Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Pompeo ve savaşsız zafer | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

“Zor zamanlardan geçiyoruz.Bu nedenle tehditler karşısında güçlü ve cesaretli bir duruş sergilemeliyiz. Suriye, Yemen ve bölgede istikararı sarsan İran politikalarını frenlemek için Ortadoğu’da güçlü diplomatik çabalara ihtiyacımız var.”

Bu cümleler; yeni ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun sayıları 70 bini aşan bakanlık görevlisine yapmış olduğu konuşmadan alıntılanmıştır.

Pompeo’nun konuşmasında ifade ettiği gibi, ABD düşman gördüğü herhangi bir rejimi zayıflatma ve belki de tek bir mermi bile atmadan ortadan kaldırma konusunda büyük bir güce sahiptir. İran’da nükleer programını devam ettirmekte ısrar edince neredeyse böyle bir durum ile karşı karşıya kalmıştı. Bu ısrarına karşılık olarak 2006 yılında ABD Güvenlik Konseyi’nde alınan kararı uygulayarak yaptırımların düzeyini yükseltmişti.

ABD’nin uyguladığı yaptırımlar, ihtiyacının yarısını ithal ettiği rafine edilmiş petrol ürünleri gibi birçok ürünün İran’a satışını yasaklamak, finansal işlemleri önlemek, İran ile birçok küresel banka arasındaki fon transferi işlemlerini devre dışı bırakmak, uluslararası petrol şirketlerinin İran’da üretim yapmasını engellemek gibi birçok uygulamayı içermekteydi. Aynı şekilde Washington yönetimi, İran petrolünü taşıyan tankerlere sigortalanmasını önleyerek başta web siteleri kaydı ve internet hizmetleri olmak üzere tüm web tabanlı işlemleri engelleyen bir elektronik duvar örmüştü. İran rejimini dolar gelirlerinden, bilgi, finans ve sigorta işlemlerinden mahrum bırakarak onun hareket alanını daraltmıştı. Böylece rejim ne ihracat ne de ithalat yapamaz duruma gelerek vatandaşlarının ihtiyaçlarını temin edemez oldu.

Bu yöntemler, karmaşık bir diplomatik faaliyet, siyasi bir sabır ve yaptırımaların uygulandığından emin olunmasını sağlayacak dikkatli ve iyi bilgilendirilmiş bir istihbarat donanımı gerektirir. ABD’de o dönemde bu yöntemi başarıyla uygulamıştır. Bu büyük baskı karşısında İran rejimi 3 yılın ardından Barack Obama idaresi ile gizlice görüşmek zorunda kalarak kendisi ile gözlerden uzak müzakereler yürütmesi için talepte bulunmak zorunda kalmıştır. Bu görüşmeler, İran rejiminin dengelerini sarsan Tahran’da ki Yeşil Devrim ile aynı zamana denk gelmiştir. Böylece iki taraf arasında ki uzun görüşme ve temaslar başlamış oldu. Ardından İran, bölgedeki stratejik müttefiği Suriye’de devrimin başlaması ile daha fazla tavizler vermek zorunda kalmıştır. İran’ın askeri amaçlı nükleer programını durdurmasına karşılık ABD ve Avrupalı müttefikleri ekonomik yaptrımları kaldıran ve Suriye rejiminin ayakta kalmasını sağlayan gizli bir anlaşma imzalamayı kabul etti. Bu süreçte pazarlık yapmakta usta olan İranlılar Başkan Obama’nın anlaşma karşılığında kendilerine birçok taviz vermeye hazır olduğunu fark etti. Bu durumu çok iyi değerlendirerek hayal ettiklerinden çok daha fazla kazanımlar elde etmeyi başardılar. Bu anlaşma sayesinde İran, kendisine büyük finansal ödemeler yapılması, İran’a yönelik sürdürülen düşmanca kampanyaların durdurulması ve bölgedeki askeri genişleme politikalarının görmezden gelinmesi gibi kazanımlar elde etmiştir.

Bu süreçte, ABD birçok ciddi hatalar yapmasına rağmen yıllarca sürdürdüğü diplomatik çabalar sayesinde, tek bir kurşun bile atmadan Hamaney rejimininin taviz vermesini sağlayan önemli bir anlaşma imzalamayı başardı. İşte Pompeo’nun birkaç gün önceki konuşmasında vurguladığı ABD’nin diplomatik araçlarının gücü budur. Görünüşe bakılırsa Kuzey Kore’ye karşı da başarılı olmuş durumda. Ancak yine de Kuzey Kore ile anlaşma sürecinde İran ile yaşanan aynı hatalara düşülmesinden korkmuyor da değiliz. Çünkü koşullar birbirine çok benziyor. Mevcut ABD yönetiminin, gelecek ekim ayında yapılacak ve başkanın mutlaka iki meclisten birinde çoğunluk elde etmesi gerektiği Kongre seçimlerinden önce bir ön anlaşmaya ihtiyacı var. Bu seçimlerde başarısız olması halinde Başkan büyük ölçüde nüfuz kaybedecek ve siyasi rakipleri Demokrat Parti’nin rehini olacaktır.

İran yönetimini BM ilkelerine saygılı olmaya, Irak, Suriye, Lübnan, Filistin ve Yemen’de ki faaliyet ve müdahalelerinden vazgeçmeye zorlamak için sadece diplomatik yöntemlere başvurmak her ne kadar başarılı olsa da hızlı sonuçlar sağlamayacaktır. Diplomatik faaliyetlerin özelliği kansız ve barışçıl olmasıdır. Ancak çok yavaş ilerleyen bir süreçtir ve uzun vadede elde edilecek sonuçlar savaşlar gibi alevlenmiş sorunlara çözüm olamazlar.

Kuzey Kore’nin ABD’nin tarihi bir nükleer anlaşma imzalamaya yönelik aşırı istekliliğini daha fazla taviz elde etmek için kullanması gibi bir tehlike de mevcut. Kuzey Kore liderinin müttefiği Hamaney’i kurtarmak için girişimlerde bulunmasını ihtimal dahilinde görüyorum. Hatta ABD’yi, İran’a vermiş olduğu taahütlerden herhangi bir şekilde geri çekilmesi halinde bunun kendisi ile yürüttüğü müzakerelerin güvenirliğini de azaltacağına ikna etmeyi bile başarabilir. Bu korkularım yersiz olabilir ama iki aşırılık yanlısı rejim arasındaki ilişkilerin ne kadar derin olduğunu herkes çok iyi biliyor.