Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

İslam İşleri Bakanlığı ve beklenen değişim | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Suudi Arabistan İslam İşleri Bakanlığı’nın, özellikle İslam’a davet, ılımlı uygulamalara rehberlik ve yönlendirme, Allah kelamının hafızlığı, dağıtımı ve tefsiri, camilerin bakımı ve dışarıda İslami merkezlerinin inşası gibi çok önemli görevleri bulunuyor.

İki kutsal şehri (Mekke ve Medine) kucaklayan, din işlerine çok önem veren, Kurucusu rahmetli Kral Abdül Aziz ve oğullarının olduğu, İslam yasalarının kanunların çoğunu kontrol ettiği ve dini hayatın can damarı saydığı muhafazakar bir toplumda, ilk bakışta, bu tür amaçların kolay gerçekleştirilebildiği düşünülebilir.

Aslında, İslami İşler Bakanlığı’nın çalışmaları çok hassastır ve sürekli takip ve denetim gerektirir. Çünkü tüm Müslümanlara hizmet etmek üzere dünyanın tüm bölgelerinde genel merkezler kurmak ve inşa etmek için çalışmaların merkezinde yer alan tek devlet kurumudur. Yani, yurtdışındaki Müslümanlara hizmet sunarken devleti temsil eder. Buna ek olarak, bu bakanlık, çoğunluğu dindar olan çalışan ve memurları barındırır. Doğal olarak da, bu memurların bazısında aşırılık yanlısı fikirler bulunabilir. Bu kişilerin bazısı kolay fark edilebilirken, bazıları ise aşırılığı derinlerinde yer edinmiş olduğundan, kolay fark edilmiyor.

Açıkça söyleyelim, İslam İşleri Bakanlığı, Eğitim Bakanlığı ve diğer devlet kurumları gibi, aşırı fikirlerin tuzağına düşmüş kurumlardandır. Zira, İhvancı Sururiler cemaati, onlarca yıl boyunca bu kurumlarda yer edinmeyi ve üs kurmayı başarmışlardır.

Devletin kurumlarında yer edinmiş bu türden aşırı düşüncelere bulanmış kişilerin kökünden kazınması hem çok önemli hem çok zordur. Veliahtın aşırı fikirlere karşı ilan ettiği savaşta kullandığı ‘kökünden kazıma’ cümlesi çok doğru ve belagatli bir cümledir, çünkü kendine yer edinmiş ve toprakta kök salmış bir şeyin çıkarılması ısrar, güç ve sabır isteyen bir eylemdir.

Bakanlığın yaptığı her işte hızlı değişim ve geliştirmenin gerekliliği aşikar. Kur’an-ı Kerim hafızlığının yapılması için merkezlerin kurulması istenen bir şey olmasına rağmen, bu merkezlerin bazılarının aşırı fikirlerin yayılması için üs haline dönüştüğünü ve terör eylemlerinden dolayı hüküm giymiş bazılarının bu merkezlerin mezunu olduğunu kimse inkar edemez. Bu gerçekler, Kur’an-ı Kerim hafızlığı merkezlerinin, ideolojik bozulmadan temizlenmesini daha da elzem hale getirmiştir.

İnsanları, İslam’a davet etmek veya bazı Müslümanlara ibadet bilinci sağlamak, kitleye konuşan vaizlerin dikkatli bir şekilde seçilmesini gerektirir. Çünkü bu vaizler, kendilerini temsil ettiği gibi, geldikleri ve onları tayin eden hükümet kurumunu da temsil ederler. Bu konu özellikle Krallık dışında kendilerine görev verilen vaizler için daha büyük önem taşır. Zira onlar, Suudi Arabistan’ı temsil eden çalışmaları gerçekleştirmek için gönderilirler. Kendini İslam’ın savunucusu sayan ve kendinden menkul bu sıfatla bakanlıktan izin almaksızın dünyayı dolaşarak konferans ve seminerler veren vaizlerin zamanı geçti. Zira bu tür çalışmalar, İslami davet işini muntazam ve düzenli olmaktan çıkarır ve hamasi işler yapanların ticareti haline çevirir. Maalesef, bu türden bazı kişilerin, ideolojik düşüncelerinden dolayı, bazı İslam ve Avrupa ülkelerine girişi yasaklanmıştır. Bu işler, İslami İşler Bakanlığı tarafından daha fazla kontrol altına alınmalıydı. Zira her vaiz, kendisini gönderen ülkeyi temsil eder ve İslam İşleri Bakanlığı, hükümet, Suudi toplum ve uluslararası toplum nezdinde iyi vaiz seçimi konusunda sorumludur.

Cami, imam ve hatiplerden konu açılmışken, daha yakın zamana kadar imamlar minbere çıkıp yüzlerce kişiye siyasi bir olay için kendi şahsi düşüncesini söylediği veya mesleğini beğenmediği bir Suudi Arabistan vatandaşına lanet okuması veya dinen yasaklı olmamasına rağmen bir kulpunu bulup da bir şeyi yasakladığı günler hala hafızamızda. Bu gibi negatif eylemler azalsa da tamamen ortadan kalkmadı ve daha çok denetim yapılmayan küçük kasabalar ve köylerde yaşanıyor.

İslam İşleri Bakanlığı ve görevlerinden bahsetmişken, İslami merkezlerin, dünyanın tüm kıtalarının pek çok şehrinde ılımlı İslam’a çağrı yapmak için güzel bir gayeyle yapıldığını söylemeliyiz. Aslında, bu deneyim pek çok ülkede başarılı olsa da, bazı yerlerdeki denetim eksikliğinden ve oradaki Arapların kontrolsüz çalışmalarından dolayı bazı merkezler başarısızlığa uğradı. Maalesef, bir kere daha burada da söylemeliyiz; DEAŞ elemanlarının bazısı, bu merkezlere katılmış ve çarpık fikirlerini buralarda besledi.

Makalenin başında da söylediğim gibi, bu işler, İslam dünyasının liderliğini yapan bir devlet için kolay sayılabilir. Ama uygulamada ve, ister bakanlık içinde ister dışında veya yurt dışındaki faaliyetlerinde, aşırı fikirlerin kökten sökülmesinde daha fazla kontrol sağlanmalı.

Neyse ki ılımlı fikirleri ve ılımlı görüşleriyle tanınan Şeyh Abdüllatif Al El-Şeyh yakın zamanda İslam İşleri Bakanlığı’na atandı. Ama, gerçekçi olmak gerekirse, bu yeterli değil. Zira bakanlık, Şeyh’in başka bir yüzüne ihtiyaç duyuyor. O da vizyonunun doğruluğu ve hakkaniyete olan bağlılığı…

Böyle bir pozisyonda olan bir adamın, hakikati yalandan ayırt etmesi yeterli değildir. Uygulamada ve gidişatı düzeltmeye yönelik kararlılığını zorlamasına da ihtiyaç vardır.