Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Kütüphaneye sakın gitmeyin! | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Kütüphaneye gitmeyin, bu tuzak bir yolculuk. Zengin bir kütüphane, katı bir mahkemedir. Zehir, şüphe ve sorular satan bir dükkan. Bazıları bu yolculuğun gerekli olmadığını düşünüyor. Kitaplara artık telefon ve ya bilgisayarla ulaşabiliyorsunuz. Fakat gül satın almak ile gül bahçesinde gezmek arasında çok büyük fark vardır.

Geçen yılın son günlerinde Paris’teydim. Bir kütüphaneye gittim. Orada korku hissine kapılıyorsunuz.

Azimli bir yazarsanız, kütüphane size unutulmaya kafa tutmak için uzun yıllar çabalamanız gerektiğini hatırlatır. Şayet bir gazeteci iseniz, yaralarınızı kanatır. Bu meslek hem büyüleyici aynı zamanda da öldürücü.

Büyüleyici, çünkü fırtınalara eşlik etmenizi ve gözlemlemenizi gerektirir. Ömrünüzü, geçici şeyler ve ayrıntılarla ziyan etmesi bakımından ise bir katildir. Bir gazete, her akşam içindeki haberler ve makaleler ile bir birlikte ölür. Matbaacılarının eliyle yeniden yeni bir güne ulaşır.

Korku demekle abartmış olmuyorum. Siz bir, on, belki de yüz yıl sonra gelecek olan okuyucuyu ısıtmak için ömürlerini yakan devlerin huzurundasınız. Örneğin 19. yüzyılda kaleme alınan bir kitabın çoğu kimsenin öldüğü ve birçok eserin yok olduğu 20. yüzyılı aşarak bugüne ulaşması basit bir şey değildir.

Biliyorum ki şehirleri polisler korumakta. Fakat kütüphane, gerçek muhafızların; şehrin kalbinde meşale tutanlar topluluğu gibi uyuyanların koruduğu izlenimini vermekte.

Roman yazarları, şairler, bilim adamları, eleştirmenler ve ressamlar. Sanki şehri manevi ve entelektüel çöküşe karşı güçlendiren, geçmiş ile geleceği arasında köprü kuran bu yaratıcı birikim.

Fransız yazarlar, kendilerinden önceki tarihi ihtişamı hatırlamaktan asla bıkmazlar. Onları tekrar tekrar yargılarlar. Yaşananlar ve romanları titizlikle incelerler. Yeni bilgiler edindikleri takdirde, beyaz fotoğrafları lekelemekten tereddüt dahi etmiyorlar. Kimse, otopsi masasına benzetebileceğimiz eleştirilerden ve doğruluktan yoksun hikayelerden arındırılmış imajın yeniden çizilmesinden kaçamaz. Böylece, Napolyon, Louis IV, Marie Antoinette, Kardinal Mazarin, Richelieu hakkında yeni kitaplar bulabilme imkanına sahip oluyorsunuz. Kendi döneminde rol oynayan kimseler hakkında, Fransız ihtilalinde yaşanan dehşetlerle ilgili de yeni kitaplar bulabilirsiniz. Ayrıca İkinci Dünya Savaşı tiyatrosundaki bazı oyuncular hakkında da  okumalar  karşınıza çıkmakta. Fransızlar, De Gaulle ve Petain’in hikayelerini de unutmuyorlar.

Raflarda Elysee’den geçen ve adı Georges Pompidou olan bir adam tarafından derlenen şiir koleksiyonu bulabilirsiniz. Ayrıca Francois Mitterrand’ın kız arkadaşına ve kızının annesine yazdığı aşk mektupları da ulaşabileceğiniz bir yerde durmaktadır.

Kültürlü cumhurbaşkanı tutkusunu kelimelere çevirmek konusunda mahirdi. Jacques Chirac ve Nicolas Sarkozy tarafından kaleme alınan ya da haklarında yazılan kitaplar bulabilirsiniz. Aynı şey Francois Hollande için de geçerlidir. Şu anki başkan Emmanuel Macron’un, Charles de Gaulle’nin ofisine geçmesinin ardındaki gizemi çözmeye çalışan kitaplarla da karşılaşabilirsiniz.

Fransız cumhurbaşkanlarının çoğunluğunun yazar olmayı hayal ettikleri gibi güzel bir gerçekle karşılaşacaksınız. Belki de Fransızların, Elysee’den geçen isimlerin unutulacaklarından, fakat etkileyici ve güzel kitapların hatırlanacağından emin oldukları içindir. Fransa, kitaplar konusunda ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Geçiğimiz yıl sona ermeden önce buna şahit olduk.

Macron, Napolyon’un mezarının bulunduğu Les Invalides’in bahçesinde, eski iki başkanın yanı sıra, gazeteci-yazar ve Fransız Akademisi üyesi Jean d’Ormessan’ın tabutu önünde eğildi.

Macron veda konuşmasını yaparken, Fransa’nın zengin edebiyat tarihçesini ve Chateubriand’dan etkilenen De Gauelle’yi anmadan geçmedi.

Bir Arap gazeteci olarak, eski bir başkanın nasıl böyle hayatta kalabildiğini ve zamanını yazmaya nasıl adayabildiğini merak ediyorum. Eski Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in bir keresinde bana Lübnan’daki eski cumhurbaşkanlığı olgusuna hayran olduğunu söylediğini hatırladım.

Aman Ya Rabbi!

Kültürümüzde eski bir başkana yer yoktur.

Görüştüklerimden birçoğu suikasta uğradı.

Birçok kitap, okuyucunun olayları, devrimleri ve bu dünyayı yorumlamasına yardımcı olmaya çalışmaktadır.

Vladimir Putin hakkında onu anlamaya çalışırken daha karmaşık hale gelen bir kitap yazıldı. Çin, İpek Yolu ve Asya’nın Yeniden Doğuşu hakkında da yazıldı.

Terörizm, asimilasyon, göçmen dalgaları ve nükleer düğmesiyle övünen Kuzey Kore lideri üzerine kitaplar…

Dijital dünya, bilgi devrimi, ekonomi, siyaset, eğitim ve bireyin dünyayla olan ilişkisini değiştiren şaşırtıcı teknolojik ilerlemeler hakkında da.

Kütüphanenin  bu başarısı, Fransa’yı zenginleştiren hikayeleri ve şiirleri zamanın keskin kılıcından kurtulan yazar ve şairlere sahip oluşudur. Voltaire, Moliere, Flaubert, Balzac and Stendhal. Hugo, Baudelaire, Rimbaud, Lautréamont, sürrealistler ve onların varisleri…

Bu zengin rafların arasında kendinize tek bir soru sormalısınız. Bu yazarların eserleri gelecekte de okunacak mı? Biri çıkıp onlara yeni bir nefes mi verecek mi?

Sosyal paylaşım enstitülerinden yetişen bugünkü gençlerin günlerce bu başyapıtların içine girip romanlarını okumaya vakit ve istekleri var mı?

Kitap okuyanlarının çoğunun en az 30 yaşında olduğunu fark ettim. Peki ya yeni okuyucular nerede? Twitter ve diğerlerinin hızından ilham alan kitap ve eserler mi göreceğiz?

Araplar her zaman kendi kederlerine dönerler. Bu normal bir şehirdeki normal bir kütüphanedir.

Bu ülkeler kurucularının getirilerine altın külçelerinden daha önemliymiş gibi davranmakta.

Arapların ne zaman iç savaşları olmayan ve milis saldırılarına uğramayan normal şehirleri olacak?

Meşale olarak niteleyebileceğimiz az sayıdaki insana ne yaptık? Peki onların eserlerine ne yaptık?

Araplar keder ve haset için her zaman bir neden bulur. Bu nedenle içimden, keşke kütüphaneye gitmeseydim dedim.