylemciler arasında, sokaklar üzerinden vur-kaç taktiği için iyi eğitilmiş elemanlar var.

Göstericilerin saflarına katılan ve onları ülkenin dört bir yanındaki çeşitli gösterilerde dillerden düşmeyen ibareler ve sloganlarla takviye eden üçüncü bir grup var ki üyeleri, seçkin aydınlardan ibarettir. Bu ekip, gösterilerin üçüncü ve dördüncü gününde aldığı net siyasi görünümün en büyük sorumlusudur. Söz konusu kişiler aynı zamanda iletişim noktaları oluşturup bildiriler de dağıttı. İletişim kurmak için kullanılan malzemeler arasında ise gösterilerin kamusal rengini belirginleştirmek için sosyal medyaya servis edilen binlerce belgesel film de var.

Ama Hamaney açısından en endişe verici olay, ‘kenarda köşedeki fakirler’in yoğun kitleler halinde gösteri saflarını doldurmasıydı. Onların belirli bir liderleri veya kendilerine has bir sloganları yoktu. Onlar sadece kendilerine İran’daki fakirliğin biteceğinin sözünü veren ‘devrim’e yönelik öfkelerini kusmak istediler. Zira fakirliğin ortadan kalkması şöyle dursun, ikiye katladı.

Her ne olursa olsun; Hamaney’i kaygılandıran bu gösteriler, farklı yaş, eğitim ve sınıf düzeyinde olan insanların katıldığı bir halk hareketine dönüşerek bunu haklı bir halk ayaklanması haline getirdi. Bu hareket gösterdi ki çok sayıda İranlı, rejimle karşı karşıya gelmeye kararlı. Birçok uzman, henüz bu noktaya gelmediklerini zannediyor. Ama onlar, insan kaynağına ve iktidara gerçek bir meydan okuma için gerekli tüm araç gereçlere sahipler.

Bu ani devrim, bir kamu önderliğinden ve tek bir söylemde özetlenebilecek belirli bir hedeften yoksun kaldı. Görünen o ki göstericilerin birçoğu, yolsuzluğu kontrol altına almayı, ekonomik krize bir son vermeyi, yeterlikten yoksun ama yüksek makamları tutan yetkililere haddini bildirmeyi ve fakirlik sınırının altında yaşayan 30 milyon kadar İranlının sırtındaki yükü azaltmayı kafasına koymuş.

Hiç kuşku yok ki göstericiler arasında iş görücüler ya da -düşmanlarının iddiasıyla- en radikal Humeynici birimlerden kiralananlar da var. Bunlar, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile alaylı bir ifade ile ‘New York Gençleri’ adını taktıkları yandaşlarının ABD’nin İran’a karşı kullandığı Truva Atı olduklarını düşünüyorlar. Onlara göre en azından yönetim demokratların elin olduğu sürece durum bu.

Öte yandan göstericiler arasında sesi en çok çıkan tayfa, ‘rejimi değiştirme’ koalisyonu olarak nitelenebilecek ve İslam Cumhuriyeti’nin dağılmasından başka bir seçeneğe razı olmayan ekip. İranlı muhalifler kabaca şu iki büyük bölüğe ayrılabilir: Rejimin değişmesini isteyenler ve rejimin mevcut tutumlarını değiştirmeye çalışanlar.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun, Trump yönetiminin tek amacının İran rejiminin birçok konuda tutumunu değiştirmek olduğuna dair yaptığı sürpriz açıklama, iki bölük arasındaki uçurumun genişlemesi konusunda tuz-biber oldu. ABD ve onun İsrail’in de aralarında bulunduğu bölgesel müttefikleri ile sıkı bir şekilde işbirliği yapan sürgündeki muhalif gruplar, kendilerini rejimin değişmesine dair ortaya atılan söylemlerden aklamak zorunda hissettiler. Zira bu, İran rejimine ek bir manevra alanı sağlamaktadır.

Uluslararası bağlantıları ile baskı oluşturma ve lobicilik alanlarındaki deneyimleri sayesinde sürgündeki muhalefet, hâlihazırda gelecekte meydana gelebilecek herhangi bir ulusal devrimde rol oynayabilecek potansiyele sahip. Bununla beraber İran, rejimi gerçek anlamda değiştirmek için harekete geçecek mi; geçecekse bu ne zaman olacak, bu hala belli değil.

Son dönemde Londra, Hamburg ve Washington’da gerçekleştirilen bir dizi konferans, tartışma ve kargaşa ile son bulmuştu. Sebep ise sürgündeki muhalefetin, farklı etnik kimliklerin hakları, cumhuriyet ve monarşi rejimleri arasında tercih yapma ve arka planda klasik sağcı-solcu ayrışmasının ortaya çıkması gibi konularda tartışmalara dâhil olması idi.

Ordu’nun elit hâkim tabakadaki bazı üyeleri ise, hala beklemede. İslâmî Devrim Muhafızları emeklilerine veya etkin subay yönetimine bağlı birçok gazete ve internet sitesinin, mollalar veya sivillerin izinden giden hükümetlerin başarısız olduğu yönündeki iddiayı defalarca dile getirdiği göze çarptı. Onlara göre askeriye, 40 yıllık yetersiz ve gerici yönetimin rahminden çıkan bu mevcut dar boğazdan halkı kurtarabilecek tek etkili güç olarak duruyor.

Örnek vermek gerekirse; Silahlı Kuvvetler Komutanı General Muhammed Hüseyin Bakıri, adamlarının ‘sorunları çözmede ve olayların üstesinden gelmede herhangi bir zorlukla karşılaşan hükümete destek vermeye hazır olduğunu’ dile getirdi. Bu açıklama, bir molla veya sivil bir şahsın liderliğindeki hükümetin bunu yapmaktan aciz olduğu anlamını taşıyan üstü kapalı bir mesaj niteliğindedir.

Aralarında Kudüs Güçleri’nin yönetimini üstlenen Kasım Süleymani ile Devrim Muhafızları eski komutanı General Yahya Rahim Safevi’nin de bulunduğu üst düzey askeri liderlerden birçoğunun, kendilerinin reklamını yapmaya başladıkları dikkat çekti. Bunun bir benzerini başkanlık seçim kampanyalarının ilk aşamalarında da yapmışlardı.

Bu noktada bilinmesi gerekli önemli gerçeklerden biri de 40 yıldır rejimin yüzünü şekillendiren din adamlarının bugün spot ışıklardan uzaklaşmaya meyletmeleridir. Bu eğilime saflarında meydana gelen tehlikeli bölünme sebep olmuş olabilir. Nitekim birçoğu, herkesi yutan öfkeli bir tsunamiden korunmak için camiyi hükümetten ayırmaya dönük şiddetli bir arzu duymakta.

Gelecekte ne olacağını bir kenara bırakalım. Analizciler, İran’da bir sonraki ‘kurtarıcı’nın ya bir sarık ya da askeri bir başlık giyerek geleceği konusunda hemfikir.

Öte yandan İran’daki gösteri hareketleri, yüzlerce sendikacının, ileri gelen ticaret adamlarının, kadın eylemcilerin, düşünürlerin ve hatta 200’den fazla şehirde gösterilere önderlik eden din adamlarının katılımıyla taktiksel yönetim açısından zengin olmakla ön plana çıkıyor. Bu, İran tarihinde görülmüş şey değil. Hareketin yaralı tarafı ise bu taktiksel ayrıcalığı stratejik bir ayrıcalığa dönüştürebilecek kuşatıcı bir liderlikten yoksun oluşudur. Hani derler ya: İcatlar, ihtiyaçtan doğar.ğ