Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

NATO duvarındaki çatlak: Almanya | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

ABD Başkanı Donald Trump’ın ülkesinin İran ile 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan çekildiğini ilan etmesinin üzerinden 48 saatten az bir süre geçmeden Almanya Başbakanı Angela Merkel’den beklenmedik ve sert bir açıklama geldi. Söz konusu açıklama, NATO’nun geleceği konusunda endişe verici ve önemli soru işaretlerinin doğmasına yol açtı.

Merkel her ne kadar Sam Amca’da rahatsızlık uyandıracak olsa da açık ve net bir şekilde şunu ifade etti:

“Avrupa’nın güvenliğin sağlanması konusunda ABD’ye güvendiği zamanlar geçti. Bu yüzden artık Avrupalıların geleceklerini kendi ellerine alma zamanı geldi.”

Berlin; Paris ve Londra ile aynı safta yer almayı seçti. AB ülkelerinin çoğunluğu, hatta neredeyse hepsi, İran’la yapılan anlaşmaya bağlı kalmak yönündeki tutumlarında ısrarcı. Herkesin kendi pozisyonunu seçme ve belirleme hakkı var. Ancak ABD yönetiminin Tahran’a yönelik tutumunun AB ile ABD arasındaki ilişkilerde neredeyse bardağı taşıran son damla olduğunu söyleyebiliriz.

Berlin’in ABD’ye karşı tutumu büyük Arap şairi Ahtal’ın o ünlü beyitini akıllara getiriyor:
“Mezarlarda ot biter
Yüreklerdeki burukluk aynı kalır”

Aslında Almanya’nın bu yarası İkinci Dünya Savaşı’nda yaşadığı yenilgi ve acı anıları ile ilgili. Ve bugün yeniden gün yüzüne çıkmaya hazırlanıyor. Bilhassa Alman milliyetçiliğinin yeniden uyandığı günümüzde bu daha açık bir şekilde görülüyor. Yeni Nazi akımının Merkel için gerçek bir soruna dönüştüğünü söylersek hiç de abartmış olmayız. Son seçimlerde bu görüşlere çok yakın bir parti parlamentoda yüze yakın sandalye elde etmeyi başardı.

Almanya’nın ABD karşıtı çıkışları çok yakın bir zamanda ortaya çıkarak derinleşmiştir. Bunun kökleri; Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı’nın Almanya’nın askeri, ekonomik, diplomatik ve mali sırlarını yoğun bir şekilde dinlediğinin öğrenilmesine kadar uzanıyor. Buna ek olarak Ulusal Güvenlik Ajansı, gizli bilgilere ulaşmaları ve bunları Washington’a bildirmeleri için Alman Savunma Bakanlığı, hatta bizzat Alman istihbarat kurumu BND’nin içinden bazı Alman memurları görevlendirmeyi bile başarmıştır.

Günümüzde yaşanan bu sahnenin dekoru Brack Obama döneminde hazırlanmaya başlandı. Söz konusu dönemde herkes birçok durumda olduğu gibi istihbarat kurumlarının Başkan’ın arkasından iş çevirdiğini düşünmüştü. Bu olay ortaya çıktığında Merkel, ABD yönetiminden sadece başını derde sokacak buna benzer bir skandalın bir daha yaşanmamasını talep etmişti.

Trump’ın yönetime gelmesi Almanlar için ilişkilerde bir düzelme ve daha iyi bir işbirliği anlamına gelmiyordu. Çünkü bunun tam tersi olacağının işaretleri daha Trump’ın başkanlık kampanyasında belli olmuştu. Trump kampanya boyunca Almanya’yı ekonomik açıdan hedef almış, Başkan olarak seçilmesinin ardından da Almanya’nın ithalatında milyarlarca dolara mal olduğu tahmin edilen yeni vergiler uygulamaya koymuştu. Ayrıca Almanya’dan milli hasılasından yüzde iki buçuk gibi bir payı NATO’nun bütçesine katkıda bulunmak için tahsis etmesini talep etmişti.

Almanya’nın Trump ve NATO konusunda sabrının taştığını söyleyebilir miyiz?

Kuşkusuz Almanya, NATO duvarındaki bir çatlak oluşturmaya çalışan tek taraf değil. Yakın zamanda AB’nin 28 daimi üyesinden 23’ü, kısaca PESCO olarak adlandırılan Yapılandırılmış Daimi İşbirliği Anlaşması’na imza attı. Taraflar anlaşmanın NATO’nun bir alternatifi olmadığını ve kibar bir ifade ile onu tamamlayıcı bir işlev üstlendiğini söyledi. Ancak AB Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini’nin yapmış olduğu birçok açıklama bunun tam aksine işaret ediyor gibi…

Bugün AB ortak masasında askeri savunma gücünün güçlendirilmesine yönelik yaklaşık elliden fazla ortak proje bulunuyor. Bu projelerin tamamı stratejik bağımsızlığı güçlendirmek ve birlik ülkelerinin güvenlik sorunlarına etkili çözümler üretmesi için yardımı amaçlıyor.

Bu çerçevede; her ne kadar NATO genel sekreteri Rasmussen yaptığı açıklamada Avrupa’nın ittifakı bir arada tutma ve sağlam bir şekilde devam ettirmeye hevesli olduğunu söylese de Almanya her zaman olduğu gibi Avrupa’da ki NATO karşıtı Kadife Devrim’in başını çekiyor.

Alman tarafı PESCO’nun gerçek amacını hiçbir şekilde gizlemeye çalışmıyor. Almanya eski Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel bu anlaşmayı AB’nin kendi kendine yetmeye, güvenlik ve savunma politikalarını güçlendirmeye yönelik bir adım olarak değerlendirdi.

Almanya ile ABD arasındaki ilişkiler bir nedenden dolayı son yıllarda yolunda gitmiyor. Bu da özellikle birinci tarafta endişelerin ortaya çıkmasına neden oluyor. Atlantik’in batısında yer alan taraf, mucizevi Alman deneyiminin yeniden dirilişini endişeli bir şekilde takip ediyor. Geçen yüzyılda, 1940’lı yıllarda yaşanan Alman uyanışının tekrarlanmasından korkuyor. Özellikle Almanya’nın yaşadığı ekonomik patlama herkesi şaşırtmış ve şaşırtmaya da devam ederken… Burada aklımıza şaşırtıcı ve önemli olan şu soru geliyor: Berlin’in FED’de bulunan tüm altın stoklarını geri almak için yürüttüğü tüm ısrarlı girişimlere rağmen Washington yönetimi bu talepleri neden kabul etmiyor?

Acaba ABD de Almanya’ya bu gözle mi bakıyor? Bu nedenle ikili, zamanlarının sonunun geldiği ve dünya siyasetinde çeşitli kutuplaşmaların yaşandığı günümüzde ABD en azından Almanya’nın başını çekeceği bir Avrupa kutuplaşmasının önüne mi geçmek istiyor?

ABD’nin Alman efsanesinin yeniden küllerinden doğmasından korktuğu bir sır değil. Ünlü Alman dergisi “Der Spigel” geçen kasım ayının sonlarında yayınladığı yazı dizisinde Alman ordusunun Almanya’nın 2040 vizyonu konusunda analitik bir bakış açısı geliştirdiğinden bahsetti… Acaba bu rapor ABD’yi endişelendirecek bir şeyler mi içeriyor?

İlginç olan ise bu durumun ABD’den çok Avrupalıları endişelendiriyor olması. Zira Almanya Savunma Bakanlığı’ndaki savunma strateji tasarımcıları, AB’nin çökme olasılığının yüksek olduğu görüşünde. Bu da Almanya’nın tekrar Avrupa’nın en güçlü askeri gücü olmak için şimdiden hazırlık yaptığı anlamına geliyor. Bu, geçmiş deneyimlerine dayanarak ne Fransa’nın ne de İngiltere’nin kabul edeceği bir durum değildir. Dolayısıyla bu ülkeler, orta vadede geri dönme ihtimali olan -ki bu şüphesiz yüksek bir ihtimal- Alman sağcı akıma karşı kolay bir lokma olmaktansa belki de NATO’nun koruyucu kanatları altında kalmayı tercih edebilirler.

Acaba gelecek yıllarda İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçen yetmiş yıl boyunca müttefik olan ülkeler arasında yeni bir uluslararası perdenin sahne almasına mı şahit olacağız?

Cevap… Tek söyleyebileceğimiz Rusya çok yakınlarda bekleme halindeyken ve Çin’in de gizlice olanlara kulak kabartmaya çalıştığıdır.