Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Kudüs’te olup bitenler | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Yahudi devletinin kuruluşunun 70. yıldönümü ve ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in ebedi başkent olarak kabul ederek Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması ile ilgili Kudüs’deki çifte kutlamadan bu yana köprünün altından çok sular aktı. Elbette ki bu karar hiçbir şekilde sürpriz olmadı, zira ABD Başkanı Donald Trump seçim kampanyası sırasında bunu vaat etmişti ve Beyaz Saray’a geldiğinden beri vaadini yerine getireceğini açıkça belirtti. Bütün meselenin laf kalabalığından başka bir şey olmadığını düşünen birisi, ABD’nin İsrail büyükelçisinin niteliklerini görmüştür. Ve yine Kudüs’teki yeni ABD Büyükelçilik binasının büyüklüğü, şekli ve maliyeti hakkında birçok tartışmayı dinlemiştir. Bir yıllık inşaat sürecinin sonunda bu bina bir milyar dolara mal olacak. Söz verilen tarihte açılış yapabilmek için bina donanımı adına fazladan 400 bin dolar harcandı. Bu gerçekler aniden ortaya çıkmış değildir. Ancak, olay gerçekleştiğinde, İsrail yine Filistinliler ve Arap Birliği’nden önce hamlesini yapmıştı. Her seferinde aynı şekilde gerçekleşen bir tepki ortaya koyduk. Yine benzer Protestolar gerçekleşti ve bir grup Filistinli genç, “Büyük dönüş” gösterileri yaptı, 62 kişi şehit oldu ve yüzlerce kişi de yaralandı. Arap Birliği, üyelerini delege düzeyinde buluşmaya davet etti. Arap medyası her seferinde yaptığı gibi katliamdan bahsetti ve “Neredesiniz ey Araplar!” klişe ifadesini haykırdı. Her zamanki gibi, Arapların bu aşamada ne yapmaları gerektiği belirtilmedi.

Filistinliler aslında, olayı tartışılmaz bir şekilde takip ediyor ve zamanlamasını mükemmel bir şekilde biliyorlar. Ve yine uzlaşma, savaş, cihad ve yüz yüze mücadelenin her şekline dair zengin bir deneyime sahipler. Ancak bütün bu deneyimlerini ortaya koyamadılar. Ne Filistinli liderler ne de Filistin halkı uzlaşı ve safları sıklaştırma kudreti gösteremediler. Kudüs’teki büyük etkinliğe rağmen, Filistinlilerin zihnini meşgul eden gerçek hikâye, Gazze’deki Filistin geçici başbakanına suikast girişimini yapan kimdi? “Büyük dönüş” için sınıra giden gençler, uluslararası medyanın dikkatini çekmeyi başardılar. Sanki sadece bunu istiyorlardı ve bununla da yetindiler. Zira sürecin devamı veya Batı Şeria gençliğini bu eyleme çekme adına bir hazırlık yapmamışlardı.

Ramazan geldi ve mevsimlik mücadele günler geçtikçe zayıfladı ve geride sadece kandan bir nehir gözyaşından bir göl bıraktı. Arap Birliği, İsrail’in Filistinlilere karşı yaptıklarına dair bir uluslararası soruşturma komisyonunun kurulmasını istedi. Diplomatik bir hamledir ve zihinlerdeki soru işaretlerini yok etmede belki de yeterli olabilir, Fakat bu, İsrail’i mahkûm etmeye yol açmaz ve asil Filistin meselesi veya bu konuyla irtibatlı Kudüs meselesiyle başa çıkmanın yolunu da açmaz.

Zaten bir netice de çıkmadı, çünkü dünya karmaşık duygulara mahkûm olmuş durumda. Fakat Filistinli mülteciler meselesi dünyanın önde gelen meselelerinden biri olduktan sonra bölgenin koşullarına daha gerçekçi bakıyor. Zira Orta Amerika’dan ABD’ye göç eden mülteciler ve Somali, Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen gibi diğer Arap ülkelerinden gelen mülteciler meseleyi küresel bir hadise haline getirmiştir. Arap dünyası ne Filistin’i ne de Kudüs’ü unutmadı, tüm kamuoyu anketlerinde Filistin halkı tarafından desteklenen Filistin Kurtuluş Örgütü ile yakın bağları var, Ancak devletlerin kendi iç ve dış meseleleri, özellikle de terörizm ellerini kollarını bağlıyor.

ABD Büyükelçiliğinin Kudüs’te açılması, Filistin halkına ve bölge barışına büyük zarar verdi. Fakat törene katılmak için bazı ülkelerin temsilciler göndermesi en az bunun kadar bir zarar verdi, çünkü bu ABD büyükelçiliğinin son olmayacağı anlamına geliyor. Otuz iki ülke katıldı. Dördü Avrupa Birliği’nden, (üçü eski Varşova Paktı ülkelerinden: Romanya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti, bir de Avusturya) bazıları ise Etiyopya, Güney Sudan, Tanzanya gibi Arap ülkeleriyle ortak çıkarları bulunan 11 Afrika ülkesi… Diğer bazıları, İslami nedenlerden dolayı Filistin mücadelesinin bayraktarlığını yapmış Nijerya ve ideolojik sebeplerden dolayı katılmış Demokratik Kongo Cumhuriyeti. Güney Amerika’dan yedi devlet katıldı, ikisi de (Guatemala ve Uruguay) elçiliklerini hemen Kudüs’e taşıma niyetlerini açıkladılar. Asya’dan dört ülke katıldı, dikkat çekici olan, davasını Arap nesillerinin omuzlarında taşıdığı Vietnam’dı, görünen o ki şimdi başka bir kampa taşındı. 56 davetli ülkenin katılmadığı doğrudur, ancak İsrail’in adımını nispeten meşrulaştırmıştır. Araplar, Filistinlilerin ve bölgede barış meselesinin dünyadaki büyük çoğunluk tarafından desteklenmesine alışmışlardı, ancak bu durum oldukça daralmış durumda. Bundan kısa bir süre sonra, dünya bu duruma alışacaktır ve kaçınılmaz bir sonuç gibi görmeye başlayacaktır. Büyükelçiliklerin Kudüs’e taşınmasını yeryüzündeki gerçeklerin bir uzantısı gibi sunacaklardır. Arap Birliği ve dünyadaki Arap ülkelerinin büyükelçilerinin bu sayının varlığından haberdar olup olmadığı bilinmiyor. Şayet biliyorlardı ise bunun gerçekleşmesini önlemek için çaba gösterildi mi yoksa dünyanın farklı ülkeleriyle olan ikili ilişkiler/menfaatler mi galip geldi?

Cevap ne olursa olsun, tüm büyük ve küçük felaketler, bünyesinde risk ve fırsatları taşır. Ancak bunu bilebilmek, yalnızca yeni düşünme yöntemleri aracılığıyla mümkün olur, örneğin, Kudüs’ün tarih boyunca Müslüman, Hristiyan ve Arap Yahudileri arasında kendi başına bir değeri vardır. İsrail’in kibri ne kadar büyük olursa olsun, Müslümanların Mescid-i Aksa ve Kubbetu’s-Sahra’yı ziyaret etmesini engelleyemez ve hiç kimse Hıristiyanların Kıyamet Kilisesi’ni ziyaret etmesine mani olamaz. Eğer İsrail, büyükelçilikleri buraya taşıyarak şehre uluslararası bir statü kazandırdıysa, Araplar da, tüm dinlerden milyonlarca insan, bu kutsal şehirde dini ritüelleri gerçekleştirmek için akın ederse, burayı bir uluslararası Arap şehrine dönüştürebilirler. Böyle bir yaklaşım, Yahudileşme ve sınır dışı etme dalgalarına maruz kalan ve bu kentte yaşayan 350 bin Filistinlinin varlığını sağlamlaştıracaktır. Zaten onlar bu konuda oldukça kararlılar ve belki de şehir meclisinde sayılarını arttırmayı başarabilecekler. Bu gibi bir durum, İsrail’e şehri ilhak etme meşruiyeti vermiyor Bilakis şehri iki uluslu hale getiriyor ve diğer yandan tüm kültürler ve dinler için küresel bir şehir haline getiriyor. Mesele basitçe şu ki, İsrail bütün Filistin kazanımlarını elde etmiştir. Gazze’de geriye kalan şey, Hamas’ın Gazze Şeridi üzerindeki egemenliğinden dolayı uluslararası düzeyde kınanabilmesidir. Batı Şeria’da çatışma yönetimi konusunda etkisiz ve aciz kaldığı için dışlanmıştır. Çünkü silahın tekelini meşrulaştırma hakkına sahip bir devletin ilk ve en temel koşullarını yerine getirmedi. İsrail kurulduğu günden bu yana bu şekilde devam etti, çünkü her zaman dünyaya kendi gerçeklerini dayatmıştır. Artık Araplar ve Filistinliler, dünyanın kabul edebileceği, anlayabileceği ve izin verebileceği bir çerçevede kendi gerçeklerini ortaya koymalıdır. Mesele bundan ibarettir?