Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

İran rejimini taşıyan kolonlar ardı ardına düşerken | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Kızgın protestolar İran’ın değişik yerlerinde sürerken, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ‘Hükümetin eleştiriye uygun alan bırakması gerekmelidir’ dediğinde gerçeği kastetmediğine inanıyorum zira İran rejiminin halkı için eleştiriye uygun alan bırakmasını bırakın, öfkeli yurttaşlarına hayat alanı dahi vermeyeceğine inanıyorum. İşte meselenin özü ve İran rejiminin en büyük problemi budur; zira, rejim, tabiatı gereği, halkın farklı kesimlerine hayat alanı verecek donanım ve özelliklerden yoksundur.

Öte yandan, Devrim Rehberi Ali Hamaney İran düşmanlarının ülkesine karşı bir komplo kurduğunu bıkmadan ve usanmadan söylerken, iç ve dış güçlerin İran’ın problemlerini üretmekle suçlarken, problemlerin rejimin uygulamalarından kaynaklandığını ve bu uygulamaların sistemin kolonlarını çatlattığını da görmezden geliyor.

İran’da hukuk sisteminin başında bulunan Sadık Laricani protestoları durdurmak için güç kullanmaya, protestoculara karşı otoriteleri daha etkin ve daha güçlü olmaya davet ederken 2009’dan beri halka karşı uygulanan baskıya yeni bir şey getirmediğinin farkına varamıyor.

Devrim Mahkemeleri Başkanı Gazanfer Abadi protestocuların eşkıyalıkla ve dolayısıyla idamla yargılanabileceğini söylerken hem Ruhani’nin eleştiriye alan bırakma söylemine hem protestocuların yürüyüşlerini yapma ve protesto etme sebeplerine de karşı söylemde bulunuyor. Bazılarının İran rejimini eleştirmenin dahi eşkıyalık olduğunu düşündüğü kesin!

Bu gelişmelere, protestoculara karşı davranma yöntemlerine ve yetkililerin söylemlerine bakarak daha çok protestocunun hapse gireceğini, bazılarının idamla yargılanacağını, İran’ın büyük bir hapishaneye dönüşeceğini söylemek mümkün olmakla birlikte, bu gelişme ve uygulamalar sayesinde İran rejimini taşıyan en azından dört kolonun art arda kırıldığını söylemek mümkündür, bu kırılan kolonlar:

Bir: Protestoları tetikleyen ekonomik politikalar ki günde 4 milyon varil petrol üreten ve doğalgaz ve büyük doğal kaynaklara sahip olan bir ülkede, işsizlik oranının %12,5 bazı şehirlerde %60 oranına çıkması ne kabul edilebilir, ne de mantıklıdır; Gösterilerin arifesinde Humeyni hükümetinin yardım komitesinin başında bulunan Perviz Fettah, 40 milyon İranlının fakirlikten etkilendiğini, 11 milyonunun gecekondu türü marjinal bölgelerde yaşadığını söylemesi skandal niteliğindedir.

Tahran’ın nükleer anlaşmanın imzalanmasından sonra elde ettiği milyarlarca dolar savaşlar ve İran’ın dış müdahalelerini finanse etmek için buharlaştığı dönemde. Hasan Ruhani hükümeti, yeni bütçe kapsamında açıkladığı iki karar ekonomik sıkıntıyı ve halkın yoksulluğunu arttıracak niteliktedir; İlki, yakıt fiyatlarının yüzde 50 oranında artırılması ve ikincisi, 34 milyon vatandaşa fakirlere yapılan sübvansiyon programının iptal edilme kararı. Bu esnada İran Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığının 12 milyon vatandaşın gıda yoksulluğundan mustarip olduğunu açıklaması işin tuzu biberi oldu.

Bütçe açıklandığında, gelirin çoğunun Devrim Muhafızları ve dini liderlikle ilişkili dini kurumlar için harcanacağı anlaşılınca öfkeli protestolar ülkenin dört yanına yayıldı. Bütçe bir tek halk tarafından kötü bulunmadı, Ruhani’yi destekleyen reformist ekonomist Ferşad Mu’mini bile yeni bütçenin halkın durumunu daha da kötüye götüreceğini ve yaşam sıkıntısına yol açacağını İran Öğrenciler Haber Ajansı ISNA’ya açıkladı.

İki: Uluslararası Şeffaflık Örgütü’ne göre İran, dünyanın yolsuzluk açısından 175 ülke arasında 136’ncı sırada yer alıyor. Bu haliyle yozlaşmış ülkelerin başında geliyor. Bu bağlamda örgüt, yolsuzluğun iktidar içinde hiyerarşik olarak yerleştiğini, İran ekonomisinin eklemleri rejimin piramidine bağlı ve denetim dışı dini gruplar tarafından kontrol edildiğini vurgulamıştır.

Nobel Barış Ödülü sahibi Şirin Ebadi, “İran gibi zengin bir ülkede yoksulluğun canavarlaşması, hükümetin yolsuzluk içinde olması ve büyük askeri harcamalar nedeniyle ortaya çıkmaktadır” bu da çok açıktır. İran Hükümeti, vatandaşlarının boş midesi ve haykırışlarıyla ilgilenmektense füzelerin patlayıcı başının ne taşıyacağı ve menziliyle daha çok ilgilendiğinden, maaşların aksaması ve yolsuzluklardan dolayı geçen ay İran illerinin çoğunda protestolar görüldü. Uluslararası Yoksullukla Mücadele Kurumu Burgon’un araştırmasına göre, İran halkının %5’ini oluşturan egemen sınıf ülkenin zenginliğini elinde tutarken, bu sınıfın başında 95 milyar dolarlık servetiyle “Devrim Rehberi” bulunuyor, alt kademedeki yetkililer ve sorumluların servetleriyle ilgili rakamlar belirtilmediyse de az olmadığı tahmin edilmektedir. Hukuk sisteminin başındaki Sadık Laricani ile Şura Konseyi Başkanı kardeşi Ali’nin yolsuzlukları ile ilgili Tahran’dan sızan belgeler bu konuyu ispat eder mahiyettedir.

Üç: Rejimi dış savaşlara girmeye ve ülke dışı milisleri ve yan organizasyonları finanse etmeye zorlayan ‘devrimi ihraç etme’ misyonuna dayalı dış politikanın başarısızlıkla sonuçlanması protestocuların ‘Diktatöre hayır! Utan kendinden Seyyid! İran’ı bırak!

Ne Gazze, ne Suriye ne de Lübnan, canımız feda sana ey İran!

İslam Cumhuriyeti istemiyoruz!

Dini istismara hayır!

Gençler işsiz, mollalar ofislerde! gibi sloganları atmasına neden oldu.

Rejimin hayaller üzerinde kurulduğu, dışarıya devrimi ve kaosu ihraç ederken, içeriye yoksulluğu ithal ettiği ve sistemin içinde yüzdüğü yolsuzluğun bariz olduğu bir ortamda iç başarısızlıkların örtülmesi için dış ‘başarıların’ dillendirilmesi pek başarılı olmadı.

Dört: 2009 yılında seçimlere hilenin karışmasına karşı yapılan protestolar, yani muhalif Yeşil Hareket’ten sonra uygulanan ağızları kapatma ve baskı altında tutma politikasının kırılması ve başarısızlığa uğraması sonucu kırsal alanlar şehirlerden önce ayaklanmış ve Kürtler, Araplar, Beluçlar, Türkmenler ve Lorlar gibi etnik azınlıklar da protestolara dahil olmuştur.

İran rejimi hapishaneleri protestocularla doldurabilir, hatta onları idam dahi edebilir ancak pratikte, rejimin kendisi kendini halktan izole etmiş olur. Rejimin uygulamaları çeşitli alanlardaki başarısızlığının bariz örnekleridir; iç politikada vatandaşlarına baskı uygulayarak, ekonomide yoksulluğu yayarak, dış politikada kaosu ve savaşları finanse ederek ve kendi halkını aç bırakarak, devlet sorumluluğu ve şeffaflıkta ise yönetimin piramidinin en üst kademesinden başlayarak yolsuzluğu yaygınlaştırarak başarısızlığını tescillendirmiştir.

İran rejiminin Perestroyka (1987) sonrası dönemi Sovyetler’in yolunda emin adımlarla yürüdüğü ve yıkıma doğru yol aldığı kesindir.

Bize düşen, bu yıkımın olaylar ve bölgesel dengeler bağlamında yaratacağı derin izleri önceden tahmin etmek ve ona göre tedbir almaktır!