Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Geçmiş ve gelecek arasında Japon anayasası | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

“Adalet ve düzene dayalı bir uluslararası barışa içtenlikle gönül veren Japon halkı; savaşı ulusal egemenlik hakkı, tehdit ve güç kullanımını da uluslararası çekişmelerin çözüm aracı olarak görmekten sonsuza dek vazgeçmektedir. Yukarıdaki paragrafta yer alan hedefi gerçekleştirmek için kara, deniz, hava güçlerine ya da diğer savaş potansiyellerine asla sahip olmayacaktır. Devlete hiçbir zaman savaşma hakkı tanınmayacaktır.”

Bu ifadeler, Japonya’nın tam yenilgiyi kabul etmesiyle birlikte İkinci Dünya Savaşı’nın ardından 1946 yılında kabul edilen Japon anayasasının 9. maddesini oluşturuyor. Bu ifadeler, köklü Japon tarihinde yeni bir sayfa açmayı ve yeni savaşlara katılmama isteğini dünyaya göstermeyi amaçlıyordu. Hedef, savaştan uzak durup devleti yapılandırmaya gitmekti. Bu çerçevede 9. madde, 70 yıldan fazla süredir barış içerisinde yaşayan Japonya’nın gurur kaynağı sayılmaktadır.

Ancak bugün Tokyo, Japonya yakınında ve bazen de Japonya semalarında balistik füze denemesi yapan Kuzey Kore tehdidiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Şu anki Japonya Başbakanı Şinzo Abe, söz konusu maddenin gözden geçirilip değiştirilme vaktinin geldiğini düşünüyor. Fakat şu ana kadar Japon halkının çoğu bu fikre karşı çıkıyor. Geçen ay Japonya ziyareti sırasında birçok Japon’u bu meseleyi tartışırken gördüm. Diğer yandan savaşın sonuçlarından etkilenen en yaşlı nesil, anayasanın değiştirilmesi konusunda uyarılarda bulunarak savaş ilan etmeme ve barış prensibinden vazgeçileceğinden dolayı endişeleniyor.

Bir grup genç ve şahin, Japonya’nın kendi barışını garanti altına alması için ordusunu geliştirmesi gerektiğini düşünüyor. Ortada iki görüş var. Birinci görüşe göre ordunun olmaması, ülkenin silahlı bir çatışmaya girmesinin imkânsız olduğu anlamına geliyor. Anayasadaki herhangi bir değişiklik, Kuzey Kore’yi Japonya’ya saldırmaya teşvik edebilir. İkinci görüşe göre ise, herhangi bir düşmanı caydırmak için gücün gösterilmesi zorunludur. Bu da silahlı kuvvetlerin inşa edilmesini gerekli kılmaktadır. Bu, hala hassas bir mesele olarak kalmaya devam ediyor. Zira söz konusu mesele, resmi bir şekilde referanduma sunulmadı. Aslında bu meselenin referanduma götürüleceği de bilinmiyor.

Kuzey Kore tehdidi dışında kendi güvenliğini garanti altına almak için Japonya’yı birtakım tedbirler almaya sevk eden temel bir faktör var. Bu faktör, ABD’nin müttefikleriyle olan anlaşmalardan çekilmesi konusundaki endişelerden kaynaklanmaktadır. Bu da Japonya gibi devletleri, ABD’nin rolüne güvenmeden kendi güvenliğini sağlamak için gerekli tedbirleri almaya sevk ediyor. Yaklaşık 50 bin ABD askeri Japonya’da konuşlanmasına rağmen –ki bu, kendi dışında başka bir devlette bulunan ABD güçlerinin en büyük sayısıdır- bu askeri varlık, Washington’u bölgenin güvenliğini gözetmeye zorlamaktadır. Nitekim ABD ordusuyla Japonya arasındaki ilişkiler, ABD’li bir askerin sarhoş olduğu halde araba kullanırken gözaltına alınmasından dolayı iki yıl önce gerilmişti. Bu ilişkilerde şu ana kadar birtakım gerginlikler yaşanmaya devam ediyor.

Japonya Başbakanı Şinzo Abe, gelecek hafta ABD ziyareti sırasında ABD’den yeni teminatlar elde etmeye ve ortamı sakinleştirmeye çalışacak. Tabi Kuzey Kore meselesi, ABD Başkanı Donald Trump’la görüşme masasında yer alacak. Ayrıca Şinzo Abe, Japonya ve Pasifik Okyanusu’nun güvenliğini garantileme konusunda ABD’den taahhüt almaya gayret gösterecek.

ABD Başkanı Trump ile Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un arasında yapılması beklenen zirvenin yaklaşmasıyla birlikte Japonya; Washington ve Pyongyang arasındaki herhangi bir anlaşmanın meydana gelmesinden kaygı duyuyor. Çünkü herhangi bir anlaşma, Kuzey Kore tehlikesini sınırlayacak kayda değer teminatlar olmadan Pyongyang üzerindeki baskıyı azaltabilir. Beyaz Saray’ın açıklamasına göre 17-18 Nisan’da Florida’daki Mar-a-Lago tesisinde düzenlenecek Trump ve Abe görüşmesi; Pasifik Okyanusu’nda barış, istikrar ve kalkınmanın temel taşı olarak ABD-Japonya ittifakının yanı sıra Trump ve Kim arasında yapılması beklenen toplantıyı ele alacak.

ABD’nin rolüne güvenmek ve silahlı kuvvetlerle ilgili Japonya’da cereyan eden tartışmayı Arap perspektifinden incelemek, söz konusu meseleye farklı bir boyut kazandırıyor. İkinci Dünya Savaşı’nda hezimeti kabul edip askeri güvenliğini garantilemek için Amerikan gücüne güvenen Japonya, eğitim ve çalışmaya odaklandı. Japonya, tarih ve geleneklere saygı göstererek modernizmi benimsedi. Tüm bunlar, İkinci Dünya Savaşı’ndaki yenilgiden sonra gelişmek için Japonya’ya ender bir fırsat tanıdı. Buna paralel olarak Amerikalılar tarafından Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasının üzerinden 15 yıl geçmesine ve Irak’ta meydana gelenlere rağmen biz, aradaki farkın çok büyük olduğunu görüyoruz. Öyle ki karşılaştırma yapmak bile zor görünüyor. Öncelikle Irak’taki eski rejim yanlıları, yanlışı ya da yenilgiyi hala kabul etmiyorlar. Ayrıca yeni dönemde iş olanaklarını sağlamaya ve eğitimi geliştirmeye yönelik gerekli rağbet ve ilgi gösterilmedi. Irak’taki yolsuzluk felaketi ise, Irak’ı krizlerin girdabından güvenlik, ekonomik ve siyaset düzlemine çıkartmak için sarf edilen ciddi çabaların önünde bir engel teşkil ediyor. Japonya’nın Irak’taki rolü dikkat çekicidir. Şöyle ki Japonya, uluslararası koalisyona katkı sağladı. Japon güçleri, Semave şehrinde bulunduğu esnada herhangi bir silahlı grubun buraya yerleşmesine fırsat vermeden şehirdeki sükûneti sağladı.

Irak ve Japonya’yı bir araya getiren bağlar, belirgin değildir. Fakat iki ülkedeki tecrübelere ve özellikle de ABD’nin rolüne dikkatlice bakıldığında Irak ve diğer ülkelerin alabileceği dersler bulunmaktadır. Bu çerçevede her devlette var olan özel miras ve gelenek korunmak suretiyle teknik gelişmelerden istifade edilebilir. Zira Japonya, savaştaki yenilgisinin ardından toplumu askeri anlamda biçimlendirmekten yıllardır uzak durdu. Diğer yandan Irak’taki koşullar, Irak toplumunun askeri anlamda şekillenmesine ve silahlı güçlere önemli bir rol verilmesine yol açtı.

Başbakanı Haydar İbadi, Irak’taki imar çalışmalarını destekleme konferansına katılmak için geçen hafta Tokyo’ya bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret, iki ülke arasında karşılaştırma yapmak ve iki ülkeyi birbirine yaklaştırmak için bir fırsat sundu. İbadi, tarımı destekleme ve doğal gaz yatırım projeleri dâhil Japon şirketlerini Irak’ta yatırım yapmaya teşvik etmek konusunda Abe’yle anlaşmalar yaptı. Bu anlaşmalar çerçevesinde Japonya, ülkelerin içişlerine müdahale etmeden uluslararası düzlemde aktif bir rol oynuyor.

Fakat uluslararası anlaşmazlıklarda askeri çözüme gidilmesine rağmen bu tür adımlar, Japonya’nın ordusuz bir şekilde küresel düzlemde yol almaya devam etmesi için yeterli olacak mı? Bu, Japon liderlerin karşı karşıya kaldığı bir soru. Diğer yandan dünya, güçlü ve milli bir orduya sahip olmayan Japonya gibi bir devletin etkin kalmaya devam etmesini ümit ediyor.