Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Filistin tutumu bu kez değişiyor mu? | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Başkan Trump, İsrailliler ile Filistinliler arasında “büyük bir sözleşme”yle barış anlaşmasına ulaşmayı dile getirdi. Trump, anlaşmalar yapmakla övünüyor ve bu büyük sözleşmeyi gerçekleştirebileceğini düşünüyor.

Birkaç ay önce Amerikalılar, yöntem ve planları hakkında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) üyelerini bilgilendirdikleri zaman onlar; İsrailliler, Filistinliler ve Arapların, planın bir kısmını hoş karşılayıp diğer kısmını ise hoş karşılamayacaklarını belirtti. Sadece tek tarafın ihtiyaçlarını ele alacak ya da tek tarafı razı edebilecek güvenilir bir plan olmaz. Barış planı, her iki tarafın ihtiyaçlarını ele aldığı zaman ancak başarılı olabilir.

Böyle bir sorunun çözümünü zorlaştıran şey, bu çekişmede bir doğru ve bir yanlışın değil iki doğrunun olmasıdır. Bu iki doğru arasında uzlaşma yapılmalı. Biz, aynı mekan üzerinde mücadele eden iki ulusal hareketle karşı karşıyayız. Çatışmayı sıfır toplamlı şartlarla tanımlamak gerekiyordu. Sıfır toplamlı şartta bir taraf kazanırken diğer taraf kaybeder. Her iki tarafın kazanabileceği fikrini kabul etmek zordu. Buna en güzel kanıt ise, Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan edip büyükelçiliği taşıma kararıdır.

Trump’ın müzakereye gerek duyulduğundan dolayı İsrail’in Kudüs’teki egemenlik sınırlarını tanımadığını söylemesine rağmen söz konusu karar, İsrail’in kazandığı ve Filistin’in kaybettiği izlenimini verdi. Öyle ki Mahmud Abbas, Trump yönetimiyle bütün resmi teması keserek ABD’nin tek arabulucu olmadığını belirtti.

Fakat bu açıklama, Trump yönetimini durdurmadı. Trump yönetimi, bir gün planını sunacağını söylemeye devam etti. Filistinli yetkililerle fiili bir iletişimin olmadığı bir ortamda Başkan, Arap liderlerinin barış sürecinde eskiden oynadıkları rolden daha önemli bir rol oynamalarına ihtiyaç duyuyor. Bununla Arap liderlerin Filistinlilerin yerine geçebileceklerine işaret etmiyorum. Zaten bu da mümkün değil. Fakat Arap liderler, önceden yapmadıkları bir şeyi yapabilir. Örneğin Arap liderler, Filistinlilerin onurlarını koruyacak şekilde Filistin halkının ulusal beklentilerini gerçekleştirecek güvenilir bir plan ya da bir öneri deklare edebilir.

Tarih boyunca barışçıl bir sonuca ve iki devletli çözüme ulaşmayı kabul eden Arap liderler, Filistinlilerin onayladığı herhangi bir şeyi kabul edebileceklerini söyleyen bir tutum sergiledi. Sorun şu ki Filistin Ulusal Hareketi, çekişmenin çözümü için sunulan belirli önerileri onaylamayacak kimseler tarafından yönetiliyor.

Birkaç ay önce aralarında önceden kendileriyle müzakereler yapılan şahsiyetlerin de bulunduğu bazı Filistinliler, beni akşam yemeğine davet etti. Maalesef onlar, Arafat kabul etmiş olsaydı bugün her şeyin farklı olacağını söylüyorlardı. Fakat Arafat kabul etmedi. Hiçbir lider, kararın Filistin merkezli olduğu zaman söz konusu standartların güvenilir olabileceğini ve Filistin’in haklarını yerine getirebileceğini dile getirmedi. Birileri bunu yaparsa belki de tarih, yeniden yazılacaktır.

Bu kez durumlar değişebilir mi?

Filistinliler arasında zayıflığın ve bölünmüşlüğün olduğu ve Mahmud Abbas’ın Trump yönetimini reddettiği bir ortamda, Trump’ın barış planı ne olursa olsun Filistinliler, bu planı reddedecek gibi görünüyor.

Arap liderler için en azından plan, devletin ve başkent Doğu Kudüs’ün sınırlarıyla ilgili Filistin’in ulusal gereksinimlerinden bahsetmesi gerekiyor. Planı sunmadan önce, Trump yönetiminin önemli Arap liderlerine planın detaylarını açıklayacağı varsayılıyor. Başkanın, planı sunmadan önce meydana gelebilecek tepkileri bilmesi gerekiyor. Ayrıca Trump’ın barış süreciyle ilgili özel ekibinin, sürprizlerin olmaması için önceden plandan bahsedilecek bir formata ulaşması gerekiyor.

Filistinliler, geçmişte barış önerilerini reddettikleri zaman iyi bir şey yapmadı. Başkan Carter döneminde Camp David antlaşmasını ve otonom yönetim müzakerelerini reddetmelerinin ardından Filistinliler, İsrail yerleşim birimlerinin inşa işlemlerini durdurma fırsatını kaybetti. 1980 yılında Başkan Carter’in Ortadoğu Özel Temsilcisi ile yapılan müzakerelerde İsrailliler, Batı Şeria ve Gazze’deki toprakların yeni kullanımlara karşı veto hakkının geçici Filistin otonom yönetiminin yetkileri arasında olmasını onayladı.

O dönemde İsrail’in 5 binden az yerleşim birimi vardı. Bugün ise Kudüs dışındaki yerleşim birimlerinin sayısının 300 bine ulaştığı bir ortamda Filistinlilerin, bu fırsattan vazgeçerek neler kaybettiklerini görebiliriz. Açıkçası Bill Clinton döneminde de öneriyi reddetmelerinin ardından Filistinliler, oldukça kötü durumda.

Bugün Arap liderler, öne çıkarak Filistinlilerin çıkarlarına hizmet edebilir ve fırsatın doğması halinde bu fırsatı da kaybetmemeleri için Filistinlilere yardım edebilir. Bu aşamada ABD yönetiminin hazırladığı barış planının içeriğini ve Araplar açısından güvenirlik standartlarını tatbik edip etmeyeceğini bilmiyorum. Ancak ben, güvenirliğin gerçekleşmesi halinde Arapların Filistinlileri açılım yapma ve planın güvenilir olduğu konusunda destekleyebileceklerini biliyorum.

Reddetmek, Filistin meselesine yardım etmedi. Bugün Arapların Filistin meselesine verebilecekleri en güzel destek, Filistinlilere karşı açık ve net olmalarıdır.

*Şarku’l Avsat’a özel