Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Irak ve İran… 12 Mayıs sonrası sürecin işaretleri | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

M.Ö 6. yüzyılda Çinli komutan ve filozof Sun Tzu, meşhur “Savaş Sanatı” kitabını yazdı. Sun Tzu, bu kitapta yüksek yerlerden uzak durup daima alçak ya da düz yerlere yönelen orduların hareketini resmetti. Yazar, orduların hareketini yukarıdan aşağıya akan nehir sularının akışına benzetti. Komutanlar, üretim hareketine bağlı ekonomik yaklaşımlarından dolayı daima düz topraklara gereksinim duymuşlardır. Şöyle ki düzlükler ya da ovalar, tepe ve dağlardan daha zengindir. Bu da yiyeceğe ihtiyaç duymalarından dolayı yüksek kesimlerde oturanların düzlüklere ve ovalara göz dikmelerine neden olmuştur.

Irak tarihte, “Kara Toprak” olarak bilinen Anadolu ve İran’ın yüksek kesimlerinde oturan komşularının tamahkârlıklarının bedelini ödedi. Irak’ın komşuları arka planda ekonomik ve jeostratejik mücadelelerin yer aldığı ideolojik, toplumsal, dini ve kültürel gerekçelerle bu topraklara hâkim olmak için çeşitli savaşlara girişti. Osmanlı – (Safevi-Kaçar) mücadelesi, 19. yüzyıla kadar Mezopotamya bölgesinde Arap şehirlerinde şiddetli bir şekilde devam etti. Ta ki Babıâli, siyasi kararlara sadece kendisinin sahip olması şartıyla Irak üzerinde Kaçar Hanedanı’nın dini, kültürel ve sosyal nüfuzunu kabul etmesine kadar. Bağımsızlıktan 1958 darbesine kadar geçen süreçte Irak’ta bir nevi siyasi istikrar bu şekilde sağlanmış oldu. Zira 1958 darbesi, 2003 yılında Baas rejimi yıkılana kadar askeri yönetimin despot bir şekilde hareket etmesine kapı araladı. Baas rejiminin yıkılmasıyla birlikte Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı politikasının mirası üzerine kurulan ülkeler arası ilişkilere hâkim jeopolitik dengeler de altüst oldu. Dolayısıyla Irak üzerindeki mücadele yeniden ortaya çıktı. Tahran, Irak’a hâkim olmak ve Irak’ı genişleme projesine dâhil etmek için yeniden harekete geçti.

Değişimin üzerinden geçen 14 yılın ardından Tahran, Irak’a yönelik hegemonya kurmak konusunda Irak’taki muhalif halk ve siyasetçilerle karşı karşıya geliyor. Bunun için Tahran ve Irak’taki Şii siyasetçiler arasındaki uçurum giderek büyüyor. Çünkü Tahran, Irak’ın yapısını yeniden biçimlendirmek ve ülkenin ulusal çıkarlar sistemini ve coğrafi konumunu yeniden değerlendirmek gibi Irak’ta meydana gelen yeni dönüşümleri okumayı reddediyor. Bölgede cereyan eden çatışmalara karşı olumlu tarafsız politikanın benimsenmesi suretiyle bu dönüşümler, Irak’ın bölgesel konumunu sağlamlaştıracaktır. Diğer yandan Tahran, bu politikayı Irak hükümeti ve Irak Başbakanı tarafından alınmış olumsuz bir karar şeklinde yorumluyor. Zira Irak Başbakanı, artık içerideki ve dışarıdaki tercihlerini İran’ın baskılarına göre yapmıyor.

Başbakan Haydar İbadi, seçimleri ikinci kez kazanması halinde tarafsızlığı benimseyerek, bu politikayı bölgesel ve uluslararası ilişkilerde sabit bir politik kural haline getirecektir. Washington, önümüzdeki mayıs ayının ortasında nükleer anlaşmayla ilgili maddeleri yeniden gözden geçirecek. Bu kapsamda İbadi’nin tercihleri, gelecek süreçte İran’ın endişelerini daha da artıracaktır.

Tahran, Irak’ın tutumunu kontrol etmeye yönelik yeni bir girişim olarak Ruhani hükümetinden 8 Bakan ile birlikte Cumhurbaşkanı Yardımcısı İshak Cihangiri’yi Başbakan Haydar İbadi ile görüşmek üzere Bağdat’a gönderdi. Öyle anlaşılıyor ki Cihangiri, seçimleri İbadi’nin ikinci kez kazanması için İran’ın kendisine vereceği desteğe karşılık olarak Tahran ve Washington arasındaki çatışmada tarafsızlık politikasından vazgeçmesi konusunda Tahran yönetiminin talebini iletti. İbadi’nin Cihangiri’nin teklifini reddedip tarafsızlık politikasına bağlı kalması Necef tarafından olumlu karşılandı. Bu durum, etkin Şii siyasi güçlerin tutumlarına doğrudan yansıdı. Bundan dolayı Sadr Hareketi’nin lideri Mukteda es-Sadr, birkaç günce önce yaptığı açıklamada, “Irak, bağımsızlığını korumalı. Irak’ın bir çatışma sahası olarak kalmaması gerekiyor. Irak, bütün komşularına eşit bir şekilde açılım göstermelidir” ifadelerini kullandı. Ulusal Hikmet Hareketi lideri Ammar el-Hâkim de bu çerçevede Riyad ve Tahran arasında diyaloga davet eden esnek ve diplomatik bir dille şu açıklamalarda bulundu:

“İyileşmekte olan Irak, dengeli ve ortak çıkarlar temelinde bizim dünyaya açılmamıza gereksinim duyuyor. Öyle ki bu çıkarlar, Irak’ı birbirlerine düşmanlık besleyenler için bir köprü ve herkesin buluştuğu bir yer haline getirerek onu bölgesel ve uluslararası çekişmelerin olumsuz etkilerinden uzak tutacaktır.”

Mukteda es-Sadr ve Ammar el-Hâkim, Irak’ta şekillenen yeni ortamı takip ediyor ve ikisi de üçüncü bir ortak (ki bu da muhtemelen Haydar İbadi’dir) olmaksızın bu dönüşümlere uyum sağlanamayacağını ya da iştirak edilemeyeceğini biliyor. Zira Haydar İbadi, karşılıklı politik alışverişi gerçekleştirebilecek gücü temsil etmeye başladı. İbadi ayrıca 12 Mayıs sonrası süreçte Ammar el-Hâkim ve Mukteda es-Sadr arasında siyasi bir ortaklık inşa etmek için karşılıklı politik alışverişi en uygun çözüm olarak görüyor. Çünkü İbadi, Hâkim ve Sadr’a yürütme organında Irak seçmeninin bağlı kaldığı ve Necef’teki dini otoritenin kabul ettiği gelecek sürecin sloganlarıyla uyumlu rahat bir konum sağlayacaktır.

Iraklı yazar ve gazeteci Maşrık Abbas, 12 Mayıs’ta yapılacak parlamento seçimlerinden sonraki süreci, seçim sonrası seçim süreci olarak ifade ediyor. Daha açık bir ifadeyle bu, 12 Mayıs’taki seçimlerden sonra bireylere oy verme sürecinin sona ererek tutumların ve projelerin yararına politikalar benimseyen kütlelere oy verme sürecine geçiş yapılan bir dönem olacaktır.
Tutum ve politikaları dayatmak için uzlaşma sağlamaları halinde İbadi, Hâkim ve Sadr üçlüsü başarılı olacak mı, yoksa Tahran’ın bu konuda başka bir düşüncesi mi var?