Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Lübnan… İstifa sonrası süreç | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Lübnan’da yönetimi ve kararı elinde tutan taraf, Başbakan Saad Hariri’nin istifasını çarpıtma ve medyanın gündeme getirdiği rivayete bağlı kalma konusunda ısrar ediyor. Medya, haberin aslına yoğunlaşmamaları için Lübnanlıların dikkatini dağıtmaya ve onları haberin detaylarıyla meşgul etmeye çalışıyor.

Şu ana kadar Hizbullah ve Lübnan hükümetindeki ortakları, Başbakan Saad Hariri’nin istifasını Suudi Arabistan’daki yolsuzlukla mücadele komisyonunun yürüttüğü tutuklamalarla ilişkilendirmekten vazgeçmediler. Bu tutuklama kapsamında 18 prens ve aralarında bakan, sorumlu ve iş adamlarının da olduğu yaklaşık 38 kişi tutuklanmıştı.

Hayal ürünü bir rivayet üzerindeki bu ısrar, benzeri görülmemiş birtakım söylenti ve palavralara dayanmaktadır. Bu rivayet, Hizbullah’a bağlı kamuoyunu, istifanın gerçek manasından tamamen uzaklaştırmayı amaçlıyor. Hizbullah’ın Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın son konuşması bu bağlamda yapılmış bir konuşmadır. Nasrallah’ın konuşması, Hariri’nin istifası karşısında şok olduğunu ve bunun zorla meydana geldiğini belirten Baabda sarayında mukim kişinin ifadelerinden çok da farklı değildi. Belki de o, istifayı reddetmek ve istifanın meydana gelişini inkâr etmek için anayasal ya da hukuki hatta hayali bir çıkış yolu olduğuna inanıyordur. Meclis Başkanı Nebih Berri, Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın benimsediği inkâr açıklamasını destekledi ve istifadan ya da hükümet oluşturmaktan bahsetmenin henüz çok erken olduğunu dile getirdi.

Açıkçası Lübnan’daki İran ekseninin temsilcilerinin yorumları ve tutumları, Hariri’nin attığı adımın meydana getirdiği şaşkınlığın hacmini gösteriyor. Hariri’nin adımı, istifa eyleminden şok olmuş tarafın karşı karşıya kaldığı zor bir gerçeği ortaya çıkartmıştır. Çünkü Beyrut ve Tahran’daki karar sahipleri, istifanın etkilerinin büyük ve geniş olduğunu ve istifanın ardından vaziyetin eskisi gibi olmayacağını biliyorlar. Bu, Suudi Arabistan Körfez İşlerinden Sorumlu Bakanı Samir el-Sehban’ın gündeme getirdiği bir uyarıdır. Samir el Sehban, internet üzerinden paylaştığı pek çok twitterda, Lübnan ve Arap medyasında fırsat tanıma sürecinin sona erdiğini ve Suudi Arabistan’la ilişkilerin kaderini belirlemenin artık Lübnanlıların elinde olduğunu ifade etti.

Bölgesel boyutta Hariri’nin istifası, nükleer anlaşmanın ruhundan çıkış konusunda atılmış bir adım sayılabilir. Bu adım, ABD eski Başkanı Barack Obama döneminin kalıntıları olarak addedilen sayfayı kapatmak şeklinde düşünülebilir. Lübnan’a Tahran’ı razı etme ödülü verilmişti. Tahran, Washington’la olan anlaşmasından pek çok konuda istifade etmişti. Tahran, Mişel Avn’ın Cumhurbaşkanlığına gelmesini, bölgede kendi beklentilerine hizmet edecek, Hizbullah’ın içerideki isteklerini karşılayacak ve Lübnan’ın içerideki hesaplarına, çıkarlarına ve uluslararası ilişkilerine dikkat etmeksizin Hizbullah’ın dış faaliyetlerine göz yumacak bir hükümet oluşturulmasını sağlamıştı.

Hizbullah, yönetimi tamamen tekeline aldığında ve üstünlük duygusuna kapıldığında Suriye rejimiyle normalleşmek ve rejimle resmi ilişkilerini tekrar kurmak için Lübnan hükümetini bir platform olarak kullanmaya çalıştı. Hizbullah, Suriye’nin yeniden imar edilmesi projelerinde büyük payının olduğunu yayacaktı. Zaten Suriye’nin imar projeleri, son zamanlarda Şam-Beyrut yolunda bir müteahhide dönüşen Lübnan Dışişleri Bakanı Cibran Basil’i meşgul eden tek kaygıydı.

Fakat İran dini lideri Ali Hamaney’in uluslararası ilişkiler danışmanı Ali Ekber Velayeti’nin konuşması, bardağı taşıran son damla oldu. Velayeti, Hariri’yle görüşmesinden sonra Hükümet Sarayı’nın önünde, Suriye’deki İran ekseninin zaferini açıklayarak Lübnan’ın devlet ve halk olarak bu zaferin bir parçası olduğunu ifade etti. Bu, bir yıl önce Hariri’yle yapılan çözüme bir darbe niteliğindeydi. Aynı zamanda bu, Lübnanlıların çıkarlarını göz önünde bulundurmadan Lübnan’ı tamamen tekeline alma sürecinin bir deklarasyonuydu. Özellikle devlet, ulusal ekonomiye olumsuz etkileri olacak sert yaptırımların eşiğinde bulunuyordu.

Bunun üzerine Başbakan Hariri, bitiş düdüğünü çalmak için uygun zamanı bekledi. İran çıkarlarının Lübnan devletine ve bölgeye empoze ettiği hükümetin üzerinden anayasa ve hukuk örtüsünü çekti. Böylece hegemonyanın mühendisleri, Lübnan’a üstün gelmenin imkânsız olduğunu anladılar.

Saad Hariri yönetimini bozabilirler; ancak istifadan sonraki süreçte yüzleşecekleri acı gerçek şu ki Hariri olmadan hükmetmeleri mümkün değildir. Özellikle ekonomik tehlikeler ufukta göründüğü bir zamanda bazı kimseler, bu tehlikelerin yaşamı ve mali istikrarı etkileyeceğini düşünüyor. Vatandaşlar üzerindeki yaşam sıkıntılarının sebebinin doğrudan Hizbullah’ın dış faaliyetlerinin olduğu bir ortamda bu durum, iç kaosa ve çatışmaya neden olmayabilir. Lübnanlı milletvekili Ukab Sakr, Lübnan’ın bölgesel ve küresel çatışmaya sürüklenmesinin sonuçlarına karşı uyarılarda bulundu. Suriye’de bu çatışma hakkında konuşmalar devam ediyor. Şayet bu olursa, Lübnan’daki tartışmalar yeni bir başbakan aramak yönünde değil de, bilakis yeni bir cumhurbaşkanı aramak yönünde olacaktır.

Başa dönecek olursak istifa konusunda şaşıran taraf, tüm Lübnanlıları endişelendiren soruya cevap vermekten kaçınmaya devam ediyor…İstifadan sonraki süreçte ne olacak?