Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Lübnanlı siyasetçiler bu satırlardan ders çıkartırsa aynı hatalara düşmezler | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Lübnan Başbakanlık tarihi, çatışmalar, tuzaklar, ittifaklar, manevralar ve çaresizlikler tarihidir.

Ülkeyi kaostan kurtarabilecek bilr hükümeti kuramama çaresizliği gibi.

Temmuz 1951’de Amman’da şehit edilen ilk Lübnan Başbakanı Riyad Sulh’un (1894–1951) yol arkadaşı Cumhurbaşkanı Bişara Huri (1890–1964) ile gerçekleştirmiş olduğu gerçek “Ulusal uzlaşı” adeta “Taif anlaşmasını” nın kökleşmesine neden olmuş, anlaşma gerçek ifadesini bu iki liderle bulmuştur. Riyad Sulh’un ölümünden sonraki günün, gerek cenaze töreni gerekse ardından yazılan ve edebi yönü oldukça yüksek mersiyenin literatürde bir benzeri yoktur. Bişara Huri bu mersiyeyi yazmakla belki de sonraki nesiller için bir örneklik teşkil etmesini istemiştir. Aşağıda gelecek olan satırlar bu söylediğimiz örnekliği aydınlatır mahiyettedir.

16 Temmuz 1951’de, Pazartesi öğleden sonra, Bişara Huri, Aliye kasabasındaki yazlık evindeki ofisinde, imzalaması gerekli dosya, bildiri, taslak kararnameleri incelediği bir sırada Ürdün Kralı I. Abdullah’dan bir telefon aldı. Kesik kesik ve hüzünlü bir ses kendisine bir haber iletiyordu. Amman’a 13 Temmuz Cuma günü giden Riyad Sulh’un, Ürdün’den geri dönüşte havalimanı yolunda suikaste uğradığını, katillerden birinin derhal yakalandığını haber veriyordu bu ses.

Riyad Sulh, bu ziyaretten önce hayal kırıklığı yaşamıştı. Zira Riyad Sulh’un Araplar ve uluslararası toplumun gözünde gereğinden fazla parladığı bahanesiyle, 1943 tarihli uzlaşı’da ve Bağımsızlık hareketinde yol arkadaşı ve müttefiki olan Bişara Huri, Abdullah el-Yafi’yi (1901–1986) kendisine tercih etmişti. Riyad Sulh’un yaşadığı durumun bir benzerini Refik Hariri (1944–2005) de yaşamış, Hafız Esed’in Lübnan üzerinde tahakküm kurması ile neticelenmiştir. Kaderin cilvesine bakın ki her ikisi de suikasta kurban gitmiştir; Amman Havaalanı Yolu’nda, 57 yaşındaki Riyad Sulh ve Beyrut Sahil Yolu’nda 14 Şubat 2005’te, 60 yaşındaki Refik Hariri…

Burada beni ilgilendiren şey, önemli iki siyasi kutup arasındaki ilişkiye darbe vuran şartlar, kaoslar, tuzaklar ve hırslar değil. Zira her iki lider Lübnan gibi küçük bir ülkeye uluslararası sahnede bir saygınlık kazandırmışlar, sergiledikleri mükemmel politikalar, başkalarıyla kurdukları iyi ilişkiler ve Arap semasını sürekli mavi kılmadaki yetenekleri ile göz doldurmuşlardır.

Beni ilgilendiren şey, Başbakan’a yapılan bu ilk suikastın gerçekliği ile kurulan ilişkinin kalitesi ve bu hadisenin, bağımsızlık için yürütülen mücadelenin anılarını tekrar gündeme nasıl taşıyabildiğidir. Bişara Huri bu gerçekliği ulusal bir değere mükemmel bir şekilde dönüştürebilmiştir. Bu davranışın bir benzerini Cemal Abdunnasır sergilemiştir. Şiddetli sağlık sorunlarından muzdarip olan ve bundan dolayı yürümekte dahi zorlanan Abdunnasır, 5 Haziran 1967 yenilgisinin yaralarını sararak, İsrail’e karşı bir zafer elde umudunu yeşertmiş olan Genelkurmay Başkanı Abdulmunim Said’in cenazesine gitmeye karar vermiş ve onun ölümünün ruhunda meydana getirdiği sarsıntı ve üzüntü nedeniyle cenazesine yürüyerek iştirak etmiştir.

Bişara Huri, birkaç yıl süren siyasi mücadele ve kahramanlık serüveninden sonra arkadaşının şehit edilmesi hadisesinden böyle bir mükemmel milli sonuç nasıl çıkarabilmiştir? Zira kendisi Cumhurbaşkanı sıfatıyla onu Başbakanlık koltuğundan uzaklaştırmış ve kendisinin de 1951 baharındaki seçimlerde yenilgi almasına neden olmuştur. Riyad Sulh’un cenazesi Ra’s en-Neba’ mahallesine varır varmaz, Bişara, güvenlik birimlerinin uyarılarını dikkate almadan ve protokol kurallarını hiçe sayarak hemen Sulh’un evine yönelmiştir. Güvenlik birimleri, onun Riyad Sulh’u siyaseten etkisiz kılmasının, bir tepki ve dolayısıyla da kendisi açısından bir tehlike oluşturabileceğini düşünmüşlerdi. Taziyeye kendisinin yerine Başbakan Abdullah Yafi’nin gitmesinin daha uygun olacağını telkin ettiler. Fakat o, cenaze törenine katılma ile ilgili uyarıları dikkate almamakta ısrar etti. Cenazeyi taşıyanlara iştirak etti, Riyad’ın büyük kızı Alya, ordu komutanı Fuad Şihab (Bişara Huri ve Kamil Şamun’dan sonraki 3. Cumhurbaşkanı) ve Sabri Hamade ile beraber Hz. Ömer Camii’ne girdi. Cenaze namazının kılınması tamamlanıncaya kadar bir köşede bekledi.

Beyrut’taki Sünni mezhebine mensup önde gelen kişilerin defnedildiği Başura mezarlığına gitmek gerekiyordu. Elbette bazılarının kalbindeki kötülükleri ve kinleri, Sulh’un yakınlarının uğradığı şoku temizleyen mersiyeler söylenmeliydi. Biz de Bişara Huri’nin anılarında bahsettiği şiirden yola çıktık. Tarihçimiz Yusuf İbrahim Yazbek bunların güvenilirliğini kontrol etmiştir. Zira Huri ile Kaslik mahallesindeki (Jounieh kenti yakınlarında) evinde ikili bir görüşme gerçekleştirmiştir. Sonrasında ise bu anılar “Şarl Helu’dan Şarl Dubas’a kadar Lübnan Cumhurbaşkanları” adı altında basılmıştır. Hayatımın yarısını gazeteci olarak geçirdiğim “en-Nehar” gazetesinin sahibi Gassan Tueni’nin sunumuyla neşredilmiştir. Bağımsız Lübnan’ın ilk cumhurbaşkanı Şeyh Bişara Huri camiyi terk ettikten sonra, bağımsızlık mücadelesinde müttefiki ve siyasi arenada rakibi Riyad Sulh hakkında şunları söylemiştir: “Cenazeye katılan büyük kalabalık camiden ayrılıp tekrar caddeye döküldüğünde müezzin önümde Riyad Sulh’a dua ediyordum. Bana yakın olan kızları bir şeyler mırıldanıyorlardı. Bana bir caniymişim gibi düşmanca bakıyorlardı! Onlara aldırış etmeden, tekbirlerin yükseldiğini duyduğum o anda, dudaklarımdan önce kalbimden dökülen şu kelimeleri söylemeye başladım:

“Ölenlerin en cömerdi, ülkenin kaybı ve kıymetli mücadele arkadaşım!

Sana büyük lütuflarda bulunan, zor günler için seni hazırlayan, böyle bir günde seni kendi katına şehid olarak kabul eden ve sana sonsuz Cenneti bahşeden! Allah ne kadar da yücedir.

Yüce Rabbim sana şan-şeref, din, dünya, makam, rütbe, rızık, kendi nurunun ışığından bir zekâ, ateşinin kıvılcımından bir kalp ve vatanı inşa etmen için de iman verdi. Anne babana iyi davrandın, çocuklarına şefkatli oldun, kalbinle ve elinle cömertlik yaptın, engellilere şefkatli, ihtiyaç sahiplerine de mütevazı oldun. Bir elin kalem tutarken diğer taraftan liderlik yaptın. İleri görüşlü ve güzel yüzlüydün. Hafızan güçlü, inancın sarsılmaz, düşüncelerin ise esnekti. Gözlerin hem yakın hem de uzak ufka bakıyordu. Kalkana ihtiyaç duymadan kendini koruyabilecek bir yapın vardı. Korkaklar karşısında çağlayanlar gibi coştun. Geçmişin kılıcı ve geleceğin kalkanını taşıdın. Yüce tanrı seni Lübnan’ın kahramanları içinde en kıymetli, kararlık bakımından en güçlü, sıkıntıları göğüsleme yönüyle en güçlü, en fazla ışık saçan, huy olarak en yumuşak, ahlak olarak en güzel, yaratılış olarak en hoşu kıldı.

… Allah seni bu zor günler için yarattı, işler ne zaman sarpa sardı, sen Lübnan’a bir umut aşıladın. Bu ülkeye kendi arzunla döndün ve sekiz yıllık zorlu bir seçim maratonuna girdin. İktidardakiler senden biraz çekindiler ama sana saygı duymaktan geri durmadılar. Birbirimize yabancı iken bir araya gelebildik. İlahi inayet bu bir araya gelmeyi ülkenin tek bir yürek olmasının başlangıcı kıldı. Lübnanlılar tek bir ses oldular. Safları daha da sıkı oldu. Lübnan için hayati öneme sahip “ulusal uzlaşma/Pakt” ortaya çıktı. Bizim ve gelecek nesiller için bu uzlaşı en temel yapı taşı mesabesindedir. Bu ülkeyi hiçbir şeyin kirletmemesini arzu ettik. Anayasayı hiç kimse çiğnemesin istedik. Mahkûmların bulunduğu kaleye girdik, hür insanlar olarak geri çıktık.

“Ölenlerin en cömerdi, ülkenin kaybı ve kıymetli mücadele arkadaşım! Tam bir Lübnanlı ve vatansever kardeşim! Seni hangi sözle anlatalım, arkanda ne şekilde ağlayalım!

Bilirim ki bu makam, susmanın daha kıymetli olduğu bir vakittir. Mezarlığın vermiş olduğu duygusal atmosfer bizi sena veda etmeye zorlamasa, yüce tanrıdan senin için bağışlanma dileyecek olmasak, kederli ailene, akrabalarına, dostlarına, yakınlarına, Sayda, Beyrut ve bütün Lübnanlılara, bütün Araplara başsağlığı dileyecek olmasak, o kıymetli cansız bedeninin önünde, tekrar dirileceğin ve buluşacağımız günün umuduyla başımızı eğip, ayrılık sessizliği ile seni uğurlardık. Bir Arap şairinin dediği gibi: “Hayatın bizler için tam bir ibret tablosuydu, ancak ölümün yaşamından daha büyük dersler verdi bizlere”

Umut ederiz ki Lübnan siyasetinde yer alan lider ve yetkililer hangi din ya da mezhepten olurlarsa olsunlar bu satırlar üzerinde iyice düşünürler. Riyad Sulh, Reşid Kerami, Röne Muavvad, Beşir Cemil ve Refik Hariri gibi muhterem insanların öldürüldüğü fırtınalı günler tekrar esmeye başladığında kalpler ve akıllar bu tertemiz duygular etrafında kenetlenir ve aynı suçlar işlenmez. Bu satırlar üzerinde düşünenler nefsin kötülüklerinden kendini korur, kışkırtıcı sözler karşısında duygularına hakim olmayı öğrenir.
Allah yar ve yardımcımız olsun.