Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Kadın Militanlığı Olgusu… Nasıl Oluşuyor? Niçin? | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Abdurrahman Al-Hac

Uzman araştırmacılar Muhammed Ebu Rumman Hasan Ebu Heniye “selefi cihatçı kadınlar” diye isimlendirdikleri ilk kapsamlı araştırmayı önümüze koyuyorlar. Araştırma yaklaşık on yıllık bir olgu olan kadınlarla ilgili siyasi propaganda, ideolojik gündem ve geleneksel sosyalist fikir ile kurgusal algıların doğurduğu kafa karışıklığının gölgesinde yapıldı.

Araştırmacılar objektif ve tarafsızlığa en yakın kaynaklara ulaşmanın zorluğu karşısında  yazarlar bu örgütlere yönelik belgelere ve farklı kaynaklardan gelen bilgileri karşılaştırarak öncelikli kaynaklara itimat ettiler. Bu durum, bu çalışmayı daha önemli kılıyor.

Araştırmanın birinci bölümü El-Kaide’den DEAŞ’a  “cihatçı kadın ideolojisi” kanalıyla oluşan tarihi dönüşümü ele alıyor. Bu bağlamda araştırma siyasi İslam’dan doğan İslamcı kadını ve başlıca mesele olan kimlik sorununu ele alıyor. Bu kimlik; Batılı kadını savaşması ve ayrıştırması gereken bir düşman olarak gören selefi cihadının aksine İslam kültür ikliminde hakikatte Batılı kadını İslamlaştırmaya çalışan kadındır.

Araştırmacılar , İslam kültüründeki geleneksel kadın konumunun siyasi İslam’dan türeyen kadın örgütlerinde değişmediği sonucuna varıyor. Fakat değişim El-Kaide örgütü ile beraber oldu. Bin Ladin ve Zevahiri kadın konusuna açıkça önem vermemelerine rağmen örgütün bölgesel şubelerinde kadının propaganda ve tanıtım alanında yeni rolüne ve bağış toplama, ölü ve mahkumların ailelerine bakma gibi katı lojistik rollere katılmasına mani olmadı. Bu örgütler doğrudan yabancı işgalini yaşayan Çeçenitsan, Filistin ve Irak gibi çatışma bölgelerinde ortaya çıktı.

El-Kaide’nin Ebu Musab ez-Zerkavi komutasındaki Irak şubesinde kritik bir geçiş meydana geldi. 2005 yılında kadın, bir çok alanda örgüt işlerine, özelde eğitim hesap ve tanıtım işlerine katılmakla beraber savaş ve intihar eylemlerine katılmaya başladı. Zerkavi’nin sebep olduğu bu durumun arkasında Irak’ta Sünni Arap itibarına üstün gelmenin sembolü olarak kadın üzerine yoğunlaşan Şii mezhepsel grupların şiddeti vardır. Irak hapishanelerinde Sünni kadınlara karşı sistematik süikast, işkence ve korkunç uygulamalar bilinçli olarak anlatılıyordu. Zerkavi bu aşağılanma duygusundan nemalandı ve  bunu işgalci Amerikalılar ve mezhepçi Şia’ya karşı (Haçlılar ve Safeviler) küresel ve yerel boyutları geniş bir savaşta birleştirerek Irak’ta ki Sünni topluluğu en uç sınıra itti. Bu tarihten itibaren militan kadın hukuki ve fikri kaynaklara müracaat ederek selefi militan erkek biçimine uygun olarak şekillendi. Ve ilk kadın intihar girişimi 2005 yılında düzenlendi.

2007 yılında Irak DEAŞ örgütünde ilk kadın intihar bölüğü (Hansa Bölüğü) oluşturulduğu ilan edildi. Fakat intihar eylemleri erkeklerin tekelindeydi. Bu durum, 2005 yılından beri meydana gelen gelişmelerden geri adım atmak sayılıyordu. Araştırma “yerleşme” fikrine işaret ediyor. Örgüt fikrinden devlet ve devlet yönetimi kurmaya geçiş kadının radikal örgütlerdeki rollerini genişleterek daha önce görülmemiş rolleri üstlenmesine sebep oldu. Bunun son örneğini DEAŞ örgütünün fetva ve istişare kurulunda kadına açıkça rol vermesinde görüyoruz. Araştırmacılara göre kadının yerinin yücelmesi ve rollerinin çeşitlenmesi Arap Dünyasında demokratik dönüşümlerin başarısızlığı ve devrimci barış protesto hareketlerine yapılan darbelerin ardından ve özellikle 2011 yılında çatışmaların Suriye’ye ulaşmasından sonra DEAŞ’ın gelişmesi üzerine fiili olarak başladı.

Araştırma, kadın militanlığının gelişmesi bağlamında ortaya çıkma nedenlerini anlamak ve dünyadan çeşitli tabakalardan kadın gruplarını özellikle orta tabaka kadınlarını bu yolda kaderlerini savaşa ve kuşatmaya maruz kalan örgütün kaderine bağlayıp eşitlik, özgürlük ve tam bir vatandaşlık imkanı olmayan pratik toplumunun gölgesinde yaşamayı kabul ederek örgüte katılmaya iten sebepleri kavrayabilmek üzerine yoğunlaştı.

Araştırmacılar erkekleri örgüte katılmaya iten sebeplerin aynısının kadınları da örgüte katılmaya ittiği sonucunu çıkardı. Bu itici sebeplerin başında, ‘Hilafet ütopyası’ geliyor. Hilafet ütopyası tarih, medeniyet, adalet, kimlik edinme eğilimi ve keramet arayışı için sembol olmuştur. Şüphesiz bundan başka bazı durumlarda teşvik eden çeşitli kişisel ve toplumsal etkenler de vardır. Dini dürtü genellikle cihatçı kadınlarda temel faktör değildir.

İkinci kısma gelince radikal kadınların durumlarını araştırıyor. Zira araştırmacılar onlardan temel ve belirgin örneklere bakıyor soruların cevaplarına ulaşmak için onların kişisel hayatlarının seyrini araştırıyorlar. Mesela: neden militan örgütlere katıldılar? Bir kısmı Arap kadınlardan (mesela: İman Elbiga, İman Kencu ve Sudanlı gizli doktorlar) ve Avrupalı kadınlardan (Hatice Sultane, Şamia Beygum, Emira Abbasi ve Melika Al-Arud) ve Amerikalı kadınlardan örnekler (Taşfin Malik, Eril Bradly, Şanun Künly) içeriyor.

Araştırmacılar militan grupların kadınları sömürdüğünü söylemenin zor olduğunu dolayısıyla kadının eğlenmek ve kandırmaktan öte mücerret kurban olarak ortaya çıktığını özetliyor. Bu, kadını militanlığa iten sebeplerle erkeği iten sebeplerin aynı olmasındandır. Bu esas üzere cihatçı kadınlar sistemleştiler, uzmanlaştılar, örgütsel ve toplumsal ağ oluşturarak dünyadaki militarizmin bir parçası oldular. Cihatçı kadınların tehlikesi gelecek dönemde militan hareketlerin kuşatması, büyük baskıların ve insan hakları ve itibarını parçalayan yıkıcı bir kuvvet ile ezici askeri operasyonların düzenlenmesi halinde artacak olmalarıdır. Bir tarafta onurlu yaşam diğer tarafta ölüm, aralarındaki mesafe yok mesabesinde. İntihar eylemleri artabilir. Ve şu an bulunduğu coğrafyanın dışına çıkabilir.