Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Lübnan’daki anlaşmazlıklar, Paris Konferansı’nı çökertiyor | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Lübnan’da yatırım projelerini desteklemek için 6 Nisan’da düzenlenecek olan Paris’teki 4 konferansın arifesinde Beyrut’a gönderilen tüm işaretler ve mesajlar karşılıksız kaldı. Hükümet tarafından hazırlanan, donör ülkeleri ve yatırımcıları teşvik edecek şekilde değeri 16 milyar dolara ulaşan altyapı projeleri ile kimse ilgilenmedi.

Bu önemli konferansa 4 hafta kala Lübnan, endişeli, karışık ve huzursuz görünüyor. Şöyle ki, 2018 yılının yeni bütçesini kabul etme çalışmalarına tartışmalar eşlik etti. Yetkililer arasında derin anlaşmazlıklar çıktı. Bakanlık düzeyinde yetkililer, birbirlerini hırsızlık ve yolsuzlukla suçladı. İsrail’le işbirliği yapma suçu nedeniyle gözaltına alınan tiyatro oyuncusu Ziyad Aytani’den dolayı İçişleri Bakanı Nihad Meşnuk ve Adalet Bakanı Selim Cerisati arasında anlaşmazlıklar meydana geldi. Başbakan Saad Hariri himayesindeki İçişleri Bakanlığı’yla Cumhurbaşkanı Mişel Avn himayesindeki Adalet Bakanlığı arasında çıkan tartışma ortamında Nihad Meşnuk, söz konusu suçlamayı İç Güvenlikte yarbay olan ve tutuklanan Suzan el-Hac’ın uydurduğunu deklare etti.

Tüm bunlar, hem iç güvenlik hem de yargı düzeyinde güven ve huzur telkin etmek ve de istikrarı sağlamlaştırmaya yardım etmek için güvenlik ve yargı organlarının çalışmalarında daha fazla şeffaflık ve açıklık gerçekleşmeden meydana geliyor. Tabi milletvekili seçimlerinin, oy kullananların özgürlüğünü garantileyecek güvenlik güçlerinin himayesinde yapılması varsayılıyor. Yargı organlarının ise seçim süreci ve seçim sonuçlarının şeffaflığına dikkat etmesi öngörülüyor.

Fakat güvenlik ve yargı organı arasındaki etkileşime dayalı bu ilişki, ülkedeki genel düzen ve seçim süreci için nasıl son derece önemliyse; düzen ve seçim süreci de yatırımcılar için temel bir ihtiyaç oluşturmaktadır. Zira Lübnan, Paris konferansında sunmak için hazırladığı projelere yatırımcıların katkıda bulunmasını istiyor. Yatırımcı ise, çıkarlarını koruyacak bir güvenliğin ve haklarını garanti altına alacak bir yargının olmasını talep ediyor.

Mişel Avn ve Saad Hariri’nin, tiyatro oyuncusu Ziyad Aytani ile Yarbay Suzan el-Hac meselesinin yargının işi olduğunu söyleyerek İçişleri Bakanıyla Adalet Bakanı arasındaki tartışmayı bitirmeye çalıştıkları doğrudur. Fakat bu durum, iki bakan arasındaki dilin sert olmasından dolayı Aytani ve el-Hac meselesiyle ilgili yaygarayı durdurmadı ve söz konusu meseleyi seçim konusuna bağlayan telkinleri de sonlandırmadı. Meşnuk, Lübnan halkını Beyrutlu, asil ve Arap tiyatro oyuncusu Aytani’den özür dilemeye davet ederek kincilere, aptallara ve mezhep yanlılarına işaret ettiği zaman Cerisati, buna şu şekilde karşılık verdi: “Lübnan halkı, hiç kimseden özür dileyecek değil. Seçim güven mektuplarını özür yoluyla takdim etmek hiçbir sorumluya yakışmaz.” Bu da konuyu, seçim mücadelesi ortamında güvenlik ve yargı çekişmesine dönüştürüyor.

Belki de bu durum, milletvekili Velid Canbolat’ı şu tweeti paylaşmaya sevk etti: “Ey yöneticiler! Bu güvenlik ve yargı skandalından dolayı siz özür dileyip istifa edin. Siz, cehaletinizle ulusal güvenliği tehlikeye atıyorsunuz.”

Fakat mesele, sadece seçim süreciyle ilgili içerideki zararlı sonuçlarıyla sınırlı kalmıyor. Aksine bütün bunlar, Paris konferansı öncesinde meydana geliyor. Elektrik krizi kapsamında Maliye Bakanı Ali el-Halil ile Adalet Bakanı Selim Cerisati arasında yeni bir tartışma çıkması ve birbirlerini yolsuzluk ve hırsızlıkla suçlamaları nedeniyle durum, daha karmaşık hale geldi. Ki bu suçlamalar, sadece Lübnanlıları ümitsizliğe kapılacak seviyeye getirmedi. Aksine, Lübnan’ın yatırım konferansına katılmalarını istediği devletleri de düşünmeye sevk etti.

Şu dikkat çekici bir durumdur ki yolsuzluk kapsamında yetkililer arasındaki çekişmeler, donör ülkelerin şartlarını göreceli olarak karşılayacak olan devlet bütçesini ayarlama sürecine paralel olarak meydana gelmektedir. Donör ülkeler, önceden Lübnan’ı reformları hızlandırmaya çağırdı ancak Lübnan bunu yerine getirmedi. Bunun için hükümet, 2018 bütçesini yüzde 20 oranında düşürmeye gayret etti. Güvenlik ve yargı arasındaki suçlamaların yanı sıra karşılıklı hırsızlık ve yolsuzluk suçlamaları, Paris konferansının başarılı olması için sarf edilen çabalara şüphe atmosferini yayıyor.

Lübnan’daki tüm bu kaotik durum, geçen yıl 7 Aralık’ta Paris’te bir araya gelen Lübnan Destek Grubu’nun açık ve net bir bildiri yayınlamasından sonra cereyan etti. Lübnan Destek Grubu, Lübnan kurumlarının, ekonomik oluşumların ve vatandaşların, demokrasi ve şeffaflık ortamında devlet içerisinde siyasi ve ekonomik istikrarı gerçekleştirebilmeleri için Lübnanlı yetkilileri ve bütün tarafları hükümetin reform programını hızlandırmaya davet etti.

Fakat demokrasi nerede? Seçim ve Paris konferansı öncesinde üst düzey yetkililer arasındaki çatışma ortamında şeffaflık nerede? Lübnan’daki diplomatik otoritelerin siyasi durumun kırılganlığına odaklanmaları ve hükümet içerisindeki yetkililer arasında koordinasyon ve işbirliğinin bulunmamasına yoğunlaşmaları konusunda raporların aynı görüşte olması tuhaf mı? Bunun için Paris konferansına katılan ülkelerin büyükelçileri, yetkililer arasında meydana gelen çekişmelerde bitkin düşen devlete yardımda bulunmanın faydalı olup olmayacağını sorgulamaya başladılar.

Geçtiğimiz 5 Şubat’ta Fransız “L’Observateur” dergisinin yayınladığı, 8 sayfadan oluşan ve iki hafta Beyrut’ta kalan, bakanlık ve banka sorumlularıyla gizlice görüşen 5 uzmanın hazırladığı skandal raporun tehlikesi üzerinde yetkililerin durmaması daha dikkat çekici bir durumdur. Bu raporda Lübnan’ın borçlarının yıl sonunda 86 milyar dolara ulaşacağı belirtiliyor.

Bakanlar, birbirlerini yolsuzluk ve hırsızlıkla suçlarken söz konusu dergide yayınlanan rapor, kamu malının nasıl çalınıp heder edildiğine, kasıtlı açığın nasıl meydana geldiğine, yetkililerin 30 yıl boyunca bugüne kadar genel borç sorununu çözmemelerine değindi. Ayrıca söz konusu rapor, politikacıların, siyasi faaliyetlerin ve partilerin milyarları nasıl kazandığına ve Lübnan’ı bu kadar borca girmeye nasıl mecbur ettiklerine atıfta bulundu.

Uluslararası Para Fonu(IMF), ‘Kamu borcu sürdürülebilir değil. Mevcut ekonomik politika çerçevesinde büyük bir mali düzenlemeden kaçış yok” dediği zaman son raporunda Lübnan’a uyarılarda bulunmuştu. IMF’nin raporu da Paris konferansı öncesinde meydana geldi. Bunun için bütçeyi yüzde 20 oranında düşürmeye çalışma işlemi, gerçek bir soruna dönüştü. Bütçe rakamlarının çoğu, bütçeyi azaltmaya uygun değil. Çünkü bu rakamlar, maaşlara, genel borçlara ve elektrik çukurunu desteklemeye gidiyor. Bu da bütçe değerinin en büyük parçasını oluşturuyor.

Bütçe, bu zorluklarla yüzleşirken şu an Lübnan Destek Grubu çevrelerinde ve Beyrut’ta şu temel soru gündeme getiriliyor. Çukuru kazmaya ve anlaşmazlıklara devam etmek yerine sorumlulardan birazcık dengeli ve dikkatli olmaları istenmiyor mu? Çünkü çukurda bulunan kimsenin çukuru kazmaktan vazgeçmesi gerekiyor.