Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

İran ve büyük şeytan…. Kırk yıllık efsane | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

İran İslam Cumhuriyeti, yürüyüşler ve ateşli nutuklarla Tahran’daki Amerikan elçiliği personelinin 444 gün rehin alınışının 38. yıldönümünü kutluyor. Bu esnada, ABD Kongresi İran’a uygulanan baskıyı arttırma çabalarını görüşürken, Tahran liderleri, 40 yıl önce iktidara geldiklerinden beri, hala çoğunlukla ABD’nin hem korku saçtığını hem de mollaların akıllarını baştan aldığı yönünde eski yanılsamalar içindeler. Mollalar Amerika Birleşik Devletleri’nden korkuyor, çünkü tarih hakkındaki görüşleri komplo teorisine olan inançları tarafından yönetiliyor. Bunlar, ABD’yi dünyayı ele geçirmeye adanmış komplocu küçük bir klik tarafından yönetilen şeytani bir makine olarak görüyorlar. ABD içindeki politik çatışmaları da dışarıyı (dünyayı) sarsmayı amaçlayan güçlü bir senaryonun parçası olarak yorumluyorlar. Bu düşünce tarzına örnek vermek istersek, ünlü bir mollaya göre, Başkan Donal Trump, ‘Müslümanları terörize etmek amacıyla Henry Kissinger’ın teorisinin kendine biçtiği rolü seve seve oynuyor.’ Bir başka ünlü molla ise, Hillary Clinton ve Trump arasındaki siyasi çatışmanın, “dünyayı karıştırmak için bir tiyatro şovundan başka bir şey olmadığı” hükmünü vermiştir.

ABD, bazen ülke içerisindeki ahlaksızlık ve buna bağlı yolsuzluğun yaygınlığı sebebiyle ‘uçurumun kenarında ‘ olduğu görünümü vermekte bazen de kutsal kitapların nitelediği şerri büyük ‘güçlü şeytan’ olduğu söylenmekte. Bazı Mollalara göre -ki bunlardan biri de Ayetullah İmami Kaşani- ABD’ye nefret duymak imanın ayrılmaz bir parçasıdır. Ayetullah Kıraati’ye göre, dua “Amerika’ya Ölüm” sloganıyla bitirilmezse kabul olmaz

Orta düzey mollalardan biri olan Başkan Hasan Ruhani ve yönetiminin tüm üyeleri, ofislerine girerken her gün Amerikan bayrağını ayaklarının altına alarak çiğnemeye devam ediyorlar. Mollalar, İslam Cumhuriyeti’nde iktidara geldikleri günden beri ellerinde bir Amerikan vatandaşı rehine olmadan nadiren bir gün geçirdi. Tahran’daki ABD büyükelçiliğinin 4 Kasım 1979’da saldırıya uğradığı gün, “ikinci bir devrim” sayılarak ülke çapında yürüyüşler, konferanslar, sergiler ve propaganda kampanyalarıyla kutlanıyor.

İran İslam Cumhuriyeti hala en az üç Amerikan vatandaşının cesetlerini elinde tutmaktadır; ilki, Hizbullah tarafından kaçırılan ve İran’da işkence sonucu öldürülen Beyrut’taki CIA istasyonunun eski bir direktörünün cesedi, ikincisi, Dubai’de özel bir ABD firmasında çalışan emekli bir FBI ajanının cesedi, üçüncüsü ise Güney Lübnan’da Birleşmiş Milletler barış gücüyle çalışmak üzere görevlendirilen bir Amerikan subayının cesedi.

Bununla birlikte, bazı mollalar ve bürokrat müritleri ABD’yi 800 Kiloluk aptal, kolay yönlendirilebilen ve polarize edilebilen bir goril olarak göstermektedir.

2015’te nükleer anlaşma müzakerelerinin en zor dönemlerinde, ABD’de eğitim gören İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevat Zarif, bazı mizahi şiirler yaydı. Şiirlerden birinde “Gerçekten zarif olduğunu sanmayın, altısını (5+1 ülkelerini kastediyor) tek bir yumrukla serebilir” diyor. Şiirin ikinci beytinde ise “Zarif kavga eder, Amerika titrer ” diye devam eder.

İslam’ın Kissinger’i olarak bilinen Devrim Muhafızları strateji uzmanı Doktor Hasan Abbasi, “İran’ın Amerika Birleşik Devletleri ve Latin Amerika’da on binlerce uyuyan elemanı olduğunu, hepsinin de darbeye hazır olduğunu ve Amerika Birleşik Devletlerini birkaç adımda parçalyabileceklerini” iddia ediyor.

“Amerikalılar bunun farkında ve bu yüzden bizden korkuyorlar” diye ilave ediyor, yine aynı doktor. Aslında, eski Başkan Barack Obama, ülkesinin, her ne pahasına olursa olsun, İslam Cumhuriyeti’yle ilişki kurmasına kanaat getirmişti. Obama, ABD’nin İran hakkında hatalı olduğunu, bu hatadan dolayı ülkesinin nedamet getirmesi gerektiğine inanıyordu. İran mollaları ise bu tutumu ABD’nin zayıflığının bir göstergesi olarak yorumladı.

Ancak Tahran’daki günümüz yönetici seçkinleri ABD’yle büyülenmiş gözüküyor. Geçen Ağustos ayında, şu anda Amerikan üniversitelerinde okuyan İslam Cumhuriyeti’nden üst düzey yetkililerin 700 çocuğunun listesi Tahran’da ilan edildi. İslam Konseyi üyelerinden Kerimi Kuddus’a göre, İslam Cumhuriyeti’nin yaklaşık 1.500 yetkilisi Birleşik Devletlerde ya çifte vatandaşlığa veya daimi ikamete sahipler. Çok sayıda İranlı devlet yetkilisi ve eski Devrim Muhafızları yetkilisinin Amerika Birleşik Devletleri’nin değişik yerlerinde ikamet ettiklerini, bazısının araştırma merkezleri ve üniversitelerde çalıştıklarını belirtmekte de yarar var.

İki yıl önce, Başkan Ruhani, Obama ile imzalanan nükleer anlaşmayı İslam tarihinin en büyük diplomatik zaferi olarak nitelendirdi. Ama şimdi, yani yeni başkanın döneminde, “Büyük Şeytan” bu “zaferin” kırılganlığını vurguladı. Zira, İran’ın petrol gelirleri yıllarca birikerek Batı bankaları dışında Japon, Çin ve Hindistan bankalarında dondurulmuş. Bu ülkeler, İran’ın gelirleri üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması halinde, ABD’nin hışmından korkmaktadır. Bundan dolayıdır ki, “yüzyılın anlaşması” olarak nitelendirilen İran ve Fransız devi “Total” şirketi arasındaki anlaşma devre dışı kalmıştır. Aynı talihsiz kader ön anlaşmaları imzalanmış İran’ın “Airbus” ve “Boeing” uçaklarının alınması anlaşmaları için de geçerlidir. Trump’ın, Obama’nın yazdığı barış şarkıları incilinden okumayacağı anlaşılınca, İran birçok şeyi kaybetti. Rusya’nın vermeyi vaat ettiği 5 milyar dolarlık kredi limitleri de Tahran’ın kayıp ettiklerinden sadece biri.

Zarif, son olarak, “Londra’daki büyükelçilik personelinin maaşlarını ödemek için bir banka hesabı açamıyoruz” açıklamasını yaptı.
Obama’nın başkanlığının son dönemlerinde, Washington, İran’ın nakit akış problemini bir şekilde rahatlatacağını söyleyerek Tahran’ı biraz rahatlattı. Ancak Obama’nın ayrılmasından sonra Tahran’ın yakın gelecekte rahatlığın tadını çıkarma ihtimalinin az olduğu açıkça görülüyor.
O zaman İran ne yapmalı?

İran, bu haksız düşmanlığın köklerini araştırmalı ve dış politikalarını ve diplomasisinin yönetim biçimini gözden geçirerek kökünü kazmaya çalışmalıdır. Mollalar ABD’yi düşman, ya da en hafifiyle, İran’la çatışmalı bir güç olarak görmelerinin nedenini, 38 yıl geçmesine rağmen, hala halka anlatabilmiş değiller.

Bu nedenle, hemen hemen tüm İranlılar, “Büyük Şeytan’ın” kalesine bir tek gol atamamalarına rağmen, günlük hayatlarında acı çekiyorlar.
Yaklaşık kırk yıldır uygulanan Amerikan bayrağına basma eylemleri ve Amerika’ya ölüm sloganları ne İran’ın problemlerini halletti, ne de ‘Büyük Şeytan’ın’ politikalarını değiştirmesine sebep oldu. Dolayısıyla, başarısız olduğu görüldüğünde politikanın değiştirilmesi akıllıca ve mantıklı görünse de, günümüz İran’ının iktidardaki güçlerinin bağırmayı ve bayrak yakmayı daha çok yeğledikleri görünüyor.