Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Lübnan da kendi kaderiyle yüzleşiyor | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Lübnan, yüzölçümü bakımından küçük bir ülke. Kuveyt, Lübnan’dan neredeyse iki kat daha büyük. Buna rağmen Lübnan’ın nüfus ve coğrafyasını aşan bir etkisi var.

Birçok kriz nedeniyle hem Lübnan’ın yöneticileri hem de bölgesel ve uluslararası güçler, Lübnan’ı bölgedeki krizlerden çıkarmak konusunda başarılı olamadı.

Cumhurbaşkanı’nın yanı sıra şu anki hükümetteki bazı politikacılar ve Dışişleri Bakanı, Saad Hariri’nin Başbakanlıktan istifa etme meselesini el almada çatışma örnekleri sergilediler. Çünkü Hariri’yi savunmak bahanesiyle Haririci kesilenlerin O’nun aynı zamanda düşmanları olması tuhaf görünüyor.

Büyük bir ihtimalle bu düşmanlar, Katar ve İran hükümeti gibi Suudi Arabistan’la anlaşmazlık içerisinde olan bir taraftan sevk ediliyor. İran, Suriye’deki varlığını zorla empoze ettikten sonra Lübnan’ı tamamen kontrol etmek için kararlı gözüküyor.

Lübnan, bölgesel güçlerin daima mücadele ettiği bir arenaydı. Bütün Arap liderleri ve güçleri, Lübnan sahasında önceden yüzleşti. Mısır lideri Cemal Abdünnasır, Lübnan’ın kendi projesine meydan okuma alanı olduğunu fark ettikten sonra Suriye ve Körfez’deki düşmanlarına karşı Lübnan’ı kullanmak zorunda kaldı. Humeyni İran’ı, saldırılar ve suikastları için Lübnan’ı ABD’ye karşı kullandı.

Suriye’nin Lübnan’ı etkinlik alanına dönüştürmede büyük bir payı bulunuyor. Hafız ve oğlu Beşşar Esed, Lübnan’a müdahale etmek ve egemen olmak bahanesiyle küçük komşunun Suriye’ye tehlike kaynağı oluşturduğunu düşünüyorlardı. Uluslararası komplolar, Lübnan’da kuruluyor ve gizli operasyonlar buradan başlıyordu.

Bugün Lübnan’ın çatışma üssü olarak kullanıldığına dair en bariz örnek, Yemen savaşında aktif bir rol oynamasıdır. İranlılar, istihbarat, propaganda ve askeri operasyonlarını yönetmek için Lübnan’ı kullanıyorlar. Önceki makalemde bu konuyla ilgili bazı detaylara değinmiştim. Dolayısıyla Beyrut, hala uluslararası medya organlarının merkezidir. Haberler ve propagandalar buradan yayılıyor. Çünkü Beyrut, Hizbullah’ın kontrolü altında bulunuyor. Sivillerin hedef alınması, açlık ve kolera gibi konuların propagandasını yapmak için Suudi Arabistan ve koalisyona karşı siyasi, hukuki, medya gibi neredeyse Husilerin savaş dışındaki bütün kampanyaları Yemen’den değil de Lübnan’dan yürütülüyor. Beyrut, Irak’ın eski Maliki hükümetindeki muhalif Şii politikacıların gizlendiği bir yer ve aynı zamanda hükümet karşıtı faaliyetlerinin merkeziydi.

Yüz milyonlarca ABD dolarının hala bilinmeyen şartlarda Hizbullah’a nasıl gittiği açıklığa kavuştu. Yine Lübnan, istihbarat, asker toplama ve propaganda yapmak için Suriye savaşının önemli bir sahnesi ve atölyesi durumundaydı. Çoğu çatışma, Lübnan gibi açık, farklı azınlıklara sahip ve merkezi otoritesi zayıf olan bir ülkede uygun ortamlar arıyordu.

Dolayısıyla büyük bölgesel devletlerin kaderi, kendi ve bölgelerinin varlıklarını savunmaktır. Lübnan gerçeğiyle yüzleşmekten başka bir kaçış yolu bulamayacaklar. Burada müttefikler ve düşmanlar var. Mezhepsel, ideolojik ya da aile bağları ne olursa olsun Lübnan’da daimi ittifaklar yok. Suudi Arabistan’ın Lübnan’daki temel ve kronik sorunu, Hizbullah’ı temsil eden İran’dır. İran, bölge ve dünya devletlerinin çoğu için bir problem teşkil ediyor.

Riyad, önemli bir mesaja yoğunlaştı. Lübnan’ın hazır lokma olarak Hizbullah’a terk edilmesi mümkün değildir. Hizbullah’ın gizli ajandasını küçümseyen Lübnanlılar ve Araplar, Lübnan devletinin otoritesini ve gücünü tamamen ele geçirebileceğini ve Lübnan’a Lübnan özelliğini veren bütün oluşumları özgürlükten, farklılıktan ve esneklikten mahrum bırakabileceğini anlamayabilirler.

Eğer Hizbullah, Lübnan’ı İran Şii Cumhuriyeti’ne bağlı bir yer haline getirme projesine devam ederse bugün Hıristiyan ve Sünni güçler de dâhil bu bağımsız grupların hepsi yok olacaktır. Bu yeni zorluklar, Lübnanlıların kendi sorumluluğundadır. Eğer Lübnanlılar, Hizbullah’a ya da genel olarak emperyalist operasyonlarına karşı omuz omuza hareket ederlerse bölgesel ve uluslararası destek göreceklerdir. Şayet bunu yapmazlarsa İran’ın Suriye ve Irak’a egemen olmasıyla birlikte yeni denklemde ilk kaybedecek olanlar Lübnanlıların kendileridir.