Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Katar’a askeri müdahalenin iç yüzü | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Mısır’ın Katar ile olan ilişkilerini kesmesinden 48 saat sonra Doha’nın Türk Silahlı Kuvvetleri’nden acil bir şekilde yardım istediği resmi olarak ilan edildi. Bu durum Körfez içinden ve dışından herkesi şaşırttı. Bu kriz ve anlaşmazlık yeni değil. Dört ülkenin talepleri belli. Şeyh Temim çok geçmeden anlaşmayı imzaladı ve elbette uygulanmadı. Beklentiler siyasi anlaşmazlığın diğer kriz örneklerinde alışıldığı üzere diplomatik çerçevede halledilmesi yönündeydi. Körfez ülkelerinin krizlerini ve anlaşmazlıklarını askeri müdahale ile çözdüğü görülmüş şey değildir. Olan şu ki dört ülke, egemenlik hakkını kullanmış ve Katar yarımadasından gelen terör ve şerre kapısını kapatmıştır. Komşuları ise bir yandan kuşatma altında olduğunu iddia ederken diğer yandan bölgedeki tansiyonu ve felaket düzeyini tırmandırarak askerlere ve askeri operasyonlara hava sahasını ve limanlarını açarak karşılık vermiştir. Doha, hiç uyarı yapmadan ve girdiği karanlık yoldan geri adım atmadan bölgedeki gerginlik ateşini alevlendiren ve söndürmeyen yabancı kuvvetleri çekerek krizin askeri boyuta taşınması noktasında ısrarcı oldu.

Askeri seçenek hiçbir şekilde ortaya atılmadı ve atılmayacak. Dört Ülkenin her fırsatta vurguladığı gibi kriz Katar ile yaşanıyor ve kesinlikle bir Körfez anlaşmazlığı değil. Ancak Katar rejiminin siyasetini gözeten birçok Arap ve İslam devleti ile birlikte kendisi de biliyor ki tepkileri şaşırtıcı, mantıksız, ve çoğunlukla da halkının çıkarlarına ters. Doha’nın tavrının belirsizliği ve askeri seçenek üzerindeki takıntısı dört ülkenin ilişkilerini kesme ve bir süre onu yalnızlaştırma siyasetinin ne kadar isabetli olduğunu ispat etmekten başka işe yaramıyor. Bu tavır aynı zamanda bölgenin istikrarı ve güvenliğine yönelik bir saldırı olması bakımından sonuçları kestirilemeyen bir mesajdır. Eğer dört ülke, böyle bir durumda dünyadaki herhangi bir devlet gibi askeri herhangi bir tehdide göre iş yapmamışsa ve yapmayacaksa güvenliğini korumak adınadır. Beyhude sebeplerle Körfez’in merkezine yabancı kuvvetleri çekmek suretiyle halkların güvenliğini ve istikrarını tehdit eden Doha’ya müsamaha göstermemesi de son derece doğaldır. Askeri, toplumsal ve siyasi zaaf içinde olan bir devletin kendisinden güçlü olan devletleri önce kışkırtıp sonra da onların rejimini değiştirmek için askeri müdahale niyetinde olduklarını iddia etmek büyük bir garabet örneğidir. Katar’daki rejimi değiştirmek söz konusu bile değil. İlan edilen hedef son derece açık; onu düşmanca tavırlarından vazgeçirmek. Ancak Doha’nın politikaları, hâkim rejimin istikrarını korumaktaki acziyetini gözler önüne seriyor. Krizden kaçmak için askeri müdahaleye başvurduğu gerçeği adeta bağırıyor. Bundan daha büyük siyasi ergenlik olabilir mi?

ABD Başkanı Donald Trump, Katar’ın tanıtımı yapılan ve askeri müdahale senaryosunu işleyen tüm kalitesiz dizilerini, Suudilerin Katar’a karşı askeri harekât konusunda uyarı yapıp yapmadığına dair bir soruya bizzat Katar emirinin önünde “Hayır” cevabını vererek özetledi. Dünyanın en büyük devletinin başkanı, Katar’ın krizin ilk gününden bu yana mağdur siyasetine odaklanarak asılsız gerekçelerle yabancı kuvvetleri sınırlarına sokmasını makul gösteren senaryosunu çürütürken, Katar rejiminin pozisyonu bence utanç vericiydi. Rejim bu senaryonun, kendisinin bölgenin ve Körfez devletlerinin güvenliği için tehlike teşkil edecek kadar kırılgan bir rejim olduğunu ispatladığı ölçüde düşmanlarına zarar vermediğinin farkında değil.

Bir başka hayal kırıklığı tüm dünya önünde Doha’nın güvenilirliğini zedeliyor. Öyle ki Katar rejimi, boykotun etkilerine karşı kendisini koruyacak herhangi bir kılıftan soyunmuş görünüyor. Askeri müdahale tiyatrosunun reklamı, rejimin iliklerine kadar işleyen korkuyu gözler önüne sermekten başka bir şey değil. Her geçen gün kriz daha da derinleşirken Doha bunu görmezden geliyor. Asıl korku sözde dış askeri müdahaleden değil; Doha’nın ağır bedeller ödemeden üzerinden atamayacağı yükleri daha da artıran başarısız devrimci politikalardan kaynaklanıyor.