Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

El-Ezher ve Kudüs: Bilinç, kimlik ve sorumluluk | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Ezher, Ehl-i Sünnet’in ağırlığının olduğu bir ortamda Mısır’da Şiiliği yaymak ve onun eğitimini vermek için kurulmuştu. Ancak Fatımilerin yıkılmasıyla birlikte Ezher, İslam dünyasının her tarafını aydınlatan Ehl-i Sünnet’in bir kandili haline geldi. Âlimleri ise hala bu ülkede ilmin bayraktarlığını yapıyorlar.

Ezher sadece Mısır’ın bir kandili olmadı. Bilakis dünya çapında bir üne sahip oldu ve öne çıkmayı başardı. Zira hocalarının bir kısmı da Mısır kökenli değildir. Buradaki revakların arasında buranın âlimleri tarafından Mısırlı olmayan binlerce evlada dersler verilmiştir. Bilakis bu günlerde tartışma yaratan bir mesele var. O da Ezher’de bulunan revaklardan birinin “Kıptiler Revakı” olarak isimlendirilmiş olmasıdır. Bu durum burasının (İslami ilimler dışında) bir kısım ilimlerin tahsil edilmesi için tahsis edilmiş özel bir mekân olduğu anlamına gelmektedir.

Tarih, El-Ezher’in milletin geleceği adına farklı farklı roller üstlendiğini kaydetmiştir. Buranın âlimleri, avam halka dayatılan birçok haksızlığı ortadan kaldırmaya yönelik çağırlar yapmış ve bu uğurda mücadeleler vermişlerdir.

Arapların ve İslam dünyasının kalplerine dokunan en önemli konulardan biri olan Kudüs meselesi hakkında insanları uyarmak ve bu kutsal mekân hakkındaki kafa karışıklığını gidermek için El-Ezher’in “Kudüs Zaferi” konferansında söylenen sözler Ezher’in bu rolünün devam ettirilmesi anlamına gelmiyor mu? Özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail Devleti’nin başkenti olduğunu ilan etmesinden sonra günümüz dünyasında Kudüs’ün yeri ve konumu hakkında Ezher’de ortaya konan hakikatler daha da önemli hale gelmemiş midir?

Kesinlikle gelmiştir. Belki de bu konferansı diğerlerinden ayıran en önemli tarafı, katılımcıların edebi sloganik söylemlere yönelmemiş olmalarıdır. Aksine fikirleri üç temel unsur üzerine inşa etmişlerdir: Bilinç, kimlik ve sorumluluk. Bilince gelince, 1948’den günümüze değin, özellikle İsrail’in BM kararlarına saygısızlığına ABD’nin ölçüsüz ve dengesiz desteği eklenince bu yolda kalkan toz-duman arasında pek çok özellik ve çehresi kaybolup gitmiştir. Bu nedenle, bu bilincin canlanması, bütün dünyaya ve özellikle de Arap ve İslam dünyasının nesillerine “Kudüs’ün uluslararası yasal statüsü” başta olmak üzere gözle görülür ve meselenin özünü teşkil eden konuların tekrar hatırlatılması anlamına gelmektedir. Bu şuurun tekrar kazanılması, gerekli siyasi rolü oynayabilmekten geçiyor. Bu da ancak Kudüs meselesinin bütün özelliklerini açıklığa kavuşturma adına kültür ve eğitimin rolüne tekrar dikkat çekmekle mümkün olacaktır. Geçtiğimiz yüzyıllar boyunca barış şehri olarak kalmış Kudüs’ü ilgilendiren her bir konuda bu şuuru tekrar kazanmak istersek medyanın rolünü görmezden gelemeyiz.

Şu bir gerçektir ki kimlik konusunda bir netlik olmadan bilinç de olmaz. Konferansın yoğunlaştığı konulardan birisi de bu olmuştur. Kudüs’ün Arap kimliği ve misyonuna dair geniş bir çizgide sağlam ve faydalı tartışmalar yapılmıştır. “Kudüs’ün küresel dini statüsü” ele alındığı gibi bu kutsal şehrin- eski ve yeni- tarihteki medeniyet rolüne de değinilmiştir. Daha da önemlisi, katılımcılar temel bir nokta üzerinde durmuşlardır ki o da nefret iklimi yaratmada kimlik değişiminin etkisinin ne olduğudur. Belki de en son Amerikan kararı, zalim politik eğilimlerin nefreti nasıl ektiğinin, şüphe götürmez delillerinden birisidir.

Keşke bu türden tavırların İbrahimî dinlerin evlatları arasındaki alevleri söndürmediğini bilselerdi! Dolayısıyla, özellikle Kudüs tarihi ve genel olarak Filistin hakkında uydurma iddialarda bulunmaktan kaçınmak gerekiyor.
Bilinç ve kimlik beraberinde mutlaka sorumluluk gerektirir: Burada, Kudüs ve mukaddes yerlere yapılan zulüm karşısında kesinlikle sessiz kalınamaz. Uluslararası örgütler aracılığıyla uluslararası eylemler ortaya konmalı ve uluslararası toplumun kolektif vicdanı harekete geçirilmelidir. Neyse ki BM Genel Kurulundaki son oylamada, Üye Devletin çoğunluğu, Filistin’in Kutsal Topraklarında coğrafi ve demografik olarak yapılmak istenen statü değişikliklerini açıkça reddetti.

Özellikle, Kudüs meselesinde sorumluluk: Sorunu saptırma ya da fanatizm olmadan insancıl bir şekilde Kudüs’ün tarihi gerçekliğini savunmak için insani ve dini ağların kurulması anlamına gelmektedir. Çevremizdeki dünya bu dilden anlamakta ve takdir etmektedir. Dolayısıyla her türlü inanç ve ideolojiden bağımsız bu dili kullananlar sonradan desteklenmektedir. Bu, arkadaş kazanma ve düşmanları azaltma sanatıdır ve bizler küstah ve kibirli güçlerle sıcak bir mücadele ve çatışma içerisindeyiz. “Kudüs zaferi” Konferansı’nı diğer son faaliyetlerden ayıran şey, parlak sloganlar, bağırıp çağırma ve patırtı çıkarma yönteminden uzak durarak sadece bu davayı savunmaya yönelik uygar bir yaklaşım oluşturmak için bilginin yolu takip edilmiştir.

El-Ezher Üniversitesi’nden Şeyh Ahmed et-Tayyib’in, Kudüs sorununun derinliğinin biz Araplar ve Müslümanlar olarak konuya ciddiyetle yaklaşmamızı sağlayacak bir hazırlık ve donanıma sahip olmamakta yattığına dikkat çekmesi oldukça önemliydi. Bunun sebebi, genç Araplar ve Müslümanların içerisinde bulunduğu kültürel bilgisizliktir. Buna karşılık mücadele edilen kesimin sahip olduğu geniş malumat…

Bilgilerin doğru olup olmadığı, yanıltıcı veya hatalı olduğunun burada hiçbir kıymeti yoktur. Burada önemli olan tarihi gerçeklere dayalı zihinsel bir vizyon oluşturmuş olmasıdır. Bu da onun, davasını savunmak ve bu uğurda fedakârlık yapmak istediğini gösteriyor; bu arada bizim gençlerimiz bu mesele hakkında hiçbir şey bilmiyorlar.

Ezher konferansına katılanlar, Filistin davasını destekleyecek ve Filistin halkının haklarını vurgulayacak rasyonel öneriler yapmayı arzuluyorlar. Bununla birlikte, organizatör ve katılımcıların hanelerine yazılacak gerçek başarı, gençlerin Kudüs meselesinin -tarihi ve kutsallığıyla- farkına varmasını sağlayacak ve Arap dünyasının tamamında öğretilebilecek tek bir müfredatı ortaya koymaları olacaktır.

Esas mesele bilgidir…

Bilgi de gerçek çözümdür.