Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Fransa Cumhurbaşkanı görevinin ilk yılında Lübnan sorununa yoğunlaştı | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Bir ay içerisinde Lübnan, modern tarihinde en önemli siyasi sahnelerden birisine şahit oldu. Bu durum, kırılgan siyasi düzeni sarsarak, ülkedeki istikrarın herhangi bir durumda garanti altında olmadığını herkese hatırlattı. Başbakan Saad Hariri istifa ederek İran ve Hizbullah’ı tenkit etti. Cumhurbaşkanı Mişel Avn ile görüştükten sonra istifasını geri çekti. Mısır, Fransa ve Kıbrıs’ta temaslarda bulundu. Daha sonra Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un resmi davetine icabet etti.

Fransa’nın bu krizde oynadığı rol, tesadüf değildir. Başbakanın kim olduğuna bakılmaksızın Fransa bu rolü oynayacaktı. Fransa, Lübnan’daki en büyük yatırımcılardan birisidir. 2015 yılında Fransa, Lübnan’a yaklaşık 1 milyar euro mal ihracatı yaptı. Lübnan’da tarım teknolojisini geliştirme, enerji ve mali hizmetler alanında faaliyet gösteren yaklaşık 100 Fransız şirketi bulunuyor. Son haftalarda en büyük Fransız petrol şirketi olan Total, İtalyan ‘ENI’ ve Rus ‘Novatek’ şirketlerini de kapsayan birliğin yönetimini devralarak Lübnan hükümetiyle müzakere yapmayı üstlendi. Geçtiğimiz hafta Total şirketine ruhsat verildikten sonra Lübnanlı yetkililer, “Lübnan, petrol üretim alanına giriş yaptı. Yavaş adımlarla ilerlememize rağmen Lübnan, OPEC Örgütü’ne üye olacak.” açıklamasında bulundu. Bu şirketler, Lübnan’ın kendi bölgesel sularında denizin derinliğinden doğalgaz çıkartmak amacıyla Lübnan hükümetiyle görüşme yaptı.

Fransa’nın Lübnan’da istikrarı muhafaza etmesinde ve görünüşte de olsa istifadan önce var olan siyasi dengeyi yeniden sağlamasında sabit bir çıkarı bulunuyor. Lübnan’da hâlihazırda ve olası Fransız ekonomisine oluşturacağı tehlikenin yanı sıra Fransızlar, Lübnan siyasetindeki çalkantıların Lübnan ekonomisini yok edebileceğini iyi biliyor. Bu da Avrupa’ya doğru yeni bir göç dalgasına sebep olabilir. Fransa, sadece binlerce mülteciyi almak zorunda kalmayacak. Aynı zamanda Fransa’nın Lübnan’ı yeniden hayata döndürme külfetini üstleneceğini de kesin bir şekilde öngörebiliriz.

Bundan dolayı Fransa Cumhurbaşkanı, Hariri’nin sürpriz istifasından kaynaklanan krize çözüm bulmak için kendisini, kulislerin arkasında yoğun bir şekilde çalışırken buldu. Suudi Arabistan ve Lübnan ilişkilerinde meydana gelen bazı gerilimler Macron’u hareket etmeye zorlamasına rağmen Macron, kendi çıkarı için çaba gösteriyor. Göreve geldiğinden beri Avrupa’da güç sahibi olmasından dolayı önemli ve aktif bir oyuncu olarak kendisini uluslararası alanda tutmaya çalıştı. Örneğin; İngiltere’ye karşı şiddetli tutumlarda Almanya’nın yanında yer aldı. Bunun için var olan yeni rejimi keşfetmek üzere Suudi Arabistan’a beklenmeyen bir ziyaret gerçekleştirdi. Sonra aralarında Fransa Dışişleri Bakanı Jean Yves Le Drian’ın da bulunduğu başdanışmanlarını Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’a gönderdi. Suudi Arabistan’da maziden geriye kalan tek şey, ağırlama liyakatiydi. Fransızların keşfettiği şey buydu. Suudi Arabistan’da karar ve fiil var; ancak tepkime yoktu.

Fakat Fransa, daha sonra kendi açısından anladı ki cumhurbaşkanının olmadığı uzun dönemdeki gibi Beyrut’ta yeni bir yönetim boşluğuyla uğraşamayacaktı. Bundan dolayı Fransa, şu andan itibaren 82 yaşına ulaşan Cumhurbaşkanı Avn’ın yerine geçebilecek muhtemel adayları seçmeye başladı. Avn’ın cumhurbaşkanlığı süresi bittikten sonra Fransa, siyasi harita üzerinde büyük değişikliklerin meydana gelebileceğini düşünüyor. Zira bütün partiler, Fransa’ya has cumhurbaşkanı adayını destekleyecekler. Macron’un bürosu, zararı minimuma indirgemeye ve gelecekte meydana gelebilecek krizleri engellemeye çalışıyor.

Fransa, aday olmaları halinde çekişmeye neden olmayacak iki Hıristiyan aday görmek istiyor. Muhtemel cumhurbaşkanlarına, onların şu anki siyasi güçlere karşı olası bir tehdit oluşturduğu şeklinde bakılmamalıdır. Aynı şekilde bir ölçüde Hizbullah’ın ikna edilmesi gerekiyor. Fransızlar, Hizbullah’ın kendi faaliyetlerini engelleyen muhalif bir cumhurbaşkanının seçilmesine izin vermeyeceklerini biliyorlar. Lübnan’ın cumhurbaşkansız kaldığı 18 aylık süreç, Hizbullah’ın böyle bir şeye engel olacağını ispat etti. İran rejiminin güçlü bir şekilde desteklediği Hizbullah’ın Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ise, hırslarını takip etmek, resmi olarak Lübnan’ı yönetmemesine rağmen bütün ipleri kulislerden oynatması konusunda Hizbullah’a müsaade edecek uysal bir aday görmek istiyor.

Diğer yandan Fransa, Hizbullah’ın bütün planlarını onaylaması için Lübnan Cumhurbaşkanı’nın kullanılmasını istemiyor. Aksine Fransa, cumhurbaşkanlığı koltuğuna gelen kimsenin Lübnan’da siyasi beklentiler içerisinde olan ülkelerin müdahaleleri de dâhil olmak üzere, yabancı nüfuzuyla mücadele edebilecek yeterli siyasi deneyime sahip güçlü bir şahsiyet olması gerektiği hususunda ısrar edecek. Fransızlar, cumhurbaşkanı seçilecek kişinin, kendisinde Lübnan’ın başka bir ülkeye dönüşmesini engelleme hırsının olması gerektiğine dikkat ediyor.

Elysee sarayı, herkes tarafından kabul edilecek adayların listesini fiili olarak çıkardı. Bu listenin başında 3 isim yer alıyor:

Birincisi, geçmişte ismi cumhurbaşkanı adayı olarak birkaç kez geçen Tuğgeneral George Huri’dir. Askeri istihbarat yönetiminin sorumluluğunu devraldıktan sonra Huri, geçmiş yıllarda Vatikan’daki Lübnan Büyükelçisi’ydi. Huri, batılı liderlerle uzun yıllar boyunca kurduğu pek çok ilişkiye sahip. Kendisinin bölgesel, Arap ve uluslararası ilişkilere sahip olduğu biliniyor. Farklı çevrelerde kendisinin, Lübnan toplumundaki parçalanmışlığı düzeltebilecek ve kamuoyunu birleştirebilecek bir şahsiyet olduğuna işaret edildi.

Listedeki ikinci isim, 1980’lerde Lübnan Cumhurbaşkanı olan Emin Cemayel’dir. Suriye rejiminin Suriye Sosyal Milliyetçi Partisi ve Hafız Esed döneminde kardeşi Beşir Cemayel’i 1982 yılında öldürdükten kısa bir süre sonra yönetime geçti. 6 yıllık cumhurbaşkanlığı görevinden sonra Emin Cemayel, 2000 yılında geri dönmek ve Suriye’nin varlığına karşı Lübnan muhalefetine katılmak üzere yurtdışına bir tür isteğe bağlı sürgüne gitti. Şu an Emin Cemayel, suskunluğuna rağmen Lübnan’daki Hıristiyan bloğun önde gelen liderlerinden birisidir. Buna rağmen cumhurbaşkanlığı döneminde herhangi bir güçlü karar alamadı. Ancak Emin Cemayel, Elysee Sarayı’nın destekleyeceği adaylardan birisi olarak görülüyor.

Listedeki üçüncü aday ise, Başbakan Refik el-Hariri zamanında Lübnan Eski Dışişleri Bakanı Jean Obeid’dir. Lübnan’da kendisini, bütün başkanlık seçimlerinde ‘ezeli bir aday’ olarak addediyorlar. Jean Obeid, eski bir gazetecidir. Kendisinin cumhurbaşkanının göreviyle ilgili güzel fikirleri var. Çünkü Obeid, 1978 ve 1987 yılları arasında iki Lübnan cumhurbaşkanının danışmanı olarak çalıştı.

Son zamanlarda Lübnan’da meydana gelen krizden sonra siyasi yönetimin yeniden sağlanması, Lübnan’ın kesin bir şekilde ihtiyaç duyduğu siyasi istikrarı sağlayıp sağlayamayacağını ya da Lübnan tarihinin farklılık arz ettiği türde yeni ve uzun bir siyasi değişim sürecine neden olup olmayacağını bilmek son derece dikkat çekici görünüyor. İki durumda da Beyrut, bağımsız egemenliğini yeniden kazanması ve Ayetullahların Lübnan’ın Fars fethini gerçekleştirme planlarından uzak bir şekilde Arap Birliği içerisinde aktif bir üye olması gerekiyor.

Aynı zamanda geriye şöyle bir soru kalıyor: Tahran ve Hizbullah, Fransa ve bölgedeki ve bölge dışında ki ılımlı devletlerin uyguladığı baskılar karşısında teslim olacak mı? Arap dünyasının üzerinde hareket etmesini engellemek için İran’ın kanatları nasıl kesilebilir?

İran, büyük ölçüde nüfuzunu yaymak için aktif bir şekilde yerel toplumları ve savaşçıları kullanarak bölgede bir güce dönüştü. Fakat eskiden Irak Savunma Bakanlığı’nda çalışmış Iraklı bir şahıs bir tür nasihat olarak, “İranlılar, bizleri DEAŞ’tan kurtardıklarını söylüyorlar. Daha sonra bize, DEAŞ’la mücadele etmek için tedarik ettikleri silah, mermi ve mühimmatların faturasını gönderdiler. Bu durum, İran’ın Şii çıkarlarını gözetmediğini kanıtlıyor. Aksine İran, kendi çıkarlarını gözetiyor” açıklamasında bulundu. Aynı kişi, “İran’la 8 yıl sürmüş iğrenç bir savaşın olduğunu göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Iraklılar bunu unutmuyorlar. Irak milliyetçiliğini yok etmemiz mümkün değildir. Özellikle binlerce Iraklı, Irak için canlarını feda ettiler” şeklinde sözlerine devam etti.

Iraklılar şu an şunu söylemeye başladılar, “İran’ın Hizbullah’la birlikte Suriye’de neler yaptığına bakmamız gerekiyor. Lübnan Şiileri, ölüyorlar.”

Hizbullah’ın Lübnan kimliği geri dönecek mi?