Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Katar’ın desteği İran’ı Afganistan Taliban’ı ile yakınlaşmaya sevketti | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Amerika merkezli “New York Times” gazetesine göre İran, son zamanlarda, Katar krizinin patlak vermesinin arifesinde, Orta Asya İslam Cumhuriyetleri ve Kazvin/Hazar Denizi’ne uzanmak için Veliyy-i fakih devletinin en azılı düşmanı olarak tarif edilen “Taliban” hareketi üzerinden Afganistan’a yönelmeye başladı. Sözde düşmanlığa rağmen Tahran, “el-Kaide”ye, birçok komutanına ve ismi daha sonra “DEAŞ” olacak bu terör örgütünü kurmaya başlayanlara kucak açmaya ve güvenli sığınaklar temin etmeye devam etti.

Gazeteye göre, 2003 yılından bu yana yayılma politikası güden İran, Amerikan kuvvetlerinin Afganistan’dan çekilmesinden sonraki vaziyete hazırlanıp uzun sınırlara sahip olduğu bu komşu devlet üzerindeki çıkarlarını korumaya çalışarak Taliban hareketine ittifak elini uzattı ve para, silah ve sığınak desteği sağladı.

Burada soru şu: Acaba bir düşmanın dosta; bir rakibin müttefike dönüşmesi ve İranlıların bu şiddet yanlısı Hanefi-Sünni hareketten çektiği sorunlar ile öncesinde ve sonrasında Veliyy-i Fakih’e ve onun Tahran’daki rejimine sadık Afganistanlı Şii ‘Hazara’ azınlıkların hareket tarafından hedef alındığını unutması mümkün mü? Veya İran’ın, Amerikalıların İran topraklarını terk etmesinden sonrasına ve titrek bir elle ülkeyi yöneten siyasi ‘kombinasyonun’ düşmesi ihtimaline hazırlanarak gerçekten böyle bir ittifaka kalkışması söz konusu olabilir mi? Nitekim birçoklarının düşmesini beklediği resmi Kabil yönetiminin kontrolü dışında hala birçok bölge var. Benzer şeyi Sovyet kuvvetlerinin Afganistan topraklarından çekilmesinden sonra Babrak Karmal ve ekibi de yapmıştı.

“New York Times”ın aktardığına göre İranlılar, Kabil’deki yönetimin düşüşünü hızlandırmak için Rusya’nın yardımına ve DEAŞ’ın zaten sallantıda olan Afganistan’da özellikle de İran-Afganistan sınırlarının bazı kesimlerindeki istikrarı sarsmaya yöneldiği iddiasına sığındılar. Bu gelişmeler, son zamanlarda Herat Eyaleti’nde olanları andırıyor. Moskova ve Tahran Afganistan’ın içinde bulunduğu krizde Suriye’de olduğu yeni işbirliklerini çağıran ortak bir nokta bulmuş gibi görünüyorlar. Aslına bakılırsa durumu Amerika’da her iki cenaha da muhalif olan yeni yönetim döneminde yükselen tansiyonun ışığında değerlendirirsek Rusya-İran ittifakı herhangi bir zamanda olduğundan daha fazla gerekli gibi görünüyor. Bu sebeple öne sürülen bu görüş hiçbir şekilde göz ardı edilemeyecek bir hakikat.

“Taliban” 80’lerde isminden de anlaşıldığı üzere bir öğrenci hareketi olarak bir Hint köyü olan Diyobend’de doğdu. Bunun için ona “Diyobendiye Hareketi” adı verildi. Amerikalılar, erken dönemlerde İran’ın Orta Asya Cumhuriyetleri ve dünyanın ikinci petrol rezervi olarak bilinen Kazvin/Hazar Denizi’ne doğru genişleme siyasetine karşılık bu hareketi ona karşı kullandı. İran’ın bu genişleme siyaseti hâlihazırda Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan ve Katar’a yönelik müdahalelerini akla getiriyor. Bu noktada Pakistan, bu harekete cömert yardımlar sağlamış gibi görünüyor. Bazılarına göre bu destek olmasaydı bu hareket 90’ların ortasıyla sınırlı kalıp bu zamana kadar devam etmezdi.

Ortada sadece tahminler veya yorumlar yok. Aksine Molla Muhammed Ömer’in kurduğu ve yıkımlara sebep olarak Kabil’deki yönetimi ele geçiren bu hareketin, sayıları 50 bine ulaştığı söylenen “cihatçı sıbyan mektepleri”nin bir ürünü olduğuna ve Pakistan ve Amerikan istihbaratının bunu teşvik ettiğine dair kesin bilgiler mevcut. Yani bu mekteplerin Sovyetler Birliği’ne karşı erkenden seferberliğe teşvik etmesi ve (Sovyet yanlısı) devletlere ve İslami oluşumlara karşı “cihatçı fikir” aşılayarak ‘komunizm’e karşı bir devrime sevketmesi istendi. “Taliban”, Necibullah’ı öldürdükten sonra Rabbani-Şah Mesud ittifakını önünden kaldırırken Afganistan’daki durum bu şekildeydi. Öldürülen Necibullah, BM ofisine sığınmış ancak bu hareket onu geçici sığınağından çıkararak benzeri görülmemiş bir fecaat örneği ile idam etmişti.

Pakistan’da İslam Alimleri Cemiyeti “komutanı” Mevlevi Fazlurrahman, yukarıda bahsedilen ‘cihatçı sıbyan mektepleri’nin kurulmasında başrol oynadı. Molla Muhammed Ömer’in bu hareketi kurmasında sahne arkasındaki kişi de O idi. “Taliban Hareketi” Kandahar’dan çıkmış ve bu adım Burhaneddin Rabbani ve Abdürrab Seyyaf’dan onay almıştı. İkisinin bu onayı, onların İranlıların Orta Asya’ya ve Kazvin Denizi’ne ulaşmak için Afganistan’a dönük yönelişinde rakip gördüğü bu hareketin bu zamana kadar muhalifi olan Gulbuddin Hikmetyar’ın karşısında olduğunu destekler mahiyetteydi.

İran’ın önce sivil olarak belki daha sonra beklenen ve beklenmedik son gelişmelere göre askeri güç kullanarak Afganistan ve ötesine uzanma niyetlerine dair ‘New York Times’ın öne sürdüğü tüm bu görüşler önemli olmakla beraber işaret edilmesi hatta teyit edilmesi gereken bir nokta daha var ki o da şu: Rusya, İran ve maalesef ki Katar, uzun zamandan beri krizler yaşıyor ve bu yüzden halklarını iç ve dış sorunlarla meşgul etmek için krizlerini dışarıya ihraç etmeye çalıştılar. Artık gizli kalmayan bir diğer hedef de son yıllarda patlama noktasına gelmiş iç meseleler karşısında halkların dikkatini başka yöne yönlendirmektir. Bu yüzden söz konusu bu sistemler uzak yakın birçok devletle ‘sözde’ sorunlar üretmeye sığındı.

Burada bilinen şey, her ne kadar itiraf etmek istememesi can sıksa da Rusya’nın Suriye için savaşı 2011 yılından sonraki senelerde kapsamlı bir askeri işgal hüviyetine büründü. Vladimir Putin ve ekibi Rusya’yı hala sarsan iç krizlerinden kaçmak için bu savaşa tutundular. Bu, İran’ın Irak, ‘Suriye Arap Bölgeleri’, Yemen ve Lübnan’a yönelik müdahalelerine; aynı şekilde kardeş Katar’ın kendisini ve halkını ilgilendirmediği ortada olan birçok meseleye burnunu sokması ve aralarında Afganistan menşeli ‘Taliban’ın da olduğu bölgesel ve uluslararası Arap terör örgütlerine kucak açması hadisesine de uygun düşüyor. ‘Taliban’ın Doha’daki varlığı inkara mahal bırakmayacak şekilde aleni oldu. Katar Hükümeti de inkar etmek istemiyor zaten.

Bunun için İranlılar, “Beluçlar” İran toprakları içinde hasar veren birçok askeri operasyon gerçekleştirdikten sonra sınırları kendileri için sorun kaynağı haline gelen Pakistan’a kur yapmaya; aynı zamanda kadim düşmanları “Taliban Hareketi”ne de yakınlaşmaya başladılar. Şüphe yok ki ‘kriz içindeki’ Katar, yeni-eski müttefiki İran Veliyy-i Fakih Devleti’ne hizmet etmek için bu alanda başrol oynuyor. “New York Times”ın tabiriyle İran, ABD’nin kendisine yarım trilyon dolar ve 150 binden fazla can kaybına mal olan tarihinin en uzun savaşını sonlandırmaya çalıştığı bir vakitte kendi çıkarlarına uygun yeni bir Afganistan inşa etmek için cüretkâr bir manevra yapıyor. Bu noktada Donald Trump’ın 16 seneden fazla süren bu savaşta Amerika’nın uğradığı zarardan ötürü üzgünlüğünü ifade etmesine işaret etmek gerekir.

Sona gelmişken sorumuz şu: Acaba, Pakistan’ın bu külfetli oyuna bulaşması ve Pakistan’ın kucağına doğan “Taliban” hareketinden vazgeçmesi mümkün mü? Sonra acaba Rusya geçici müttefiki İran’ın Orta Asya Cumhuriyetleri ve dünyanın ikinci büyük petrol rezervi olan Kazvin Denizi’ne uzanmasını kabul eder mi? İran1998 yılında bu Afganistan hareketi ile bir savaşın eşiğine gelmişti. Şimdi ise Afganistan’dan ayrılma konusunda ciddi olan Amerikalıların tükenmesinden sonra artan bir iştahla bu hareketi desteklemeye başladı.