Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Ömer Muhtar’a ziyaret | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Harry Craig tanıştığınızda bir kere daha görüşmeyi arzu edeceğiniz kişilerdendi. Craig, tarih, felsefe, sanat, kelime ve anlamların dakik bir şekilde buluştuğu bir adamdı.

İngiliz yazar ve entelektüel olan Craig, rahmetli Mustafa Akkad’ın yönetmenliğini yaptığı Ömer Muhtar ve Çağrı filmlerinin senaristi ve yazarıydı. Senaristimiz, iki filmin çekimi sırasında, uzun süre Libya’da yaşadı. Ülkedeki birçok sınıf ve tabakadan Libyalı ve Arapla tanıştı, içli dışlı oldu. O dönemlerde Trablus özellikle Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’a muhalif sol tandanslı birçok Arap entelektüele ev sahipliği yapıyordu.

Libya’nın önde gelenleriyle yemek davetlerinde günlük olarak buluşuyorduk. Davetlere aralarında tanınmış Mısırlı gazeteci Mahmut Sadeni ve şair, yazar, sanatçı ve yönetmen Abdurrahman El Hamis’in de aralarında olduğu Libyalı ve Arap konuklar olarak gidiyorduk. Sanat ve tarih alanında adeta ansiklopedik bir vasfa sahip olan Mustafa Akkad ağzındaki pipoyu nadiren bırakırdı. Hocasına dikkat kesilen uysal bir öğrenci gibi dinlemeyi adet edinmişti. Craig ise oldukça konuşkan biriydi. Akkad, Şeyh Ömer Muhtar hakkında sürekli konuşan Craig’in tercümanlığını da üstlenmişti. İngiliz senarist, tarihin yanı sıra filmin kahramanının karakterini dini boyutlarıyla da anlatıyor, katılımcılar da sanatsal gözlemlerini paylaşıyordu. Antik ve modern tarihi şahsiyetler hakkında büyük filmlerden elde ettikleri tecrübeleri paylaşıyordu. Senaristimiz, tarih, din, felsefe ve psikoloji alanlarında ansiklopedik bilgi açısından olağanüstü bir kişiliğe sahipti. Ülkelerinde sömürgeye ve saldırganlara karşı savaşan tarihi kahraman ve figürlerden bahsederdi. Toplantıların çoğunda Fransız sömürgeciliğine ve ardından Amerikan işgaline direnen Vietnamlı Ho Chi Minh ve General Jiyab’ın yan ısıra İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi saldırganlığına karşı ülkesine önderlik eden Winston Churchill konuşulurdu.

Harry Craig, Ömer Muhtar hakkında adeta bir kitaptı. Hatta büyük bir ansiklopediydi. Yaşamı, fikirleri, askeri taktikleri, İtalyan generallerini bozguna uğratan saldırgan cesareti ve düşmanlarına karşı duruşuna yön veren insani değerleri hakkında tarih ve yerleri hakkında birçok bilgi veriyordu.

Her toplantı Ömer Muhtar’ın kişiliği hakkında uzun ve detaylı bir seminere dönüşürdü.

Birçoğumuzun, Libyalıların ve Arapların dahi bilmediği bazı olaylar var. El Kufra bölgesindeki cihat savaşlarında mücahitlerin İtalyan askerlerini esir aldığı bir olayda mücahitlerin bazıları esir askerlerin öldürülmesini önerdi. Ancak aralarından biri, esirleri öldürmeden önce Ömer Muhtar’a danışmak konusunda ısrar etti. Diğer çarpışmalara komutanlık ettiğinden dolayı bir elçi vasıtasıyla kendisiyle temasa geçildi. Ömer Muhtar’dan cevap geldi: Biz esirleri öldürmeyiz.” Elçi kendisine “Efendim Ömer, İtalyanlar tutsaklarımızı öldürüyor” diye karşılık verince Muhtar ”Bizim örneğimiz İtalyanlar değil’ dedi.

Bir başka anektodda da Ömer Muhtar, tutsak edildiğinde bir İtalyan subay kendisine “Be hey zavallı bedevi, zafer kazanıp İtalya’ya galip geleceğini mi zannediyordun?” diye sordu. Ömer Muhtar kendisine gülümseyerek “Galip gelmek veya mağlup olmak generallerin kullandığı terimlerdir. Bir yabancı ülkeme tecavüzde bulunursa buna direnmek görevimdir. Galip gelmek veya mağlup olmak beni ilgilendirmez” cevabını vermişti.

Ailesinin ve vatanının özgürlüğünü savunmak için kişiyi gönüllü olarak yaşamını vermeye motive eden nedir? Cenneti kazanmak için şehitlik midir yoksa fedakârlığa layık, adaletli bir davaya inanmak mıdır? Bunlar birçok tarihçi ve düşünür tarafından sorulan sorulardır.

Merhum tarihçi ve düşünür Dr. Halife El Tellisi, Ömer Muhtar filminin senaryosunun incelenmesinde büyük bir rol oynamış ve İtalyan yazarlar tarafından Libya’nın İtalyan sömürgeciliği döneminde yazılan tarih kitaplarının birçoğunun çevirisini yapmış olması nedeniyle her konuda referans haline gelmiştir. Tellisi, şehit Şeyh’ten bahsetmekten bıkmazdı. Tarihe tanıklık etmesi bakımından bir şey söylemek istiyorum; filmde karar vericilerin çoğu, özellikle de merhum yönetmen Mustafa Akkad ve görüntü yönetmeni ve senaristi Harry Craig, Senusi tarikatına atıfta bulunulmasının kaçınılmaz olduğuna inanıyordu. Zira filmin kahramanı Ömer Muhtar bu tarikatın önce müridi, sonra da sembollerinden ve liderlerinden biri oldu. Tabii ki dönemin politik şartları bunun anlatılmasının önünde engeldi. Tarihi filmlerde sanat ve yaratıcılığın önemini bilen yönetmen Mustafa Akkad, filmin belgesel yanının ve tarihi rolünün daha da önemli olduğunu biliyordu.

Harry Craig birçok defa aynı soruyu sordu; “Tarikatın direnişteki rolünü filmde göstermeye yöneticileri nasıl ikna edebilirim?” Harry Craig’in fikriyata dayalı bir görüşü hatta derin bir felsefesi vardı. Craig, “Her direnişçinin politik bir ideoloji veya dini fikirden beslenen bir felsefesi vardır” derdi. Evet, Ömer Muhtar dindardı ve işgalcilerin Müslüman toprağına saldırdığında cihadın Müslümanlara farz olduğuna inanırdı. Cihadı da kurumsal, sistematik bir hareket olan Senusi tarikatı içinde yapıyordu. Vietnamlı Lider Ho Chi Minh de işgale karşı direniş göstermişti. Bunu da ideolojik bir parti olan Vietnam Komünist Parti’sinin düşünce ve sistematiği içinde yaptı. Diğer direnişçiler de vatanı içi savaşırken fikri kurumsallaşmış bir politik sistem içinde yapıyorlardı.

Fas kırsalındaki direnişin liderlerinden olan Abdülkerim Hattabi, İspanyolca, Arapça ve Amazig dilini akıcı bir şekilde kullanıyordu. Başlangıçta İspanyollarla beraber çalıştı, gazetelerinde yazdı. Ancak belli bir aşamadan sonra, çatışma ortaya çıktığında İslam bayrağı altında savaştı ve 1948’de İslam Mağribi adında bir derneğin başkanı oldu. Ünlü deyişlerinden birinde “Fas İslam ile var oldu, İslam için yaşadı ve İslam yolunda yürüyecek” diyordu. Abdülkadir el-Cezairi de İslam bayrağı altında Fransız sömürgecilere karşı savaşmıştı.

Ömer Muhtar’ın kişiliği ve ruhu senaristimizin ruhuna kadar işlemişti. Ömer Muhtar adeta onun içinde yaşıyordu. Senaristimiz hem zeki hem de kurnazdı. Filmde açıkça dillendirmese de Senusi tarikatı ve Ömer Muhtar arasında bir bağ kurmak istedi. Bence İngiliz kurnazlığıyla, bu konuda başarılı da oldu. Nasıl mı? Filmin başındaki önemli bir sahnede Ömer Muhtar’ın bir fakihten, Kuran-ı Kerim kursundaki bir din öğretmeninden işgale karşı direnen bir savaşçıya dönüşümü vardı. Filmde öğretmenliğini yaptığı yerin ıssız, yani bir Senusi zaviyesi olduğuna işaret ediliyordu. Zira Ömer Muhtar’ın başka bir yerde çalışmadığı herkesçe malumdur. Senaristin seçtiği ayet de anlamlıydı: “Göğü yükseltti ve ölçüyü koydu” (Rahman Suresi:7). Yani adalete vurgu yaptı.
Ömer Muhtar, filmin baş aktörü Anthony Quinn’i de adeta kendisine bağladı. Quinn, filmin çekimi tamamlandıktan sonra yaptığı açıklamada “Filmden sonra hayatım da karakterim de değişti. Ömer Muhtar beni işgal etti ve asla içimden çıkmadı” dedi. Ömer Muhtar bir insanlık abidesiydi. Ölümsüz bir isme, ölümsüz bir düşünceye, akla ve insanların kalbinde ve ruhunda yaşayan bir abideye dönüştü.