Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Desteği hak eden ‘Hadis Akademisi’ | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

İlk asırlardan beri, hayırlı olanın bazen şer küllerinden doğduğu söylenir. Tahrip edici ateşi yakanlar, böyle bir şeyi arzu etmese ve bütün hayırların üzerine ateş atmak istese bile bu böyle olmuştur. Akıl sahibi kişiler, birçok medeniyet ve milletlerin tarihinin derinliklerinde bu türden şeylerin olduğunu idrak eder. Kendi gidişatını kontrol edebilen birçok millet, bazı dönemlerinde taassubun içine düşmüşlerdir. Sahte takvaya bürünmüş davetçiler ve doğru yoldan sapmakla kendileri de bozulmuş bağnaz kimseler bu türden dönemleri oluşturmuşlardır. Bunlar yeryüzünde fesat yayılınca din adına fetva verirler ve bu şekilde durumu kontrol edebileceklerine kendilerini bile ikna ederler. Allah, insanları sadece güçlerinin yettiğiyle mükellef kılmasına rağmen, bu kimseler, takvalı olma iddiasıyla, insanlara dünyayı dar eder ve taşıyamayacakları sorumluluklar yükler. Yine peygamberler bütün bir insanlık için sadece rahmet olarak gönderilmelerine rağmen peygamberlerin getirdiklerini tatbik etme iddiasında olan bazıları, sapkınca bir zühd anlayışıyla, fikirlerinde tutucu olurlar.

Günümüz Müslümanlarının içinde bulunduğu durum, bize şunu anlatıyor; mekân ve zaman olarak farklılık gösterse de içinde yaşadığımız dönem ve bir önceki asrın sonu boyunca İslam’ın karşı karşıya kaldığı eziyet ve şerrin sebeplerinin en başında, bu hanif dinin müntesipleri tarafından, nebilerin sonuncusu, emin elçi Hz. Muhammed’e (S.A.V) yapılan kötülükten kaynaklanmaktadır. Çünkü O’nun (S.A.V) söylemedikleri söylemiş gibi dillendiriliyor, siyasi arzular doğrultusunda bağlayıcı yorumlar yapılıyor. Ya da mezhebi, ırki, partili ve şahsi arzular esas alınarak, neredeyse bütün İslami kaynakların, üzerinde ittifak ettikleri sünnetler bir kenara bırakılarak, sünnet olmayanlar sünnetmiş gibi dayatılıyor. Bu bağlamda belki de Rasulullah’a (S.A.V) yapılmış en büyük kötülük; özellikle her batıl fikrin bir şekilde delillendirildiği ve fanatik akımların yaygınlaştığı fitne yıllarında, insanların tekfir edilerek dinden çıkarılmalarıdır. Daha da kötüsü; Rasulullah’a (S.A.V) eza vermeye adeta kendini adamış olan bazıları, hadisi şeriflerdeki manaları, yaptıkları mesnetsiz yorumlarla çarpıtıyorlar. Bunu da kendi ülkelerinde yaşayan Müslüman kulların kanlarının akıtılmasının helal olduğunu delillendirmek amacıyla yapıyorlar. Bunu bazen mescitlerinin kubbeleri altında, namaz kıldıkları esnada yapıyorlar ki ülkenin tamamının yıkımına hazırlık mesabesinde olsun. Duyduğumuz ve gördüğümüz kadarıyla bu durum dünyanın tamamında böyle olmuştur. İslam’dan habersiz olanların; Muhammed bunu mu getirdi?! şeklindeki sorgulamalarını duyduğumuzda şaşırmamalıyız.

Hayır, kesinlikle bunu getirmedi. O Nebiyi hak üzere gönderen Allah’a yemin olsun ki böyle değil. Buna şahit olarak şu ayet yeter: “(Ey Muhammed) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” Çok açıktır ki; bazılarının, Hadisi şerifleri sürekli olarak kendi kötü emelleri için kullanmalarının önüne geçme vakti gelmiştir. Bu çerçevede inşa edilen “Hadimu’l- Haremeyn Şerifeyn Kral Selman bin Abdulaziz el-Suud Hadis Akademisi” hadisi şeriflerin maksadı dışında yorumlanmasının önüne geçmesi ve dolayısı ile İslam’a gelebilecek şerleri de önlemesi için atılmış hayırlı bir adımdır. Bu, doğusundan batısına bütün kıymetli İslami otoriteler tarafından desteklenmeyi hak eden bir görevdir. Medine’de Peygamber Efendimizin camisine yakın bir yerde bulunan ve dünyanın dört bir yanından çok sayıda kıdemli Âlimi bir araya getiren bu akademinin esas görevi; Peygamber Efendimiz’in hadislerinin hangi metodoloji ile kullanılabileceğini incelemek ve bunu geliştirmek olacaktır. Böylece işlemiş oldukları terör cinayetlerini delillendirmek için kullandıkları, İslam’ın temel dinamikleri ile çelişen ve hadislerin temel maksatlarına aykırı yorumlar, rahatlıkla reddedilmiş olacak. Bu öncelikle Hz. Peygamberin (S.A.V) bize bıraktığı mirasa sahip çıkmaktır. İkinci olarak; bu sapasağlam dinin, müptela olduğu sıkıntılardan arındırılmasıdır. Üçüncü olarak da; Müslümanların, yapmış oldukları sapkın yorumlarla dini kendilerinden kapanlardan, dinlerini geri almalarıdır.

‘Hadis Akademisi’nin inşa edilme maksadı bu kadar açıkken, bu kuruma destek olmak yerine sırf siyasi duruşu, Suudi Arabistan ile uyuşmadığı için yüz çeviren nice basiretli insanlar vardır. Meseleyi siyasileştirerek hiçbir mantığa dayanmayan yorumlarını hızlıca yayma peşindeler. İnternet siteleri veya uydu kanalları üzerinden bu yöntemlerini pazarlamaktadırlar. Bazılarının, işlemiş olduğu terör cinayetini delillendirmeye çalıştığı bu dini, bu tür sapkınlıklardan arındırmak için atılmış bu adımın etrafında birleşmesi gerekenler, tam tersi önemini azaltmak için çalışıyorlar.

Çok da önemli değil. Eskiden denildiği gibi; “Kalbur güneşin ışığına engel olamaz.”

Önemli olan, Peygamber Efendimizin hadislerini inceleme mekanizmasının kararının çıkmış olmasıdır. Sadece bu bile Sahabe, Rasulullah (S.A.V) ve Risalet’i her türlü sapkın yorumlardan arındırmak isteyenlerin yüreğine su serpmiştir. Bu akademi, faziletli Müslüman âlimler tarafından, yaptıkları araştırma ve çalışmalarla desteklenmeyi hak etmektedir. Bu çalışmaların büyük bir sebat ve kararlılıkla yürütülmesi de aynı şekilde son derece önemlidir.

O halde, katkıda bulunmak ve desteklemek adına acele edenler için bu durum bir şereftir.

Ancak elinde başkalarının güzelliklerine şüphe düşürüp, işi siyasileştirmekten başka işi olmayanlara ise bütün fikirlerini iade ediyoruz.