Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Filistinliler ile İsrail aşırı sağı arasındaki mücadeleyi kim kazanacak? | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

İsrail Komünist Partisi Üyesi Eymen Avde

İsrail’de aşırı sağın güçlenmesi ve faşist etkileri, şu soruyu sormamıza neden oluyor: Kim kimi tasfiye edecek? Aşırı sağ, Filistinlileri tasfiye stratejisinde başarılı olacak mı? Yoksa Filistinliler, Yahudi demokratik güçlerle ittifak kurarak, aşırı sağcı yönetimin değişmesine katkı sağlayacak mı?

İsrail Parlamentosu (Knesset) Kış Dönemi Açılış Oturumunda bir konuşma yapan Başbakan Binyamin Netenyahu, iktidardaki koalisyon üyelerinden, Erez Tedmur’un “Neden Sağa Oy Verdin Sol Kazandı” adlı kitabını okumalarını tavsiye etti. Tedmur, seçim kampanyası döneminde Netenyahu’nun danışmanlığını yürütmüş ve 1948 sınırlarında yaşayan Filistinlilere karşı kışkırtıcı bir konuşma yapmıştı. Tedmur, seçim günü yaptığı konuşmada, “Sağın yönetimi tehlikede. Muhalif solcu toplulukların etkisiyle Arap Filistinliler, sandıklara akın ediyor” demişti.

Kitabın içeriği hakkında birkaç cümle söyleyelim. Tedmur, kitabında hali hazırda iktidarda olan Aşırı Sağcı Likud Partisi’nin, ilk kez 1977 yılında iktidara geldiğini ancak Netenyahu’nun dördüncü dönemine kadar (şimdiki dönem) gerçek anlamda iktidar olamadığını söylüyor. Tedmur’a göre, Likud Partisi, Netenyahu döneminde derin devleti kontrol altına alabildi. Yazar’ın iddiasına göre, İsrail’deki ilk aşırı sağ yönetiminin başkanı olan “Menahem Begin, Yüksek Mahkeme ve Medya ile saygılı bir ilişki yürüterek, büyük ya da küçük olsun herhangi bir memuru görevinden almayı reddetti. İzak Şamir de Begin ile aynı yöntemi seçti. Ariel Şaron ve Ehud Olmert, sol ile ittifak kurarak, sağcı seçmenlere ihanet etti. Netenyahu ise İsrail devleti içinde sağ yönetimi güçlendirmek ve derinleştirmek için uğraştı.”

Tedmur’un, kitapta yaptığı tahlil doğru bir tahlildi. İsrail’deki siyasi süreçlere baktığımızda, Netenyahu döneminde geniş çaplı değişiklikler gerçekleştiğini görebiliriz. Örneğin medya alanında aşırı sağın medyadaki kalesi haline gelen Kanal 20 televizyonu ile Yesrail Heyum ve Makur Rişon gazeteleri kuruldu ve bu kuruluşlar, geleneksel medyaya karşı alternatif bir sağ medya bloğu oluşturdu. Netenyahu döneminde kurulan Şalim, Siyonist Strateji Merkezi, Kudüs ve Meda gibi araştırma merkezleri de Liberal araştırma merkezlerine rakip oldu. Yargıdaki durum da bundan farklı değil. Aşırı sağ, yargıyı ateşe vererek, yargının elini bağlayan yasalar çıkardı. Önümüzdeki üç aylık sürede, yargıdaki liberallerin yerini aşırı sağcılar alacak. Ordu da benzer değişimlere tanıklık ediyor. Yahudi yerleşimlerinde hakim olan Siyonist Muhafazakar Sağ’ın elemanları ordu içine yerleşiyor. Üniversitelerde ise sınırlı bir başarı elde etse de Netenyahu, makbul ve kabul edilemez akademisyenler algısını yerleştirdi.

İşler Netenyahu’nun istediği gibi gitmediğinde, Netenyahu ile beraber aşırı sağın ağır topları, onlara muhalefet edenlere karşı büyük saldırılar başlatıyor. Netenyahu’nun koalisyonu aylardır bizzat kendisinin tayin ettiği emniyet müdürüne karşı hücuma geçmiş durumda.

Öyle ki, işleri polislik görevlerine saldırıya kadar götürdüler. Aşırı sağ, Filistinli Yakup Ebu el-Kayan’ın şehid olduğu olaylar nedeniyle, Yesrail Heyum gazetesi aracılığıyla polise saldırıyor. Netenyahu, diğer yandan da polise baskı kurmak ve polise dair toplumda şüphe uyandırmak için hazırladığı kanunları süratle parlamentodan geçiriyor. 19 Aralık günü kalabalık bir topluluk önünde konuşma yapan Netenyahu, yolsuzluk davasında suçlanmasına dair polis tarafından yapılan tavsiyeleri reddetme çağrısı yaptı. Kendisine bağlı olmayan medyaya karşı saldırılarını sürdürerek, İsrail’deki demokratik sürecin baltalanması konusunda adeta zirveye ulaştı.

Bu konu, basit bir konu olabilir ancak Netenyahu gerçekten programlı bir lider. Her İsrail Başbakanı, döneminde yaşanan tarihi olaylarla öne çıkar (Ben Gourion- İsrail’in kuruluşu, Levi Aşkol-1967 savaşı, Golda Mair-1973 savaşı, Menahem Begin-Mısır ile barış, İzak Rabin-Oslo ittifakı) Ama hiç kimse Netenyahu’nun siyasi hayatında bir dönüm noktası gösteremez. Buna karşın yönetime geldiği 2009 yılından bu yana önceki hiçbir başbakanın gerçekleştiremediği programlı değişimler gerçekleştirdi. Onun döneminde İsrail hiçbir dönemde olmadığı kadar barışa, demokrasiye ve toplumsal adalete uymaktan uzak görülüyor.

Filistinliler mücadelelerinde yalnız mı? Yoksa bu mücadele demokrasi mücadelesi mi?

İsrail’de son düzenlenen seçimlerde (2015 seçimleri), Vatanseverler, Komünistler, Milliyetçiler, İslamcılar ve Liberaller’den oluşan Ortak Liste Bloğu kuruldu. Bu gelişme İsrail vatandaşı Arapların siyasi yaşamında (sadece listenin Parlamento’daki en büyük üçüncü grup olarak 13 sandalye kazanması nedeniyle değil) Filistinlilerin İsrail’deki ve Dünya’daki varlıklarını desteklemek ve kendi davalarına olan inançlarını korumak açısından da oldukça önemliydi.

“Vahdet” fikrinin romantikliğine rağmen birlik olma kültürünün güçlenmesi yapılabilecek en kalıcı ve tercih edilebilir iş gibi görülüyor. Cibran Halil Cibran, belki de, “Allah düşündü, yaratmayı düşündüğü ilk şey Melek oldu. Konuştu, konuştuğu ilk cümle İnsan oldu” derken bunu kastediyordu. Tereddütleri, hataları, çelişkileri ve yeniden dik duruşuyla bir insan. Konumuza dönecek olursak, liste açısından en önemli şey onu korumak ve güçlendirmek için çalışmamızdır.

İsrail’deki yeni seçimler öncesi yapılan anketlerin neredeyse tamamı, muhalif ‘Yeş Atid Partisi’nin Knesset’te 40 sandalye civarında kazanacağını gösteriyor. Anketler, aynı zamanda, Siyonist Sol Parti olan Mirtes’in de sandalye gücünü 7’ye kadar çıkaracağını ifade ediyor. İktidardaki mevcut sağ koalisyon için önümüzdeki seçimlerde mevcudu korumak, yeniden iktidara gelmek için yetmeyebilir.

Arap vatandaşların siyasi meşruiyeti meselesi, İsrail siyasetinin en önemli denge unsurlarından biridir. Eğer siyaseten meşru olursak, İsrail’deki aşırı sağın, iktidara gelebilmek için Yahudilerin en az 4’te 3’ünü ikna etmesi gerekecektir. Gayrı meşru olmaya devam ettiğimiz durumda ise Yahudi seçmenlerin yarısını ikna etmesi yeterli olacak. Aşırı sağ, İsrail’de iktidara geldiği 1977 yılından bu yana sadece İzak Rabin ve Ehud Barack karşısında seçim kaybetti. İki hükümet de Yahudi çoğunluğu ele geçiremedi. Aksine Arap vatandaşların oylarıyla iktidar olabildiler. (İzak Rabin Hükümeti, o dönem Knesset’te temsiliyet kazanan 5 sandalyeye sahip iki Arap Parlamento grubunun yardımıyla sadece 56 sandalye kazanabilmişti. Ehud Barack ise seçimlerde oyların yüzde 56’sını alarak, ancak Arapların oylarıyla seçimi kazanabilmişti.)

Arap vatandaşların siyasi meşruiyeti meselesi ülkenin asli sakinlerini ilgilendiriyor. Ancak tek başına yeterli değildir. Ortak liste, demokratik söylemini derinleştirmeli ve aşırı sağın ülkedeki demokratik süreci daraltma çabalarından rahatsız olan Yahudi siyasetiyle ortak hareket etmeli. Çünkü, faşist etkileri olan aşırı sağ ile mücadelede merak edilen şey kimin kimi tasfiye edeceği sorusudur. İsrail aşırı sağı, Filistinlileri tasfiye etme stratejisinde başarılı olacak mı? Yoksa Filistinliler, faşist sağı tasfiye ederek yönetimi değiştirme mücadelesinde, demokratik Yahudi güçlerle işbirliği köprüleri kurarak mücadeleyi kazanabilecek mi?

Ortak liste, geçmişte önemli başarılar kazandı. Bu başarılarından ilki Arapların siyasi ve parlamenter hayattaki varlığını ispat etmesiydi. Listenin diğer önemli başarısı ise Araplar olarak verdiğimiz mücadeleyle sağladığımız ve reel hayata başarılı etkilerinin olmasını istediğimiz kazanımlarımız ile Belediye ve Köy Meclislerimizi koruması oldu.

Bu başarıları elde ederken yürüdüğümüz yolda elbette çeşitli engeller ve sıkıntılarla karşılaştık. Ancak halkımıza olan bağlılığımız, bizi bekleyen yapmamız gereken işler ve kendi işlerimizi idare etme noktasında kendi kararımızı verme ısrarımız ile ülke yönetiminin bütün alanlarına katılma arzumuz, kazanımlarımızı korumayı ve gücümüzü daha da arttırmayı gerekli kılıyor.