Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Lübnan krizinin çıkmazları, devlet ve anayasa opsiyonları | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Lübnan’da doğu cephesi üzerinden krizi ortaya çıkaranlar, tek bir grubun şartlarıyla yeniden konuşlanma ya da yeniden yapılanma diye isimlendirdikleri operasyonları kolaylaştırmak istiyorlar. Bu durum, dün veya bugün başlamadı. Aksine 2008 yılında Beyrut’un Hizbullah silahlı unsurları tarafından kuşatılmasıyla başladı. O zamanlar ilk anlaşmayı yapmak için bizi Doha’ya götürdüler. Bir taraftan da silahlı unsurların Beyrut’tan çıkmalarını ve ırkçı fitnenin patlak vermesini engellemeyi ümit ederek anlaşmayı onaylama konusunda acele ettik. Bu, o vakitlerde şu iki şeyin gerçekleşmesini sağladı: Ordu komutanı Tuğgeneral Süleyman’ın Cumhurbaşkanlığına seçilmesi ve 14 Mart Güçlerinin ikinci kez kazandıkları 2009 yılı seçimlerinin yapılması. Ancak bu durum, manevi ve siyasi dokunulmazlıkta büyük bir çatlak meydana getirerek seçim sonuçlarını unutturdu. Vaziyet, 2005 Sedir Devrimi’ni gerçekleştiren ulusal çoğunluğun birliğini parçalamaya doğru gitti. Seçimle gelen Saad Hariri hükümetini yıktı. Sekteye uğratılan üçte birlik kesim, sahte başlıklarla yorucu çekişmelere yol açtı.

Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad’a karşı devrim başlamasaydı ve Suriye rejimini kurtarmak için İranlıların ve İranlılaşanların içeride ateşkesi kabul etmeleri mecbur olmasaydı şu anki durumun 2011’de meydana gelmesi bekleniyordu. Lübnanlı ulusalcıların düştüğü büyük hata, 14 Mart güçleri ile devlet ve rejimin dizginlerini geri almak için Suriye devriminin ortaya çıkardığı ikinci fırsatı değerlendirememesidir. İki ana grup, bu güçleri ayırdı ve geriye kalanlar ise zayıflayarak ve parçalandı. Velid Canbolat, söz konusu güçlerden ayrılıp Hizbullah’a doğru gitti. Caca ise General Avn’ın radikal Hıristiyanlığa doğru meyletti. Diğer 14 Martçılar, Suriye rejimi ve Hizbullah’ın kurduğu Mikati hükümetini düşüremediler.

Suriye’den kazanarak dönen Nasrallah şimdi de iki şeyin gerçekleşmesini istiyor: Beyrut’un işgali ve birinci Saad Hariri hükümetinin düşmesi. Onlara göre içinde bulundukları durumdan çıkmaya çalışanların kurtuluşu yok. Hiçbir şey tesadüfe bırakılmış değil. Kendilerinin üçte ikilik hükümet üyeleri var. Ayrıca 2006’dan beri onlarla müttefik olan Cumhurbaşkanı bulunuyor. Hıristiyan halk ise (Sünni) terörden korkuyor. Bu kuşatmanın ortadan kalkmaması için hazırlanmış seçim kanunları getirildi. Onlar gelecek seçimlerin yapılması halinde seçimlerde çoğunluğu elde etmeyi ümit ediyorlar.

Bütün bunlara rağmen isyan edenler ise ihanet, Amerika ve İsrail’e bağlılık ve terörü desteklemekle suçlanacaklar. Suikast ve işgallerden dersini almayan kimse, boyun eğip susacak ya da işbirliği yapacak. Rejim ve toplumdaki çoğunluk, kendisine karşı olduğundan dolayı kuruntulu ve anormal bir duruma düşecek. Eğer yerel baskın şartlar, onu susmaya, sessiz kalmaya ya da değişip ortadan kaybolmaya zorlamazsa tahribat ve tehcirin egemen olduğu bölgedeki sahneyi düşünsün. İranlılar ve İranlılaşanlar, şimdi bu güzel tahribatın enkazında eğleniyorlar!.

Bu kötü ortamda devleti, anayasayı, ortak yaşamı, ulusal barış ve bağımsızlığı kurtarmayı düşünmek gerekiyor. Vatan, devlet ve sistemin bekası için bunlar yapılması gereken temel şeylerdir. Şu anki rejim yapısında iki meselenin ölümsüzleştirilmesine çalışılıyor: Terörle mücadele ile devlet makamlarının, ganimetlerin ve kurumuş kaynakların paylaşılması.

Hizbullah, sadece egemen olmak ve üstünlük kurmakla ilgileniyor. Rejim Hıristiyanları ise akrabaları için kârlı dosyaları ve parlak makamları ele geçirmeye kalkışıyor. Bundan dolayı Hizbullah, sevinçli ve teşvik ediyor. Her defasında onları terörden koruduğunu hatırlatıyor. Tehcir edilenlerin iadesi için Esed rejimiyle yeniden bağlantı kurmak ve Suriye’nin yeniden imar edilmesini kazanmak istiyorlar. Hizbullah’ın kaygılandığı şey, egemenlik, İran’ın rolü ve çıkarlarıdır. Pek çok Hıristiyan’ın, küçük grupların, maddi ve siyasi bakımından iyi olan bazı Sünni zanaatkârların endişesi ise, kazanmak ve daha çok kazanmaktır. Diğer endişeleri ise ticareti, turizm festivallerini, eğlenceleri ve taziyeleri muhafaza etmeye çalışmaktır. Ayrılıkçı Hıristiyanlar ve azınlık koalisyonu artık utanmayıp aksine Lübnan’da ve bölgedeki kaderlerinin söz konusu bu koruyucu eksene bağlı olduğunu açık açık söylüyorlar. Susanlar ise olanlara ve planlanan şeylere karşı razı olmadıklarını dile getiriyorlar. Arap ve İslam ülkelerinde İran ve milisleri için bir gelecek görmüyorlar. Ancak onlar sadece aciz kaldıklarını ve endişelendiklerini ifade ediyorlar. Bugün Araplar ve diğer devletler kendilerini yüz üstü bıraktıktan sonra boyun eğmekten başka çareleri yok.

Artık şartlar değişene kadar beklemek ve sabretmek mümkün değil. Devletten ve rejimden geri kalanları işgal etmek işi, hızlı bir şekilde işliyor. Ordunun gücü ve sayısı geçen 10 yılda artmasına, 1701 sayılı karara ve uluslararası güçlerin sınırda ordunun yanında yer almasına rağmen Cumhurbaşkanı, Lübnan’ın güneyinde bile Hizbullah milislerine hala ihtiyaç duyulduğunu söylüyor. Şu an İran, başkan ve Hıristiyanlar Hizbullah’la geleceğe doğru yürümesi için başka bir görev verdi: (Sünni)Terörle Mücadele. Bu görevi sadece Lübnan’da değil, aynı zamanda tüm Arap bölgesinde ifa etmesi için verdiler. Üç yılı aşkın süredir Lübnan ordusu, unsurlarla savaşmaksızın onlara karşı koymak maksadıyla mücadele ediyor. Nasrallah, iki ay önce ordudan silahlı unsurlarla savaşılmamasını talep etmişti.

Meşhur Lübnanlılar, pragmatik açıdan çıkarları için doğrudan faydalı sonuçlar ve politikalar istiyorlar. Bağımsız ulusal politikaların şimdilik direkt sonuçları yok. Hizbullah ve akımının, rejim ve ticaret güvenliğini sağlayabileceği doğru değildir. Lübnan, bankaları üzerindeki sıkı denetimden, ABD’nin Hizbullah’a ve şiddetli operasyonlarına karşı yaptırımından dolayı mali ve ekonomik alandan uzaklaştırılmakla tehdit ediliyor. Yüz binlerce Lübnanlı, İran’la gergin ilişkilere sahip olan körfez ülkelerinde çalışıyor. Hizbullah ise, İsrail sınırı yakınında on binlerce füze ve ağır silah topluyor. Bu da her an savaş çıkma tehdidiyle karşı kaşıya kalınan bir durumdur.

Marjinalleşme ve hedef alınma karşısında ve devlet ile rejimi tehdit eden en hassas büyük halk kitlesi, Müslüman kitledir. Bunun için siyasi ve kültürel muhalefet hareketi başlaması gerekiyor. Bu, hayal kırıklığına uğramaktan, küçük bölünmelerle yok olmaktan ve gençlerin radikalliğe ve yalnızlığa doğru sürüklenmelerinden kurtulmak için yapılması gerekli bir şeydir. Ayrıca Avn ve Hizbullah akımının körüklediği nefret çıkışlarına karşılık vermemeleri için zaruri bir durumdur. Çünkü radikalizm, aşırılığa çağırır.

Kin ve otoriteleşme hareketine katılmayan, devleti, anayasayı ve ortak yaşamı, hegemonya ve zayıflıktan kurtarmak için birleşmeye hazır olan Hıristiyan ve Şii bağımsız güçler var. Genel durumların kötüleşmesine ve silahlı parti egemenliğine karşı bütün ulusal güçleri birleştiren ulusal başlıklar altında Sünni çoğunluk ile Hıristiyan ve Şii bağımsızları bir araya getirmede zorluk bulunmuyor. Bu öncü grupların çalışmaları başlarsa Şii ve Hıristiyan çoğunluğa daha rahat hitap etme yolu açılacaktır.

Irkçı milislerin silahı ve Hıristiyan radikalizmin şiarı ne vatan ne de devlet yapar. Bizim devlet çalışmaları ya da devletin kötüleşmesi konusunda pek çok tecrübelerimiz var. Herkesin devlet içerisinde yer almasına çalışmak ulusal bir düzenin gelmesini sağlayacaktır. Devletsizleşmeye çalışmak tahribat ve iç çatışmalara yol açacaktır. Birinci seçenek açık, ikinci seçenek ya da ikinci rota ise zaten hâlihazırdaki durumu temsil ediyor.

Allah’tan başka güç ve kudret sahibi kimse yoktur.