Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Niçin dünyaya saldırıyoruz? | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Dünyanın herhangi bir şehrinde her patlama sesi duyulduğunda aynı manzara tekrar ediyor. Yazı işleri odasına çıkıyorum. Ekranlardaki son dakika haberlerine dikilmiş bakışlar görüyorum. Arkadaşlarımın mırıltılarını duyuyorum. Önemli olan yapanın Arap olmaması. Önemli olan yapanın Müslüman olmaması. Daha fazlasına ihtiyacımız yok. Onları duyuyorum ve temennilerine katılıyorum. Fakat olaylar hızla temennilerimizi boşa çıkarıyor. Artık Dünya’nın tek düşmanı olduğumuza dair önyargıyı güçlendirmede uzmanlaştığımız da bir sır değil.

Buradaki veya orada turistlerin üzerine koşan adamın geldiği ülkeyi ve ait olduğu mezhebi temsil etmediğini çok iyi biliyorum. Ve o suçunu işlemek için resmi izin almış da değil. Uluslararası düzenlemelere sokulmadan önce ülkesinde adaleti istiyor. Ve memleketinin yaşadığı tehlike uzaktaki olay yerine göre daha önemlidir.

Aşırılığın bir bölge, mezhep veya ülke halkıyla sınırlı olmadığını ve bunların pek çok farklı kaynağın çocukları olduğunu biliyorum. Ancak açıkça şunu itiraf etmek zorundayız ki biz dünyaya saldırma konusunda rekorların sahibiyiz. Ve Guinness kitabında yenilmez bir pozisyonu tutuyoruz.

Abartmıyorum kıymetli okurum bizim alimlerimiz tarafından verilen fetvalar sonucunda işlenen suç sebebiyle turistlerin kanlar içinde ölene kadar can çekiştiği o manzara beni hayrete düşürüyor. Neden Barcelona’da bulunan yaralı bir Çinlinin ailesinden özür dileme gereği hissettiğimi bilmiyorum! Ya da aklına Nice’de gezme fikri gelen bir Japon’dan! Veya Luksor’u ziyaret eden bir Alman’dan!

Bu korkunç bir şey. Haritaları, devletleri ve şehirleri kendimize helal görme hakkını bize kim verdi? İstanbul’da yılbaşını kutlayan gençlere suikast düzenleme hakkını kim verdi?! Ve kim bize en başta New York’taki kulelerin sakinlerine suikast düzenleme hakkını verdi? Burada veya orada bize karşı haksızlık yapıldığı çağrısı, başkalarını öldürme konusunda derin bir arzuyu gizlemek için sadece bir örtüdür. Kimlikleri ve hayat tarzları bizim hayat tarzımıza uymuyor diye insanların üzerini çizmek derin kökleri olan bir istektir. Adaletsizlik olduğunu varsayalım; masum insanlara daha büyük bir haksızlık uygulayarak tedavi mi oluyoruz? Dünyanın bizden nefret ettiği söylemi doğru değil. Bizim sert uygulamalarımıza tepki olarak bazen Batı’da gerçekleşen kötü uygulamalar inkar edilemez. Ama kesinlikle farklı ve birbirinden uzak tiyatrolarda düzenlediğimiz ölüm ziyafetleri seviyesine yükselmiyor. Batı’yı tanıyanlar, yasanın egemenliğini ve nefret savunucularının bile yararlandığı bir öncelik olduğunu bilirler. Birçoğu, Arap ve Müslüman cemaatlerin genellikle kendi ülkelerinde bulunmayan özgürlükten Avrupa’da yararlandıklarını bilir.

Neden dünyaya saldırıyoruz? Bu, geçmişe yelken açarak geleceğe doğru yola çıkmayı seçmek mi? İçinde yolculuk yapacağımız uçağı icat etmek mi? Yada göç edeceğimiz arabayı? Hastanelerimizde kullandığımız kanser ilacını? O halde biz çocuklarımızın ve torunlarımızın üniversitelerinden mezun olduklarını görmek isterken bu Batı nefretinin sebebi nedir?

Neden dünyaya saldırıyoruz? Modern devletler kuramadığımız, gelişmeyi başaramadığımız, iş fırsatları bulamadığımız ve özgürlüklerin ve hukukun üstünlüğünü sağlayamadığımız için mi? Diğerlerinin ilerleyişinin bizim için bir yenilgi ve varlığımızı tehdit ettiğini mi düşünüyoruz? Çare patlatmak mı yoksa karanlığında uzun süre kalmaya razı olduğumuz tünelden çıkmak mı? Renklerin çeşitliliği, seçenek ve fırsatların çokluğu ile dehşete düşmemiz doğru mu? Her hangi bir etkileşim veya tecavüzden uzak kimliğimizin devam ettiğini düşündüğümüz tek renk dünyayı kaybetmekten korkmamız doğru mu? Çağın çanlarının çaldığını her duyduğumuzda paniğe kapılmamız doğru mu? Bilim, teknoloji, tıp, fikir, kültür, eğitim ve müzik alanında çağında çanları. Neden dünyaya saldırıyoruz? Bu nefret yüklerini nereden getirdik? Neden içinde yaşamak yerine dünyanın korkunç çarpışmasına izin veriyoruz? Neden patlamayı diyaloga tercih ediyoruz? Ölümü etkileşim ve eşitliğe? Molozu ortak evlerde yaşamaya? Ölüm küllerini Doğuma? Yüz çevirmeyi el uzatmaya? Katil veya maktul vasfını başkalarıyla diyalog kuran ve tanışan vasfına neden tercih ediyoruz?

Dünyaya saldırmaya devam edemiyoruz. Bu politika, başkalarının dünyasında bir kafe, müze veya kule yıkılmadan önce toplumlarımızı yok etmek demektir. Mobil katiller, başkalarını öldürmeyi hayal ettikleri zaman ülkelerini öldürürler. Kırılgan görünen bu ülkeler, bu tehlikeyle yaşayabiliyorlar çünkü bunlar hesapları düzelterek eski haline getirecek araçları sağlayabilecek devletler ve kurumlardır. Hayatımızın ilk öğesi olan aşırılık ile savaşma vakti geldi. Aşırılık sözlüğünü evde, mahallede, okulda ve farklı müfredatta sona erdirmek zorunludur. Ekranlardaki ve sosyal medyadaki nefret dalgalarının akışı durdurulmalı. Dünyaya saldırma eğilimine neden olan kültürümüz hakkında kendimize sormalıyız. Cesur bir rasyonel çatışma olmasa daha çok çamur ve kanda boğulacağız. Ve daha fazla mobil katil üreteceğiz.