Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Lieberman’ın kinleri ile Nasrallah’ın iddiaları arasında | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Bugünlerde Lübnan’da İsrail ve Hizbullah arasındaki muhtemel bir savaştan başka bir şey konuşulmuyor. Bu savaşın nerede olacağı çok da önemli değil zira ister Suriye’de ister ise Lübnan’da meydana gelsin nihayetinde tek bir cepheye dönüşecek. İsrail ve Hizbullah bu ülke hakkında konuşurlarken daha geniş bir savaş arenasının coğrafi bir uzantısından başka bir şey olmadığı hususunda buluşuyorlar. Hasan Nasrallah ne söylüyor ise Avigdor Lieberman’ın söylediği aynı cepheden bakınca tamamen aynıdır. Lübnan devleti ile Hizbullah arasındaki ilişkiyi nitelerken de aynı yerde birleşiyorlar. Lieberman günler önce Lübnan askerini idare edenin Hizbullah olduğunu söyledi. Daha öncesinde de Arap ülkeleri bu nitelemeyi yapmışlar ve Lübnan askerine yardım etmeyi gereksiz görmüşlerdir. Zira bu askerler meşru bir yönetimin kontrolü altında olması gerekirken kendine has bir meşruiyeti olan ve birçok Arap devletine düşmanca tavır içerinde olan milislerin otoritesine boyun eğip emri altında bulunmaktadır.

Hizbullah bu imajı güçlendirmek için her şeyi yaptı. Lübnan ordusunun, Hizbullah milislerinin rahatsız olmasına neden olan, Doğu Lübnan’da DEAŞ’e karşı kazandığı zafer bile bu imajı henüz değiştirememiştir. Özel bir meşruiyeti olan milisler yüzünden Lübnan’ın bir bedel ödememesi için en azından değişmesi gereken kadar dahi değiştirememiştir.

Lieberman’ın, önümüzdeki herhangi bir savaşta bütün Lübnanlıların ağır bir bedel ödeyeceğine dair son demeci Hizbullah’ın bütün dünya nezdinde oluşturduğu imajın hassas bir yankısıdır. Bu imaj; Lübnan sürekli direnen bir ülkedir. Yani İran’ın doğu, haliç ve tüm dünyada gerçekleştirmeye çalıştığı projenin parçası konumunda bir devlettir. İsrail’e karşı tavrı ne olursa olsun ve Lübnan’a karşı yaklaşımı ne olursa olsun birçok devletin Lieberman’ın mantığını çürütecek çok da delillere sahip değildir. Bizleri itham ettikleri hususları Hizbullah şeref olarak kabul etmektedir. Bu boş bir iddiadır. Daha büyük bir iddianın da parçasıdır, o da; İran Lübnan’a olan hâkimiyetini sağlamlaştırmıştır.

Kimse Hizbullah’ın varlığına karşı çıkmıyor. Esas problem düşünmeden taşınmadan siyaseten ve varoluş olarak kendini teslim etmektir. Hizbullah’ın Lübnan’a tam bir hâkimiyetle hükmettiğini ve hiçbir kimseye bir ölçü ve sınır konmadığını söylemek tartılarak söylenmiş bir söz değildir. Hizbullah’ın uzlaşmaya zorlandığı gerçeği bu faraziyeyi çürütmektedir. Karşı çıkan birçok güç tarafından hassas dengeleri koruma bağlamında belirli şeylere zorlanmasını burada zikredebiliriz. Dolayısıyla Lieberman’ın söylediklerine götürecek bir durum yoktur. Aksi halde bu durum Lieberman’ın kinleri ve Nasrallah’ın iddialarıdır.

Her ikisi de; Lübnan’ın, devleti, insanları, ekonomiyi, altyapıyı ve geleceğe yönelik planlarında son derece özensiz bir duruş sergilemekte olduğu konusunda birleşiyorlar.

İsrail’in Hizbullah’a olan nefreti Hizbullah’ın Lübnan’a olan nefretinden daha fazla olduğu açık bir husustur. Bu ülkenin, potansiyel imkânlarını kullanıp kendine gelmesinin ne demek olduğunu biliyorlar. Ancak, İran ekseni etrafında yürütülen daha büyük savaş bağlamında her şeyi yok etmek potansiyeli de aynı derecede hazırdır. İran ve İsrail arsındaki bu çekişmenin bedelini Lübnanlılara ödetme hususunda da aynı şekilde bir araya gelmiş bulunuyorlar.

İran, bütün dünyaya, ‘ben de gerçekten sizin tabi bir parçanız olmak istiyorum’ diyebilmesi için Nükleer anlaşma fırsatını kaçırmıştır. Kendisi ile yerkürenin büyük bir çoğunluğu arasındaki barış fırsatını, büyük şeytanla buzları kırdıktan sonra kaçırmıştır. Bu kırmaya onu sevk eden ideolojik duruş ve retoriğin önemli ölçüde ihlal edilmesi ve çıkar mantığı ve diline dayanmaktan kaynaklanmaktadır.

Anlaşma imzalandığında, önceki Amerika başkanı Barak Obama safça, İran’ın konumlandığı yeni yerin bir neticesi olarak taşımış olduğu olumlu etkilerden dolayı bu anlaşmanın Ortadoğu için sevinçli bir haber olacağını zannetti. Nükleer dosyanın İran ile olan çatışma dosyalarından sadece görünen bir yönü olduğuna tabiri caizse büyük dal grubundan sadece bir parça olduğuna dikkat etmedi.

İran, bu anlaşmayı Amerika’nın orta doğudaki liderlik rolünü yok etmek için bir fırsat olarak değerlendirdi. Bu anlaşmadan Washington’un dikkatini çekmeden akidesini (Şia) yayma projesi ve düşman politikasını sürdürmesini sağlayacak tuzaklar oluşturdu. İran’ın yapmış olduğu ihlallerin büyük bir çoğunluğu, yapılan nükleer anlaşma ve müzakereleri devam ettirme adına görmezden gelindi.

Bu anlaşmanın olumlu yansımaları olması gerekirken, aksine, İran’ın dört Arap başkentini kapsayacak şekilde boy göstermesine ve düşmanlık, tahrip ve tehdit siyasetini daha da artırmasına neden olmuştur.

Lübnan’da bu dil, Hizbullah’ın muhaliflerine karşı gerçekleştirdiği söylemin coşkusuyla ve düşmanların yenilgilerinin her gün ilan edilmesiyle daha da kötüleşti. Her anlaşma adına atılan adımlar Hizbullah’ın söylemindeki o gür edaya göre“bölgedeki büyük değişiklikler”şeklinde bir kazanç gibi sunulmuştur. Nükleer anlaşmadan önce olan durumlar, sonrasında da aynen devam etti. Anlaşma boyunca sürdürdüğünü, Donald Trump’ın bu konuda vereceği karar da dahil olmak üzere, anlaşmadan bağımsız haliyle de sürdürecektir.

Önceden olan ve devam eden esas problem İran devrimi ve sınırları aşan İran ideolojisinin, dünyayla beraber yeni bir yol açma konusunda hiçbir istek göstermemesidir.

Dünyada egemen seçkinlerinin bazıları bu gibi sonuçlara ulaşmışlardır. Sorunun kaynağını sürekli düşünmek yerine İran’ın güç kullanarak yola getirilmesinin kaçınılmaz olduğunu görüyorlar. Aynı şekilde bu devrimci devleti kontrol etme adına uluslararası bir pakt oluşturulması gerektiğini düşünüyorlar. İran’ın bu durumu Lübnan’da her türlü endişeyi artırıyor. Hiçbir gün dinmemiş olan iç dirence rağmen bu da kimsenin tutkusuna ya da sempatisine esin kaynağı olmuyor.

Lübnanlılar acılı bir gidişatla karşı karşıyadır. Onlar İran’la anlaşmanın bedelini kendilerine cumhuriyetin vazgeçilmez efendisi sıfatını kopyalamak suretiyle “Hizbullah” la bütünleşme ile ödediler. Yine onlar, ülkelerinin İran’ın bölgedeki en büyük füze deposuna dönüştükten sonra İran’la çatışmaya girmenin bedelini ödemeye aday konumundadırlar. Bu muhtemel yıkımımızın da ötesinde, Hasan Nasrallah ve Avigdor Lieberman benzeri görülmemiş bir iştahla, bizim kanımızla birbirlerine vurmaya başlamak için bekliyorlar.