Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Lübnanlı siyasiler Hariri suikastını nasıl öğrendi? | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Lübnan el-Müstakbel Partisi, başkent Beyrut’un orta kesimindeki Biel bölgesinde, binlerce kişinin katılımıyla, suikasta kurban giden eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri’yi anma etkinlikleri düzenliyor. Etkinlikler, “Lübnan’ın korumanın adresi el-Müstakbel” başlığı altında düzenlenirken, parti tarafından yayınlanan açıklamada, Lübnan mahkemesinin suikasta dair soruşturmasını sürdürmesine destek vermeye devam edileceği ve suçluların yargılanmaktan kaçmalarının engellenmesi için çabalarını artıracağı ifade edildi.

Parti, suikasttan sorumlu tutulan Hizbullah hariç Lübnan’daki bütün siyasi parti ve hareketlere etkinliklere katılma daveti gönderdi. Şarku’l Avsat’a bir açıklama yapan Müstakbel Partisi Medya Genel Koordinatörü Abdusselam Musa şunları kaydetti; “Hariri’yi anma etkinlikleri seçim propagandasına dönüşmesine izin vermeksizin ulusal bir siyasi etkinlik havasında gerçekleştirilecek. Etkinlikte, Filistin ve Kudüs konulu şiir dinletilerinin yanı sıra, Refik Hariri ve Saad Hariri’nin siyasi süreçlerine dair belgesel film gösterileri de yapılacak.”

Etkinlikte yaklaşık 40 dakikalık bir konuşma yapması beklenen Başbakan Hariri’nin, Müstakbel Partisi’nin seçim hazırlıklarına dair herhangi bir detay paylaşmayacağı belirtiliyor.

Müstakbel Partisi’nde, dün gece düzenlenen toplantı sonrası yapılan açıklamada, Uluslararası Lübnan Özel Mahkemesi’nin Hariri suikastine dair soruşturmasına destek vermeye devam edileceği vurgulanarak, “Adaletin sağlanması ve suçluların yargılanmaktan kurtulmasının engellenmesi için çabalarımızı yoğunlaştıracağız” denildi.

Refik Hariri suikastinin 13’üncü yıldönümünde, Hariri ile yakın ilişkileri olan bazı şahsiyetler, Şarku’l Avsat’a 14 Şubat 2015’te yaşananları anlattı.

Eski Cumhurbaşkanı Mişel Süleyman: Lübnan’da büyük bir fitne planlandığını hemen anladım

Lübnan’ın eski Cumhurbaşkanlarından Mişel Süleyman, Hariri’nin suikasta kurban gittiği günlerde Ordu Komutanlığı görevini yürütüyordu. 14 Şubat 2005 günü, Beyrut’un Alyerza semtinde bulunan Ordu Komutanlarına tahsis edilen bir evde öğle yemeğini yemek üzereyken şiddetli bir patlama sesi duydu ve malumatları takip etmek üzere derhal Genelkurmay Başkanlığı’na gitti.

O andan sonra hemen olağanüstü hal alarmı verdiğini anlatan Süleyman, “Suikast sonrası düzenlenen protesto eylemlerinin demokratik bir süreç olarak sürmesi için çaba harcadım. Emirler açıktı protestocular arasında sürtüşme yaşanmasına asla izin verilmeyecekti. Protestocular, hislerini özgürce dile getirdiler. Sonrasında süreç, Suriye ordusunun Lübnan’dan çekilmesiyle sonuçlanan milyonluk eylemlere kadar uzandı” şeklinde konuştu.

Süleyman, sözlerini şöyle sürdürdü; “Refik Hariri gibi bir şahsiyetin suikasta kurban gitmesinden sonra Lübnan’a karşı büyük bir fitnenin organize edildiğini o an anladım. Orduya verilen talimatlar açıktı. Fitnenin engellenmesi ve güvenliğin sağlanması yönünde gerekli emirler verilmişti.”

Eski Bakan Gazi el-Aridi: Lübnan başka bir yere geçti

Suikasttan önceki Pazar günü, Gazi el-Aridi, Hariri ile görüşmek için 4 kez ofisine gitti. Son gittiğinde saatler gece 22.15’i gösteriyordu. “Muhalefet taraftarlarını artırmaya çalışıyorduk” diyen el-Aridi, sözlerini şöyle sürdürüyor; “Ertesi gün Demokratik Buluşma Partisi Başkan Yardımcısı Muhammed el-Safdi ve Misbah el-Ahdab’ın, Velid Canbolat’ın evinde kendisiyle birlikte öğle yemeğinde bulunması kararlaştırılmıştı. Bende davet edilmiştim. Başbakan Hariri’yi, beklenen görüşmeden haberdar etmiştim. Görüşmeden çok memnundu ancak görüşmeyi yarıda keserek bir an önce yanına gitmemi istedi. Bu yüzden, Hariri, ertesi gün Temsilciler Meclisi toplantısından çıkarken bana göz kırparak kendisiyle birlikte gitmemi işaret etti. Bana hadi birlikte öğle yemeğine gidelim dedi. Ona randevum olduğunu söyledim ama işini bitirince gel dedi.”

El-Aridi, sonrasını şöyle anlatıyor; “Toplantıdan sonra Velid Canbolat’ın evine gittim. Canbolat, hoşuna giden bir yazı okuduğunda o yazıyı kesip saklardı gittiğimde yine bir makaleyle uğraştığını gördüm, yemek masası da hazırlanmamıştı. Canbolat bana dönerek, ‘Yemek iptal edildi. Davetlilerimiz istihbaratın baskısına uğramış olabilir’ dedi. Canbolat’la konuşmamız bitmeden önce şiddetli bir patlama sesi ardından bize doğru gelen bir kalabalık sesi duydum. Kendisine ‘Velid bey sanırım Başbakanın başına bir şey geldi’ dedim. Hemen ardımdan üzücü haber bize ulaştı.”

Patlama sonrası yaşadıklarını ise şu cümlelerle aktarıyor;

“Canbolat ile birlikte hemen yakınlarda bulunan Beyrut Amerikan Üniversitesi hastanesine gittik. Orda üniversitenin güvenliğinden sorumlu Subay Saad Şalak’ı gördüm. Benim okul arkadaşımdı. Yanıma gelerek ‘Patlama Başbakan Hariri’ye yönelikti. Herşey bitti’ dedi. Daha sonra Refik Hariri’nin oğlu Saad’ın yanına gittik.”

Aridi, suikasttan 13 yıl sonra Lübnan’ın işlenen hatalar sonucunda artık bambaşka bir yere geldiğini düşünüyor. Bu hataların suikastın ertesi günü düzenlenen toplantıda dönemin Cumhurbaşkanı Emile Lahud’un görevden uzaklaştırılması teklifinin değerlendirilmemesiyle başladığını belirten Aridi, “Dönemin muhalif güçleri büyük hatalar yaptı. Asil bir davanın başındaydık ancak bu davaya kötülük edildi. Bu yüzden yaşadığımız süreci tekrar gözden geçirmeye ve önümüzdeki dönemde aynı hatalara düşmemek için öz eleştiriye ihtiyacımız var” şeklinde konuştu.

Eski Milletvekili ve Bakan Patrice Harb: Patlamanın şiddeti kurban verdiğimizi anlatıyordu

Başka milletvekilleri gibi Patrice Harb da suikast öncesi Mecliste düzenlenen toplantıda hazır bulunmuştu. Harb, patlama anını, “Patlamanın şiddeti verdiği zararın boyutlarını tahmin etmemize sebep olmuştu. Dönemin siyasi şartlarında benim ve diğer birçok milletvekili arkadaşımın aklına gelen ilk kişi Başbakan Hariri olmuştu. Son dönemlerde Suriye rejimiyle karşı karşıya gelmesi onun tehlikede olduğunu açıkça ortaya koyuyordu zaten” şeklinde anlatıyor.

Harb, o gün yaşadıklarını şöyle anlatıyor; “Patlamayı duyar duymaz Temsilciler Başkanı Nebih Berri, toplantıyı yarıda keserek emniyet sorumlularına ulaşmaya çalıştı. Bize, patlamanın Başbakan Hariri’yi hedef aldığını, tehditlerin uygulamaya geçirildiğini söyledi. Bir ay önce Hariri ile Paris’te görüştüğümde kendisini ben de uyarmıştım. Ancak, bana ‘Uluslararası güçlerden garanti aldım’ diyerek sözlerimi dikkate almamıştı. Hariri suikastının Lübnan için tam bir deprem olduğunu ve kolay kolay atlatamayacağımızı kesinlikle anlamıştık. Bu yüzden Hariri’nin cenazesi halk tarafından sahiplenildi ve Suriye rejimini Lübnan’dan kovan 14 Mart hareketi kuruldu.”

Aradan geçen 13 seneden sonra Harb, Hariri ve arkadaşlarının uğrunda şehit olduğu davanın kaybedilmiş olduğundan duyduğu korkuyu dile getiriyor.

Gazeteci Faysal Selman: Patlama öncesi kahve sohbeti vardı

14 Şubat 2005 günü, Hariri’nin gazeteci ve siyasetçi dostlarıyla kahve sohbeti düzenlediği Pazartesi günlerinden farklı bir Pazartesi günüydü. Faysal Selman, o gün Hariri’nin gazeteci davetlilerinden biriydi. Davetlilere, Temsilciler Meclisi karşısındaki kahvehanede beklemeleri iletilmişti. Faysal Selman, kahvehanede Hariri ve suikastta ölen Bakan Basil Falihan’ın ortasında oturuyordu. Selman’ın anlattığına göre, Falihan kendisine Londra’dan Hariri’yi Lübnan’ı terk etmesi için ikna etmeye geldiğini çünkü bir İngiliz istihbaratı yetkilisinin, Kıbrıs’ta sürdürülen çeşitli araştırmalar neticesinde Hariri’ye yönelik bir suikast hazırlığı olduğu bilgisine ulaştığını kendisine bildirdiğini, bu konuda uyarılarda bulunduğunu ve Hariri’yi ikna etmek için yardım istediğini söylüyor. “O anda Hariri ile konuşmak mümkün değildi çünkü birçok insan vardı ve Hariri toplantı sonrası Falihan ile birlikte kahvehaneden ayrıldıktan kısa bir süre sonra patlama meydana geldi” ifadelerini kullanıyor.

Selman, sonrasını şöyle anlatıyor;

“O an Temsilciler Meclisi binasında tam bir kargaşa yaşandı. Hariri’nin milletvekili olan kız kardeşi Behiye Hariri, telaş içinde ellerini ovuşturarak ve dua ederek Meclisten ayrıldı ben de onunla birlikte gittim. Beraber Beyrut Amerikan Üniversitesi Hastanesi’ne gidiyorduk. Hastane insanlarla dolup taşmıştı. Doktor bize Hariri’nin patlamada öldüğünü haber verince kendisinden Hariri’nin cesedini görmeyi rica ettim o da ricamı kırmadı. Hariri’nin yüzünü dün gibi hatırlıyorum. Yüzü ufak siyah noktalar hariç tertemizdi.”

Selman, şöyle konuşuyor;

“Artık benim için Lübnan diye bir ülke kalmamıştı. Hariri’den sonra vatanseverlik denen kavram anlamını yitirmişti. Hariri gibi bir şahsiyetin suikasta kurban gitmesi, Lübnan’ın yeniden sömürgeleştirilmesinin önünü açtı. Hariri ile birlikte ulaşmayı umduğumuz gelecek de ölmüştü. Ben Lübnan iç savaşına yakından tanık oldum. Kendisine yakın bir insan olarak Hariri’nin siyasi hayatına da çok yakından tanık oldum. Onu engellemek için kimlerin nasıl engeller çıkardığını çok iyi biliyorum. Hariri’nin şehit edilmesinin etkileri arasında, mezhepçi fitnenin yanı sıra, Lübnan’ın içine girdiği borç batağını da sayabiliriz. Hariri yaşarken 15 milyar dolar olan Lübnan’ın dış borçları 13 senenin ardından 80 milyar dolara ulaştı.”