Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Hizbullah Lübnan’ı kontrol ediyor hale mi geldi? | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Makalenin başlığındaki soru seçim sonuçları ilan edildikten sonra sık sık tekrarlandı, zira; Lübnan seçimlerinde Hükümet Başkanı Saad el Hariri’ye bağlı milletvekili sayısında azalma yaşanırken, ‘Hizbullah’ birçok Sünni bölgede yeni başarılar elde etti ve Şii kopntenjanındaki sandalyelerin tamamını kontrol altına aldı.

Olaylara dışarıdan bakan biri için aceleci sonuçlara atlamaması zor olacaktır; bu aceleci sonuçlardan biri de bu seçimlerin Lübnan’ı ‘Hizbullah’ın kontrolü altına koyduğudur, hal bu ki, Lübnan’da yaşayanların bu sonuçları tiye almaktan başka bir şey yapmayacaktır.

‘Hizbullah’ın, sahip olduğu silah gücü ve dominantlığı sayesinde ülkenin kararının büyük bir bölümünü elinde tuttuğunu dünyaya duyurması için bu seçimlere ihtiyacı yok…

‘Hizbullah’ın bu seçimler öncesinde yapmak isteyip te, elinde yeteri miktarda milletvekili olmadığından dolayı, yapamadığı hiçbir şey yoktu!

Lübnan’daki sosyal dengelerden dolayı ‘Hizbullah’ın seçimlerden önce yapamayıp ta şimdi burada veya orada fazladan bir veya iki milletvekili kazandığı artık yapabildiği bir şey de yok!

Lübnan demokrasisi hakkında açıkça konuşalım! Lübnan’da bugün demokratik sistemin kalıntıları var, bir de devlet kalıntılarıyla kurumlar kalıntıları. İşte bu son kalıntılara dayanarak Lübnan rejiminin ve kurumlarının ayakta kalabilmesi için bazıları direnç gösteriyor.
Lübnan Cumhurbaşkanı Refik Hariri’nin 14 Şubat 2005 yılında suikastla öldürülmesinden bu yana günümüze dek demokrasi, ne Lübnanlılar için ve de ‘Hizbullah’ın projelerinin durdurulması için, hiçbir zaman garantör olmamıştı zira 2005 ve 2009 yılı seçimleri olmak üzere 14 Mart İttifakı iki defa parlamentoda çoğunluğu elde etmiş olmasına rağmen, bu çoğunluğu nadiren Hizbullah’a karşı kullanmayı başarmıştır ve “Direniş Cephesi” lideri sıfatıyla ‘Hizbullah’, güvenilirlik türünden Lübnan’ın politik yalan ve dolanlarıyla çoğunluğunu elinde tutmadığı parlamentoyu iki yıl kapalı tutmuştur. Ardından ‘Hizbullah’, Dürzi lider Velid Canbolat’ın grubunu elde ederek, Hariri’nin hükümetini düşürdükten sonra Sünni milletvekili Necib Mikâti’yi Cumhurbaşkanı seçtirerek parlamentodaki çoğunluğu elde etmiştir. Parlamenter çoğunluk ne 14 Mart İttifakına yaramış, ne de ‘Hizbullah’ın darbeci planlarına engel olabilmiştir. Hoş, aslında ‘Hizbullah’ da, yapmak istediği darbelerin Lübnan’daki mezhepler arası dengeden dolayı mümkün olmayacağını ve eninde sonunda Refik Hariri ile anlaşmaya gideceğini de sonradan anladı!

Lübnan devletinin, kurumlarının ve siyasi sisteminin yapısının yenilenmesi ve yıkılma eşiğindeki Ortadoğunun ayakta kalan tek ülkesi olarak uluslararası güveninin yenilenmesinden başka, bu seçimlerin herhangi bir siyasi değeri olmadığına dair bahse girebilirim…

Bu özellik, Hariri’inin Cumhurbaşkanı ile devletin ekonomik, mali ve parasal yıkımını durdurması için başlattığı borçlanma programının başarısı için çok önemlidir. Toplum içindeki dengenin devlet içi dengeden daha önemli olduğu, Keza, kurumlar dışı dengenin kurumlar içi dengeden daha önemli olduğu artık anlaşılmıştır…

Bu anlamda Saad Hariri’nin seçim kampanyasının siyasi sonuçları, oy sandıklarından çıkan sonuçlardan daha önemliydi.

Hariri Lübnan’ın Sünni bölgelerinin tümünü boydan boya geçti, Güneydeki Hasbıye’den Kuzeydeki Akkar’a kadar, Sayda, Bekaa Vadisi, Trablus ve Beyrut’ta, babası dahil, hiçbir Sünni liderin elde etmediği kadar popülarite elde etti. Hariri Sünnilerin çoğunlukta olduğu yerlerde liderliğini perçinledi ve etkisi Bekaa Vadisinde Abdülrahim Murat, Tripoli’de Necip Mikati ve Beyrut’ta iş adamı Fuat Mahzumi gibi diğer yerel Sünni liderlerin etkisinden dahi daha yüksek oldu.

Nisbi (Görecel) temsil kurallarının geçerli olduğu Seçim sandıklarının sonuçları Hariri’nin matematiksel olarak, fakat politik olmayan, bir gerileme yaşadığını kaydetti. Gerçek şu ki, Hariri Lübnan’ın Sünni çoğunluğunun güvenini yine kazanmış ve parlamentonun Sünni milletvekillerinin %60’ını vermiştir yani Hariri yalnız başına Lübnan Sünnilerinin üçte ikisini temsil etmektedir.

Lübnan’da kanunlar Lübnan halkı içinde Sünni ve Hristiyanların oranlarını doğru bir şekilde yansıtmamaktadır zira; Şiiler, silah, rolleri ve baskın uygulamaları yüzünden, pratikte, gerçek seçimlerden daha fazla etkiye yol açmıştır. Bu da Lübnan’ın üçte ikisinde icra olunan seçimlerin gerçekleri yansıtmadığı ve önemsiz olduğu hakkındaki saptamayı güçlendirmektedir. Lübnan’ın üçte ikisi diyorum, çünkü, tüm sosyal bilimlere göre, bir toplumun Suriye, Yemen, Irak ve diğer yerlerdeki savaşlarda yer alıp veya maddi yükünün karşılanması istenip te, sandığa gidip seçimin tüm ritüellerini uygulasa da, savaşlardan etkilenmemesi mümkün değildir. Şurası açık ki, insan tabiatı gereği, Şii toplumu üzerine empoze edilen bu badirelerden dolayı seçimlerde mantıklı ve gerçekçi bir şekilde temsil edilmeyecektir!

Peki Hariri sonucunu peşinen bildiği bir yasayı neden onayladı? Hariri Lübnan’ın nazik durumu bildiğinden, bu eşiği en az zararla geçmek istediği için yasayı onaylamıştır. ‘Hizbullah’ problemine gelince, bu artık bir tek Lübnan’ın problemi olmaktan çıkmıştır…

Çözümünü bilen varsa buyursun beri gelsin, kendilerine müteşekkir oluruz!