Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Irak’ta İran etkisi: Medya yoluyla hegemonya | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

İran’ın birçok Şii siyasi kuvvet üzerinde büyük etkiye sahip olduğunu belirtmek yen, bir söylem olmaz. Irak’taki siyasi topluluğun durumundan haberdar olanlar bu etkinin bazı Sünni ve Kürt güçlerini de etkisi altına aldığını bilirler. Bu durumu bazen fısıldadılar bazen de geçen yıl yolsuzlukla suçlanan Iraklı yetkilileri kurtarmak için İranlıların müdahale ettiğine yönelik açıklamaları gibi yüksek sesle dillendirdiler.

İranlıların ve ona bağlı olanların açıklamaktan korkmadığı Tahran’ın Irak’taki siyasi etkisi spekülasyondan ibaret değil. Herhangi bir yerdeki siyasi etki çoğunlukla ya bir grup aracıya ya da ülke içindeki yerel oluşumlara dayanır.

Fakat Irak’taki İran etkisini sadece askeri güçle sınırlandırmak, yüzlerce İran televizyon kanalı, web sitesi, radyo istasyonu, siber güçleri ve İran kaynaklı düşünce kuruluşlarınca uygulanan tehlikeli hamleleri basite indirgemek olur. Bu araçları görmezden gelmek manasına gelir.

Özellikle medya alanında çalışan oldukça az sayıdaki gözlemci, İran İslami Yayın ve Televizyon Federasyonu çatısı altında Tahran tarafından finanse edilen medya ve basın kuruluşlar hakkındaki gerçekleri biliyor.

İran, Irak medresesinde, 2003 yılında Saddam rejimini deviren ve işgal eden ABD’nin belirleyici etkisi ile medya alanında Irak meselelerinde uzmanlaşmış iki kanal oluşturdu. Televizyon kanalı el-Hurra Irak ve Radyo Sava.

İran medyasının etkisi resmi ölçeklerde de halk seviyesinde de oldukça fazla. Çünkü İran, gücünün önemli bir kısmı önde gelen siyasi aktörler üzerindeki etkisinden aldı. Böylece siyaseti İran yörüngesine yerleştirdi.

İran, her istek ve arzusunu yerine getirmek için uydu kanalı veya medya mecrası açmak konusunda cömert davrandı. Bu kişileri finanse ederek yarattığı durumu cazip hale getirdi. İran tarafından finanse edilen medya kuruluşları iki hedefi gerçekleştirmeye çalışıyor. Bunlardan ilki, sermayenin sahibi olmaya yarayan maddi kaynaklara ulaşmak. İkincisi ise bu isimleri ekranlarında sık sık göstererek halk nezdinde siyasi bir şöhret sağlamak. Birçok durumda İran’a bağlı olanlar veya Irak’taki resmi temsilciler, Irak’taki siyasi partilere yaklaştı ve onlara Tahran’ın bilgi alanında finansman sağlayarak kendilerine yardım etmeyi istediğini dile getirdi.

Bağdat’taki medya kaynaklarının çoğunluğu geçtiğimiz günlerde İran’ın benzer tekliflerle Irak Başbakanı Haydar İbadi’nin kapısını çaldığını ve aylar önce açılan el-Rased kanalının finansmanın sağlanması ile Bağdat’ın el-Rusafa tarafındaki şehit anıtının alınmasını teklif ettiğini söylüyor. İranlılar daha sonra İslami Davet Partisi’ne bağlı kanalı finanse ettiler. Parti lideri Nuri el-Maliki kanalın sözcüsü oldu.

Birkaç yıl önce İranlılar, mevcut Bakan’ın sahip olduğu ve Tahran’ın dış politikalarını açıkça benimseyen bir kanalı finanse ettiler. Çoğu zaman, bu kanal Bakan’ın konumunu, bunun sonucunda ortaya çıkan siyasi ve diplomatik etkililerin hassasiyetini göz ardı etti. Bazı Körfez ülkelerine İran’ın stratejilerine uygun olarak düşmanca medya kampanyaları başlattı.

İran, Irak partilerine, özellikle de İran Dini Lideri’ne bağlılığıyla bilinen başta Devrim Muhafızları ve silahlı gruplar olmak üzere birçok oluşuma televizyon kanalları açtı. İran, öncülük ettiği ve “direniş ekseni” olarak adlandırılan bu kanalları yıllardır destekliyor.

Bu kanalların hem Suriye’deki çatışmalarda hem de bölgedeki diğer birçok konuda İran’ın ABD düşmanlığını benimsediğini belirtmek gerekir.

Kanalların arasındaki ufak performans farklarına rağmen Irak medya seçkinlerinin çoğu bu kanalların izlenme oranlarının düşük olduğu görüşünde.

Yine de bu seçkinler İran’a bilgi vermeyi hedeflemiyor. Zira Tahran, entelektüellere ve medyaya yönelik düşmanlıkta bulunmaz. Hedefinde yalnızca kanallarının çoğunluğu tarafından beslenen, ideolojik ve mezhep oyunlarından etkilenen basit halk kitleleri vardır.

İran kaynaklı kanalların izlenme oranları hakkında doğru istatistikler yok. Ancak bu kanalların başta Şiiler olmak üzere popülist gruplarda, DEAŞ ve Irak’ın Arap çevresi ile olan ilişkilerine karşı savaşta benimsenen ve odaklanılan bakış açısında bıraktığı etkiyi saptamak zor değildir.

Bu kanalların gerçekleştirdiği en tehlikeli hamleler ise ideolojik ve mezhep ayrımcılığına yönelik kışkırtmadır. Bu kanalların çoğu İran’ın, Arap ve Batı ülkelerini DEAŞ’ın arkasında olmakla suçlayan ifadelerini desteklemekte aktif olmuştur.

Söz konusu kanallar, örgütün savaş uçakları aracılığıyla aldığı lojistik yardım konusunda Şii ve Sünni kesimleri ikna etmek için kapsamlı haberler yayınlayarak tartışmayı desteklemekte aktif olmuştur.

Bu kanallar tarafından benimsen sözde tarafsızlık, oynadığı tehlikeli medya rolünün önemini azaltmadı. Bu belki de halkı DEAŞ’a karşı savaşa çağıran en önemli etkenlerden biriydi ve büyük ölçüde de başarılı oldu. Bunun en belirgin örneği ise Haşdi Şabi oldu. Buradaki amaç Irak güçlerinin DEAŞ ile mücadelesinin Haşdi Şabi vasıtasıyla desteklendiğinin vurgulanmasıydı. Üstelik ABD liderliğindeki Uluslar arası Koalisyon’un varlığına rağmen. Bu kanallar savaş sırasında DEAŞ ile mücadele eden birliklere ordunun ve federal polisin yerine Haşdi Şabi ismini verdi.