Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Putin dünyaya meydan okudu | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Geçtiğimiz Pazar günü Lujniki Stadyumu, Rusya halkının hafızasında uzun bir süre yer edinecek bir ana tanık oldu. Öyle ki Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, on binlerce kişinin doldurduğu stadyumda konuşma yaparak, destekçilerine 21. yüzyılın “zaferlerin yüzyılı” olacağı sözünü verdi. Stadyum coşkulu bir tezahürata ve medya gösterilerine sahne olurken, “ulusun liderinin” konuşması, Rusya Ulusal Marşını söylerken oluşan duygu yoğunluğuyla taçlandı. Sloganlar arasında belirgin farklar olmasına rağmen sahne, Sovyetler dönemindeki kitlesel mitingleri hatırlatmak üzere çok dikkatli bir şekilde düzenlendi. Nitekim, miting sırasında Ukrayna’dan geri çekilmek için sloganlar atan bir grubun gözaltına alınması dahi fark edilmedi. Miting, tüm ayrıntıları, tezahüratları, karşılaştığı ulusal coşkusuyla 2018 Rusya gerçekliğini tersine çevirdi.

Rusya’da, artık son aşamasına giren başkanlık seçimleri kampanyalarına önem gösterilmiyor. 18 Mart’ta yapılması planlanan seçimlerinin, 6 yıllık yeni bir başkanlık dönemine hazırlık yapan Rusya Devlet Başkanı için beklenen büyük zaferi bulandıracağı açık. Nitekim kenara itilen bazı muhalif gruplar dışında kimse hazırlık sürecini ve sürecin tanık olduğu küçük ya da büyük ihlallerin üzerinde durmuyor. Zira devlet medyası, Merkezi Seçim Komisyonu’nun “seçim kampanyalarında başkanlık ekibinin idari etkisini kullanma” hakkındaki şikayetlerine kulak asmadı. Bu şikayetler, başkanın seçim hamlelerine odaklanmak için personellerin, idari yetkililerin ve devlet medyasının kullanımıyla da ortaya konuldu. Nitekim ‘Birinci Kanal’ın, Seçim Komisyonu uyarılarına takılması da bu durumu kanıtladı. Kanal, seçim gecesi yani, resmi yasalara göre “seçim sessizliğinin” uygulandığı gün “Kırım” belgeseli yayınlayacağını duyurdu. Belgesel, devlet başkanına göre yüzyılın başarısı haline gelen ve büyük bir propaganda aracına dönüştürülen Kırım’ın ilhak sürecinde Putin’in rolüne dikkati çekiyor.
Muhalefetin web sitelerinde de Rusya ve Batı arasındaki karşılıklı propaganda kampanyaları çerçevesinde onlarca farklı yorum yapıldı. Söz konusu bu yorumlar, Batı medya organları tarafından da yayınlandı. Yapılan yorumlara iki konu hakim olsa da yorumlar yeteri kadar bir ilgi görmediler. Nitekim bu yorumlar şu iki nokta üzerinde toplandı;

İlk olarak dördüncü dönem hazırlığı yapan Putin’in “yeni versiyonundaki” kişiliğine artan ilgi ve 1999’da Ruslar ve dünya tarafından ilk kez tanıdığından beri ortaya koyduğu değişikliğin hacmi…

İkinci unsur ise Putin’in, Rusya’nın iç ve dış politikası düzeyindeki önceliklerine odaklanarak, Kremlin’de yeni bir döneme daha hazırlanmasıyla ilgili.

Zira Devlet Başkanı, yasama heyetine gönderdiği son yıllık mektupta, “Rusya’nın, 20 yılda diğer ülkelerin yüzyıllar boyunca başaramayacakları şeyleri başardığı, Batı’ya meydan okuyan ve ülkeyi savunan olağanüstü bir askeri güce sahip olduğu” ifadeleri yer aldı. Nihayetinde Kremlin efendisi, tüm karar anahtarlarını elinde tutarken, bazılarının geçmişte hayal ettiği güçleri de eline aldı. Ancak bu ifadeler, Rusya’nın siyasi sisteminde ve yönetim mekanizmalarında 20 yılda ortaya konulan değişiklere yansımadı.

2000- 2018 yılları arasında Putin

Putin, Almanya’da Sovyet istihbarat servisinin bir ajanı olarak ortaya çıktığı ilk yıllarda ismini duyurdu. 1999 yılında iktidara yükselişinin birçok yönü ise, şu ana kadar hala belirsiz. Rusya’da güç yapılarının yeniden oluşturulduğu 2000- 2008 yılları arasında iki dönem başarılı olurken, neredeyse kaybedilen idari sistemin ve güç araçlarının da yeniden inşasını sağladı. 13 Aralık 1999 gecesi eski Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in istifasının ardından başkanlık koltuğuna oturdu.

Kaotik bir iç siyasi gerçekliği içerisinde Rusya, sağlık hizmetlerinin ve sosyal refahın bozulması dolayısıyla milyonlarca insanını kaybetmiş ve Batı’dan maddi destek talebinde bulunuyordu. Nitekim bu durum, ülkedeki KGB ofisleri ve ana bakanlıklarda da aynıydı. ABD’li danışmanlar, eski süper yeteneklerini elinde barındırıyordu. Geçtiğimiz yılın sonunda gerçekleştirdiği toplantıda bu ayrıntılara değinen Putin, Rusları ülke koşullarını karşılaştırmaya teşvik etmişti.

Üçüncü milenyumun ilk yıllarında Kafkasya’da terörle mücadele dalgası başlatan Putin, karşıtlarına da sert bir darbe indirmek için de bu dalgayı kullandı. Yetkilerini, bölgeye doğrudan bir şekilde uygulayarak dahili düzenlemeleri hızlı bir şekilde yerine getirdi. Nitekim bunları Tataristan’da olduğu gibi yumuşak bir şekilde veya Kafkasya’da görüldüğü gibi zorla gerçekleştirdi. Ancak iki durumda da görevini hızlı bir şekilde başarıyla tamamladı. Fakat başkanın uzun bir süredir karşılaştığı ikilem, yeni Rusya’nın kimliğini araştırmak oldu. Bu bağlamda Putin, ülkenin iç durumunun istikrara kavuşmasının ardından “ulusal düşünceyi güçlendirmek”, “Çarlık Rusya’nın ihtişamını geri kazanmak”, “ulusal aidiyeti yüceltmek” ve “Sovyetler Birliği’nin ululuğunu övmek amacıyla Kilise’nin rolünü canlandırmak” için yıllarca bahis oynadı. Nitekim böylece imparatorluk hayalleri, karar mercilerine geri dönmüş oldu. İlk aşamada Rusya için ortaya atılan ulusal slogan “Batı liberalizmin yerine Rus modelinin benimsendiği muhafazakar bir güç” idi. İkinci aşamada ise Kremlin, tarihsel olarak Rusya’nın yaşamsal etki alanı haline gelen bölgeler üzerinde yaygın bir nüfuz yaratma arzusunu aşikar etmeye başladı.

Bu çerçevede 2018 yılı Putin’i, Sovyetler Birliği’ni son kez hatırlattığında 2008 yılı Putin’inden farklı görünmeye başladı. Nitekim ilk başlarda, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının yirminci yüzyılın en büyük jeopolitik felaketi olduğunu vurgulamıştı. Fakat bu ifadeler, uluslararası dengenin çöküşü ve tek kutup döneminin başlangıcı olmasından dolayı dünyanın uğradığı büyük kaybı ifade etmenin endişesini de yansıtmıştı.

Ancak Putin’in son konuşması, Rusya’nın kendi kayıplarına dair bir “felaket” yönünü yansıttı. Konuşma, eski Sovyet ülkeleri ve halklarının üzerindeki “büyük gücün” çöküşünün etkilerine ise fazla önem vermedi. Nitekim Devlet Başkanının üzerinde durduğu ifadeler, “Rusya coğrafi olarak yüzde 23, yerel üretimde yüzde 41, sanayi kapasitesinde yüzde 39 ve askeri kapasitesinin yaklaşık yarısını kaybetti” oldu. Bu bakış ise, Putin’in yeni hırslarını açıkça yansıtmakta. Zira ifadeleri “Sovyetler Birliği’nin çöküşünü engelleyebilseydim” diye devam ediyordu. Devlet medya organları da “Sovyet halklarının güçlü devlet özlemi” hakkında yoğun bir yayın yaparken, “birçok kişinin artık büyük bir devlete sahip olmaya hazır” olduğuna dikkat çekmeye başladı.

Putin, Kuzey Kore modeliyle dünyaya meydan okuyor!

Putin’in yasama heyetine yıllık konuşması, Kremlin politikalarının gelecek aşamada önünü açacak temel bir dönüm noktası olarak, birçok kesimin hafızasında yer edinmeye devam edecek. Putin’in 2008 yılında Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Rusya’nın yeni bir aşamaya geçeceğini ortaya koyuyordu. Nitekim Putin, Batı’ya atıfta bulunarak, “Rusya’nın sabrı tükeniyor. Ülke siyasetinde büyük bir değişikliğe neden olan Soğuk Savaş’ta yenilgiye uğramış bir devlet olarak Batı’nın bizimle uğraşmasına artık izin verilmeyecek” demişti. Putin’in, ülkesinin askeri yeteneklerine değindiği konuşması, içeride de sert bir şekilde çelişkili reaksiyonlara neden oldu. Zira Rusya’nın güçlü bir şekilde uluslararası arenaya geri dönmek için zafer kazandığını düşüneneler mevcutken, muhalifler de bu durumu izolasyon sürecinin bir başlangıcı olarak gördü.

Ancak iki taraf araştırmacıları, gelecek aşama olarak adlandırılabilecek tanım konusunda mutabık. Bu tanım, Biyokimya Enstitüsü Müdürü yazar Nikita Isayev’in “Diplomasinin sonu” adlı makalesine de konu oldu. Makalenin içeriği, Putin’in konuşmasından dolayı mali- ekonomik elitlerin ve Rusya’nın büyük sektörlerinin temsilcilerinin sahip olduğu endişelerin bir örneğini de temsil ediyor.

Diğer taraftan uzman bir ekip, Rusya’nın uluslararası alanda yenilgiyi pratik olarak itiraf ettiği ve diplomasisinin başarısızlığını kabul ettiği görüşünde. Bu bağlamda yazar Isayev, Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Kremlin’in başkanın parlamento konuşmasını hazırlama çalışmaları sırasında, Rusya’nın nükleer yumruğuna dikkati çeken ilk kişi olduğunu söyledi. Yazarın belirttiğine göre, Lavrov, “Bize eşit ve adil davranmamaları durumunda, Rusya cevap verecek” diyerek, ülkenin başka nükleer olmak üzere kendi çıkarlarını savunabilecek askeri güce sahip olduğunun altını çizdi. Öte yandan birçok çevrede, Moskova’nın ekonomik ve politik açıdan, özellikle çatışmaların yaşandığı sıcak noktalarda son iki yıldır görüşlerini empoze edemediği kanaati yaygın. Nitekim, sorunun “Rusya’nın belirli kazanımlar elde ettiği fakat bunları siyasi olarak tercüme edemediği” olduğu belirtiliyor.

Putin’in konuşmasında verdiği en önemli mesaj, diplomasinin artık bir işe yaramadığı ve Rusya’nın bu durumdan sorumlu olmadığı oldu. Konuşmanın ortaya koyduğu düşünce ise Devlet Başkanı Putin’in yalnız başına, ülkeyi olası bir savaş veya egemenliği kaybetme tehdidine karşı koruyabildiği… Putin’in vaat ettiği bir diğer unsur ise, Rusya’nın önümüzdeki yıllarda Ruslar için daha iyi bir yaşam koşulu yaratmaya çalışacağı.

Nezavisimaya gazetesinin haberine göre, Rusya vatandaşları, başkanın içeride sakin adımlar atarak, dışarıda da serkeş bir gücü yönetme niyetinde olduğuna inanıyor. Nitekim halk, genellikle bu politikayı tercih etmekte.

Öte yandan Rusya’da farklı çevrelerde ayrılıklar da mevcut. Zira savaş söylemlerini güçlü bir şekilde destekleyenler de var. Bu destekler ise personelleri, finansçıları, güvenlik- askeri kurum çalışanlarını ve genç meraklıları kapsıyor. Başka bir kesim ise 2012’den bu yana Rusya’da beklenen siyasi ve ekonomik reformlara dair ciddi endişelere sahip. Zira ülkenin idari sisteminde radikal değişiklikler için şartlar olgunlaşmış durumda, fakat bu çerçevede herhangi bir gelişme mevcut değil ve “Rusya boğucu bir ekonomik köşeye ve uluslararası jeopolitik bir izolasyona” sıkışmış durumda.