Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Nijerya… Boko Haram ve ikinci Biafra | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

50 yıl geçti; Fakat kan yeniden akmaya başladı. Akan kanlar aynı rengi taşıdığında akan kana birçok başlık konuluyor. Biafra savaşı, 1967 yılında Nijerya’da patlak verdi ve bu savaşta bir milyondan fazla insan öldü. Toprağın altına döşenen mayınlar, Biafra savaşının hala devam etmesine, insanların ölmesine ve uzuvların parçalanmasına neden oluyor. Biafra savaşı uyuyor; ancak nefesini hala hissettiriyor.

Nijerya, hem küçük hem de büyük Afrika’dır. Eski Nijerya Cumhurbaşkanı Olusegun Obasanjo, dünyadaki her 3 siyahtan birinin Nijeryalı olduğunu söyledi. Fakat gerçek şu ki her iki Nijeryalı arasında mezhepçilik, kabilecilik ve bölgeselcilik bulunuyor. Ülkenin nüfusu yaklaşık 150 milyon’dur. Nijerya, nüfus bakımından Afrika’nın en büyük ülkesi olup Nijerya’da Müslümanlar ve Hristiyanlar’ın oranı neredeyse eşittir. Ayrıca Nijerya’da diğer dini azınlıklar da var. Kuzeyde Müslümanlar çoğunluktayken güneyde ise Hıristiyanlar yoğun bir şekilde bulunmaktadır. Kabilecilik ise sosyal dokuya egemendir. Hausa, Fulani ve Borno kabileleri kuzeyde, İbu ve Yoruba kabileleri ise güneyde yer almaktadır.

Din, kabile ve servet insanlar üzerinde etkisini gösterdi. Güneyde önde gelen Hristiyanlar, Müslümanların iktidara hâkim olduğunu gerekçe göstererek petrol bakımından zengin olan güneyin bağımsız olması gerektiği konusunda kampanya başlattılar. Biafra bölgesinde bulunan Nsukka Üniversitesi bağımsızlık planlama ve düşünce hücresine dönüştü. Ayrılıkçı komutan Albay Ojukwu, Nsukka Üniversitesi’ni siyasi ve askeri çalışmalar platformuna çevirdi. Üniversitedeki bilim adamları her türlü silah ve mühimmatları geliştirmeye başladılar. Uluslararası tarafların iç savaşta rolü bulunuyor. Fransa, ayrılıkçıların yanında yer aldı. İngiltere ise, federal hükümete siyasi ve askeri destek verdi. Tabi bütün bu faaliyetlerin arkasında ekonomik ve çıkar hesapları yatıyor. Federal ordu ayrılıkçıları yok etmek için ivedi bir şekilde güneye doğru ilerledi. 30 ay içerisinde ayrılıkçılar hezimete uğradı. Federal hükümet Biafra bölgesine yeniden hâkim oldu.

İç savaşın üzerinden 50 yıl geçti. Fakat savaş, iyileşmeyen bir yara olarak kalmaya devam etti. Bölgede insanlar, fakirlik ve yolsuzluktan dolayı hala sıkıntı çekiyorlar. Kabilecilik ve mezhepçilik, ülkede sosyal dokuyu sallamaya devam ediyor.  Çeteler, devlet güçleriyle mücadeleyi sürdürüyor. Kaos ve korku güneyde ve kuzeyde kol geziyor.

Çoğunun Müslüman olduğu kuzey nüfusu, İngiliz hegemonyasına karşı direnerek Arap diline bağlı kalmayı tercih ettiler. Pek çok insan, çocuklarının Hıristiyanlaştırılmasından endişelendikleri için çocuklarını İngiliz okullarına göndermekten çekiniyor.

İslam, kuzey Afrika’daki Arap tüccarlar aracılığıyla Nijerya’nın kuzeyine miladi 13. yüzyılda girdi. Bölgede Arap dili yaygınlaştı. İslami sultanlıklar kuruldu. Kafile ticareti yoluyla Nijerya ve kuzey Afrika ülkeleri arasında ticaret alışveriş hacmi genişledi. Müslüman kuzey halkı, Arapça’nın kutsal bir dil olduğunu ve İngilizlerin başlattığı savaşın haddi zatında İslam’a açılan bir savaş olduğunu düşünüyor. Hatta durum öyle bir aşamaya ulaştı ki bazı Müslüman din adamları, İngiliz okullarına gitmeyi ve dillerini öğrenmeyi yasaklayan fetvalar yayınladı. Ülke, bağımsız olduktan sonra siyasi ve idari yapıdan dolayı bu hale geldi. Çünkü başlangıçta idari yapılardaki kadroların çoğunu güneydekiler doldurmuştu. Ancak çok sayıda kuzeyden Müslüman da ülke yönetimini devralan siyasetçiler arasında bulunuyordu.

Afrika’da görmemezlikten gelinemeyecek bir hakikat var ki o da kimlik sorunudur. Geçen yüzyılın 60’ların başında hatta 60’lardan daha önce kıtanın şahit olduğu bağımsızlık dalgasından sonra çeşitli ve farklı akımlar ortaya çıktı.  Bazıları Afrika’nın genel kimlik sancağını kaldırarak solcu, kurtuluşçu ve ortak bir kıtayı benimsemeye çağırdı.  En önemli öncüleri Gana Devlet Başkanı Kwame Nkrumah ve Gine lideri Ahmet Sekou Toure’dur. Senegal eski Devlet Başkanı Leopold Senghor ise Afrika kıtasının sınırlarını aşan etnik kimlik düşüncesini ortaya attı. Bu, dünyadaki bütün siyahîleri kapsayan bir düşünceydi. Diğer liderler ise, ulusal kimliğe yoğunlaştılar. Fakat kabilecilik devletleri sıkıntıya sokarak ulusal kimliğin belirtilerini ortadan kaldırdı.

Güney Afrika devletine empoze edilen ırkçı-ayrılık politikası, anti-ırkçılık eğilimini harekete geçirdi. Afrika içinden ve dışından katılan mütefekkir ve edebiyatçılar, söz konusu anti-ırkçı eğilimi şekillendirdiler. Güney Afrika’daki ırkçı-ayrılık politikası, kıtaya de facto olarak uygulanmıştı. Liderler, beyaz azınlığın toprak sahibi olan siyahî çoğunluğa karşı yürüttüğü ırkçı-ayrımcı devlete karşı koyacak etkin ve siyasi bir bloğun oluşturulmasının gerekliliği konusunda aynı görüşteydiler. Tek kaygısı Güney Afrika’daki ırkçı rejimle mücadele etmek olan Afrika Birliği Örgütü kuruldu. Söz konusu örgüt, Güney Afrika devletine karşı kapsamlı bir ambargo uyguladı ve bu, uluslararası bir kampanyaya dönüştü. Afrika kıtası, Soğuk Savaş döneminde doğu ve batı blokları arasında gerçek bir bölünmeye tanık oldu. Doğu sosyalist bloğa yaklaşanlar ve batı kapitalist bloğa eğilim gösterenler diye ikiye ayrılmıştı.

Biz, nüfus bakımından en büyük Afrika ülkesi olan Nijerya’dan bahsediyoruz. Karşımıza şöyle bir soru çıkıyor: “Ulusal ya da kıtasal kimlik konusunda Nijerya’nın rolü neydi? ”  Bu soruya Afrika kıtasına ve kimliğine ait olmakla gurur duyan, sömürgecilik dönemini eleştiren ve mazi çevresinde cereyan eden şiir ve roman gibi birtakım çalışmalar dışında şeffaf bir cevap veremiyoruz. Askeri darbelerin virüsü, Nijerya’ya güçlü bir şekilde saldırdı. Söz konusu virüsün hastalığı, yolsuzluk, kabilecilik, mezhepçilik ve bölgeselcilik çatışmasıydı. Dolayısıyla aidiyet ve ulusal kimlik kayboldu.

Milenyumun başlamasıyla ve radikal dini hareketlerin yayılmasıyla birlikte ülkenin kuzeyindeki bir grup Müslüman genç, tarihsel jeoloji ve sosyal yapı hakkında bir kazı yaptı. Günlerin ve gelişen yaşamın gizlediği şeyler, şiddet ve radikalizm ateşinin kömürü olarak yeniden ortaya çıktı. Sadece Müslüman çoğunluğun yaşadığı bölgelerde değil, aynı zamanda ülkenin her yerinde İslam dininin uygulanmasına çağıran silahlı bir grup kuzeyde tesis edildi. Kurucusu Muhammed Yusuf, İngiliz sömürgeciliği zamanından kalma eğitim sisteminin dini açıdan haram olduğu anlamına gelen “Boko Haram” sloganını ad olarak benimsedi. Söz konusu sloganik isim örgütün bağlılarına okulları, kiliseleri ve hatta camileri yakmaya çağırmak için kullanıldı. Boko Haram örgütü, kafa kesmek, kadınları esir almak ve gençlerin okula gitmesini engellemek gibi şiddet ve korku yöntemlerini izledi. Dünya, yüzlerce küçük kız öğrencinin kaçırıldığını gördüğü halde nefesini tutup bağırdı. Örgütün lideri Ebu Bekir Muhammed Şekau, kızları satacağını duyurmuştu.

Söz konusu örgüt, kadının hiçbir hakkı olmadığına inanıyor. Bütün Hristiyanları kuzeyden süreceğini, Hristiyan bir başkana ya da yetkiliye boyun eğmeyeceğini ifade etti. Sınırların ötesine geçip Nijer, Çad ve Kamerun’a uzandığı zaman örgütün tehlikesi daha da arttı.  Örgüt, DEAŞ lideri Ebu Bekir Bağdadi’ye bağlılığını ilan etti. Örgüt, sadece Nijerya’yı korkutup tehdit etmiyor. Aksine örgüt, batı Afrika’dan kıyı ve çöl bölgesine kadar uzanmış yürüyen bir mayına dönüştü. Örgüt, yoksulluktan, işsizlikten ve organize suçlardan sıkıntı çeken devletleri bitkin hale düşürdü. Gençler, büyük çölü ve Akdeniz’i geçip yaşam umuduyla ölümcül maceralara atılıyorlar.

Pek çok devlet, sınırları aşan bu mayının tehlikesini fark etti. ABD ve birtakım Batılı devletler, örgütün yeni lideri Ebu Musab el Barnavi “Batı Afrika Vilayeti” olarak isimlendirdiği DEAŞ örgütüne karşı koymak için Nijerya, Çad ve Kamerun’a hızlı bir şekilde askeri ve güvenlik alanında destek vermeye başladı. Bağımsızlık savaşı, Biafra savaşından daha tehlikelidir. Birinci Biafra savaşı, ayrılıkçı güney ordusuyla federal devlet ordusu arasında meydana gelmişti. Fakat biz, hareket eden patlayıcı bir çılgınlığın karşısındayız. Örgüt, din adına kızları kaçırıp yakıyor ve öldürüyor. İşsiz gençleri ise ateşi için yakacak odun olarak görüyor.