Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Darbe girişiminden bir yıl sonra Türkiye nerede? | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı devirmeye kalkışılan darbe girişiminden bir yıl sonra Türkiye nereye gidiyor? Cumhurbaşkanı tarafından başlatılan yoğun temizlik operasyonları ile onbinlerce kişinin cezaevine gönderilmesi sonrası Türkiye nasıl değişti?

Türkiye’nin Suriye’deki planları ne? Ankara niye Doha ile ittifak etti? Rusya, Putin ve Trump ile ilişkileri nasıl gelişti? Bunlar, Şarku’l-Avsat tarafından, Türkiye konusunda en önemli uzmanlardan biri olan Fransız Uluslararası ve Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nde Direktör Yardımcısı Prof.Dr Didier Billion’a sorulan sorulardan bazıları…

Billion, özellikle dış siyasette ‘stratejik vizyon eksikliği’ olduğunu söyleyerek Cumhurbaşkanı’nın iç ve dış politikalarını eleştirel bir bakışla cevapladı. Darbe girişimi tarihi olan 15 Temmuz 2016 yılından beri 45 bin kişinin hapse atıldığını, sivil ve askeri personel 150 bin çalışanın, Fethullah Gülen örgütü ve darbe girişimine katılmak, terör hareketleri sempatizanı olma sebebiyle işten atıldığını söyledi. Bütün bunlara ek olarak, Erdoğan’ın kasıtlı olarak devlet yapılarını zayıflattıktan sonra, son anayasa reformu sayesinde tekrar başkanlık ettiği Adalet ve Kalkınma Partisi’ni etkinleştirdiğini ve çeşitli yapılar üzerinde hegomanyasını kuracağını ve bunun da hukukun üstünlüğünü yok edeceğini söyledi.

Bu gerçek, kasıtlı iç siyaset yaklaşımı ile birleştiğinde, Billion bunu, ‘Polarizasyon Stratejisi’ olarak isimlendiriyor. Erdoğan vizyonu gereğince, Kürtlerin karşısında Türkleri, mütedeyyinlerin karşısında laikleri ve alevilerin karşısında sunnileri buluyoruz. Tüm bunlar, Türkiye’yi ister DEAŞ ister PKK olsun, her yandan gelecek saldırılara karşı teşvik etmeyi amaçlıyor. Bu nedenle, gerçek veya varsayılan bu tehditler, baskıcı politikaya boyun eğdiriyor ve ‘Türkiye’yi koruyacak tek ehil kişi’ fikrini vurgulamayı sağlıyor. Billion, Erdoğan’ın politikalarını haklı çıkarmak için Türkiye’yi bir kısır döngüye soktuğunu düşünüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Vladimir Putin’in ‘dikey güç’ isimli Rus modeline benzeyen vizyonu da, içerideki durumu temsil eden üçüncü şeydir. Başbakanlık görevini ortadan kaldırmasına, Silahlı Kuvvetler Yüksek Komutanı olmasına ve Adalet ve Kalkınma Partisi genel başkanlığına dönmesine, geçen nisan ayında gerçekleşen referandum sonuçları ile izin verilmiştir.

Fransız uzman, Erdoğan’ın büyük yetkisi var gibi görünmesine rağmen, sivil toplumun her şeye izin vermediğine inanıyor. Bunun iki delili var; Birincisi, medya kampanyalarına rağmen, Anayasa değişikliği lehinde yüzde 51 oy aldı. Billion, Cumhuriyet Halk Partisi tarafından hazırlanan istatistiki bir çalışmaya işaret etti. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin propagandası, muhalefet partisininkinden beş kat daha uzun süre medyada yer alıyor. 25 yıl hapis cezasına çarptırılan milletvekili için, partisi tarafından düzenlenen ve pazar günü sona eren protesto gibi direnme gücü, dönüm noktası kabul ediliyor. Yeni anayasaya göre, Erdoğan 2019 yılında çalıştırmaya başlayıp, her beş yıllık iki ek oturum ile 2029 yılına kadar iktidarda kalabilir. Fakat, son seçimlerde ve referandumda kazandığı zafere rağmen partisi için tehdit olmadığı anlamına gelmiyor.

Fransız araştırmacı Suriye dosyası hakkında ise, Suriye’deki ilk hamle olan ‘Suriye’deki Kürt sorunu’nun takıntı olduğunun altını çiziyor. Ankara’nın hedefi Irak Kürdistan bölgesine benzer ve kendinden bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasını önlemek. Araştırmacı, geçen yıl 24 Ağustos’ta başlayan Fırat Kalkanı operasyonunun amacının, Erdoğan’ın tanımına göre ‘Bölgeyi DEAŞ’ten temizlemek’ olduğunu ve Suriye içindeki durumun daha da karışmasını önlemek için olduğunu doğruluyor.

Billion’a göre Erdoğan, görevin bitmesi bahanesi ile Suriye’deki kuvvetlerinin büyük bir kısmını 3 ay önce çekmesinin gerçek nedeni Putin ile anlaşmasıydı. İkincisi, Rusya; Ankara’nın askerlerinin büyük bir kısmını çekmesi karşılığında Kürtlere desteğini kesme noktasında söz verdi. Ödülü ise, Astana süresince ‘Suriye’deki oyuna’ yeniden girmek oldu. Ateşkesin ve çatışma alanlarının azalmasında Türkiye’nin rolü büyük oldu.

Fransız araştırmacı, Türkiye ile Washington ilişkilerinde bozulma olmayacağını iddia ediyor. Ankara’nın Irak Kürdistanı ile daha iyi ilişkiler kurduğunu ve Mesut Barzani’nin varlığının Ankara için olumlu olduğunu, ama Ankara’nın Kürdistan’ın bağımsız olmasını hiçbir zaman kabul etmeyeceğinin altını çiziyor. Kürdistan bölgesindeki petrol, Türkiye üzerinden geçiyor. Irak hükümetine gelince, Kürdistan’ın ayrılmasını kabul etmek onlar için de zor olacaktır. Diplomatlar ve araştırmacılar, Kürdistan’ın ayrılmasının Irak’ta yeni bir savaş anlamına geldiği ve Türkiye, Suriye ve İran’daki kıvılcımı büyüteceği konusunda uyarıyor. Siyasi farklılıklar ve çelişkili çıkarlara rağmen Irak’ta veya başka bir ülkede bağımsız bir Kürt varlığının ortaya çıkmasının reddi üzerinde birleşilecek.

Billion, Türk hükümetine Kürt sorunuyla başa çıkmada başka bir yaklaşım tavsiye ediyor. Türk makamlarına, 2015 yazında yine aralarında savaş patlak vermeden önce, iki taraf arasında arabulucu olan kişileri kullanma yaklaşımına dönmeleri için çağrıda bulunuyor.

Türkiye ile Katar arasındaki ilişki ve Ankara’nın Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn, Mısır ve Katar arasında patlak veren krizde Doha’nın tarafında durması konuşulmaya devam ediliyor.

Billion, bu karşılıklı istek içeren ilişki hakkında şunları söyledi, “Birincisi, Türkiye Körfez bölgesinde bir dayanak noktası arıyordu ve bunu Doha’da buldu. İkincisi, iki tarafında Müslüman Kardeşler örgütünü destekleyip, Arap Baharı patlak verdiğinde onun yanında duruyor olmalarıdır.”

Fransız araştırmacı, Erdoğan’ın Eski Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu Mısır, Tunus, Suriye veya Libya’da, bir süre tereddütten sonra İhvan’ın yanında durmasını desteklediğini ve bunun stratejik bir seçim olduğunu söyledi. Billion, şimdiki gerçeklik algısına göre, Türkiye Cumhurhurbaşkanı’nın bahsi kaybettiğini düşünüyor. Bu da mevcut siyasi izolasyonu açıklıyor. Erdoğan’ın, stratejik ve siyasi hatalarının bedelini ödediği sonucuna varıyor. Bu, Erdoğan’ın siyasi vizyonunun eksik olduğu anlamına gelmiyor. Gerek başarılı, gerek başarısız siyasi icraatlar yaptı. Türkiye, komşu devletler ile sıfır sorun teorisini düşündü, ama sorunsuz komşu olmadığı gerçeğiyle yüzleşti.

Bugün Türkiye’nin durumu, içeride birbiri ardına gelen krizler, Avrupa Birliği ülkeleri dahil dış dünya ile gergin ilişkiler içerisinde görünüyor. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılma hayali, uzak görünüyor, ama imkânsız değil.