Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Filistinliler gerçek bir krizin içinde… İsrailliler ise daha zor durumda | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Arap ve Avrupalı pek çok eski sorumlunun katılımıyla 27 Şubat’ta Kahire’de düzenlenen Yaser Arafat Müessesi Mütevelli Heyeti’nin 11. toplantısı çerçevesinde “Filistin Meselesi… Zorluklar ve Ufuklar” başlığı altında bir buluşma gerçekleşti. Bu buluşmada Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin’in Ortadoğu Özel Temsilcisi Mikhail Bogdanov ve İspanya Eski Dışişleri Bakanı Miguel Angel Moratinos birer konuşma yaptılar. Konuşmacılar, Ortadoğu’da siyasi süreç olmak üzere ana başlıkları ele aldılar. Burada siyasi süreçten kasıt, Filistinlilerle İsrail devleti arasında sekteye uğrayan barış sürecidir.

Aralarında Filistin’in önde gelen yetkililerinin de olduğu bazı konuşmacıların karamsarlığa kapılmaları ilginç bir durumdur. Hatta bazıları, başkenti Doğu Kudüs olan 1967 sınırlarına göre bağımsız bir Filistin devletinin kurulması için herhangi bir barışçıl çözüme yönelik ümitsiz olduklarını, elde edilebilecek tek şeyin Batı Şeria’da özerk yönetim ve Sina sınırındaki bazı değişikliklerle birlikte Gazze Şeridi’nde zayıf bir devlet olacağını belirttiler.
Moratinos, iyimser düşünenlerden birisiydi. Şunları dile getirdi:

“Başında Binyamin Netanyahu’nun bulunduğu İsrail sağ hükümeti ve liderliğini Donald Trump’ın yaptığı şu anki aşırı sağ Amerikan yönetimi döneminde durumun son derece karışık ve zorlu olduğu konusunda hiçbir şüphe yok. Ancak bununla birlikte durum Filistinliler için o kadar da kötü değil. Bütün dünyada, özellikle de ister halk düzeyinde olsun isterse ABD kamuoyunda aktif ve etkin bazı kuruluşlarda ve çeşitli medya organlarında Batı ve Doğu Avrupa’da ve ABD’de Filistin meselesi için pek çok olumlu dönüşüm var.”

Filistin’in manevi çöküşünden kaçınmak için bunun gerçekten söylenmesi gerekiyor. Söz konusu çöküş meydana gelirse -ki kesinlikle böyle bir şey olmayacak- bu durum, yıkıcı ve tarihi bir felakete yol açacaktır. Filistin meselesi, hiçbir zaman şu andakinden daha iyi bir durumda olmadı. Batı Şeria’daki Filistin halkının kendi toprağında ve vatanında kalmaya bağlı olması, sayıları 1,5 milyonu geçen ve 1948 yılından beri işgal edilen Filistin halkının geçmiş dönemlerde olduğu gibi gasp edilmemeleri belki de bu durumu doğruluyordur. Siyonist radikal zalimler tarafından bütün araç gereç ve yöntemlerle hedef alınmalarına rağmen Filistinliler, İsrail gerçeğinde aktif bir güç haline geldiler. Likud ve Binyamin Netanyahu dönemlerinde aşırı sağ, Siyonist devlette yönetimi tekeline aldıktan sonra bazı liberal kesimler, Siyonist radikal zalimlerin karşısında zayıf kaldı. Donald Trump ve ekibi, Beyaz Saray’a ulaşarak ABD’nin, özellikle de Ortadoğu’daki çatışmayla ilgili bütün politika ve eğilimlerine hâkim olduktan sonra Siyonist aşırı sağ kesimin şiddeti daha da arttı.

Fakat bununla birlikte bu durum, bazı Filistinli liderleri manevi çöküş ve karamsarlık aşamasına götürmesi uygun değildir. Aynı şekilde bu durum, Filistinli liderleri Oslo’dan çekilmeyi, ulusal yönetimi feshetmeyi, 1965 yılında çağdaş Filistin devriminin mutlak hareketi olan Fetih Hareketi’ni İsrail işgaliyle birlikte yaşabilecek siyasi bir partiye dönüştürmeyi dışarıdan talep edenlere yanıt verme düzeyine ulaştırması uygun değildir. Trump ve ekibinin Beyaz Saray’a çıkarak Ortadoğu’daki çatışmaya karşı Siyonist Theodor Herzl, Menahem Begin ve Binyamin Netanyahu’dan daha fazla Siyonistçe bir tasarrufta bulunmaya başlamalarından sonra İsrail işgali, gücünün zirvesine ulaştı.

20. yüzyılda ortaya çıkan bütün özgürlük hareketleri, şu an Filistinlilerin geçtiği yoldan daha zorlu tarihi dönüm noktalarından geçti. Şuna da işaret etmek gerekir ki 1982 yılında İsrail’in Lübnan’ı işgalinden sonra Beyrut ve Lübnan topraklarının çoğundan Filistin devrimini, kurumlarını ve ordularını söküp atmak, Filistinlilere yöneltilen en büyük darbeydi. Fakat kendisini taşıyan ve Beyrut sahillerinden ayrılan gemi kalktıktan sonra “Nereye ya Ebu Ammar?” diye sorulduğunda Yaser Arafat, “Filistin’e” diye yanıt verdi. Güney Lübnan, Beyrut ve Lübnan topraklarından çıkarılan Filistin güçleri, yeryüzünün dört bir yanında esen rüzgârlarda parçalandılar. Ebu Ammar, Batı Beyrut’taki yönetim merkezinden Filistin’den binlerce kilometre uzaklıktaki Tunus’a geçti. Ancak buna rağmen Ebu Ammar ve silah arkadaşları Halil el-Vezir (Ebu Cihad), Salah Halef (Ebu İyad), Mahmud Abbas (Ebu Mazen) ve Fetih Merkezi Komitesi üyeleri birbirlerine tutundular. Bu şekilde mücadele saatinin akrepleri, Oslo Anlaşması yapılana kadar dönmeye devam etti. Ebu Ammar, güçleriyle birlikte Gazze, Eriha ve Batı Şeria’ya geri döndü. Bundan sonra yarım milyondan fazla Filistinli, başka vatanları olmayan kendi topraklarına döndü.

Şu an Filistin’in geçici başkenti Ramallah, dünya liderlerinin uğrak yeri haline geldi. Hâlihazırda ulusal yönetim, küresel düzlemde işgal altında bir devlet olarak tanınıyor. En önemli uluslararası kuruluşlarda Filistin temsil ediliyor. Diğer yandan performansı övgü ve takdire şayan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Ebu Mazen), Beyaz Saray’daki, Donald Trump öncülüğündeki ABD yönetimi ve hatta Güvenlik Konseyi’ndeki daimi üye devletlerin liderleri tarafından bile bağımsız devlet başkanları gibi muamele görüyor.

Bütün bunlar, çeşitli yolsuzluk suçlamalarıyla takibe alınan Binyamin Netanyahu’nun sıkıntılar içerisinde olduğu bir zamanda meydana geliyor. Netanyahu ve İsrail, ateşin üzerine konulmuş kazanın içindeki su gibi kaynayan Ortadoğu’da yakın ve uzak geleceğe karşı şaşkınlık içerisindeler. Üstün askeri becerilerine rağmen şu an İsrailliler endişeli bir bekleyiş içerisinde yaşıyorlar. Onlar, dünyanın kendilerinden usandığını hissediyorlar. Trump’ın kendilerine verdiği teşvik ve teselli edici ödüllerin bu bölgede gelecekleri konusunda kendilerini huzurlu hissettirmiyorlar. Ortadoğu’da cereyan eden tüm bu trajedilere rağmen bölge, Arap bölgesi olarak kalacak ve zaman ne kadar uzarsa uzasın aralarında yaklaşık 200 yıl sonra ayrılan Haçlı Seferleri’nin de olduğu bütün işgalcileri çıkardığı gibi bir gün onları da çıkaracaktır.

Bunun için İsrail’deki karar sahiplerinin yaşadığı şaşkınlık, büyüyen ve baskın hale gelen Filistin meselesini anladıkları için Filistinlilerle İsrailliler arasındaki konfederasyon ve federasyon şekli arasında İsraillileri tereddüt etmeye sevk etti. İsrail devletindeki güvercinlerden biri sayılan Shlomo Avineri, bu düşüncenin histerik bir düşünce olduğunu ve söz konusu düşüncenin devamlı bir iç savaşa neden olacağını ifade etti. Avineri, iki tarafın tamamen ayrılmasından başka bir çözümün olmadığını, konfederasyona dayanan birliğin Filistinliler için hareket özgürlüğünü ve açık sınırı gerçekleştirmesi gerektiğini düşünüyor. Ayrıca bu birlik, İsrailliler için Filistin’de İsrail vatandaşı ve Filistin halkı gibi yaşamayı gerçekleştirmesi gerekirken, aynı zamanda Filistinliler için de İsrail’de Filistin vatandaşı ve İsrail halkı gibi yaşamayı gerçekleştirmesi gerekiyor.

Bunun için bardağın boş tarafına bakmakla yetinilmemelidir. Çünkü bardağın dolu tarafı da var. Bu, İsraillilerin gelecek konusunda Filistinlilerden daha zor durumda oldukları anlamına geliyor. Shlomo Avineri, konfederasyon ve federasyon hakkında konuşurken şunları söyledi:
“Bu önerilere ve sözlere yanıt vermeden önce ortada net bir hakikat var. Ürdün Nehri’yle Akdeniz arasında İsrailliler ve Filistinliler, ekonomileri birbirine geçmiş bir şekilde yaşıyorlar. Aynı şekilde çalışma ve ticaret yaşamları da birbirine geçmiş durumda. Bu karışımdan dolayı sevinebilir, aynı zamanda da endişelenebiliriz. Fakat bu karışımı göz ardı edemeyiz.” Avineri, sözlerini şu şekilde sürdürüyor:

“Bu karışım devam edecek. Hatta klasik ayrılma modeli gerçekleşse ve herhangi bir İsrail hükümeti, yaklaşık 100 bin Yahudi’yi Batı Şeria’dan tahliye etmek için siyasi bir güç bulsa bile İsrail devleti sınırları içerisinde yaklaşık 1,5 milyon Arap kalmaya devam edecektir.”

İşte bu, İsraillilerin Filistinlilerden daha zor ve şaşkın durumda oldukları ve gelecek konusunda Filistinlilerin yaşadığı sıkıntılardan daha çok sıkıntı yaşayacakları anlamına geliyor. Bunun için Avineri’nin dediği gibi askeri gücü, bayrağı, milli marşı ve Birleşmiş Milletler’de temsil gücü olan Filistin devletinin bağımsız ve egemenlik sahibi olmasıyla birlikte 1967 çizgilerine göre açık sınıra sahip bağımsız