Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Radikalizm’den Para ve Siyaset’in cazibesine Abdulhakim Belhac | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Libya İslami Savaş Grubu’nun kurucularından olan Abdulhakim Belhac, askeri elbisesini çıkararak beyaz yakalı gömlek giyip seçim sandıklarına yöneldi.

Belhac, Libya’daki savaş günlerini anlatırken, “O dönemdeki düşünce yapım şimdikinden farklı değil” diyor. Savaşın tahrip ettiği ve yeniden yapılanmaya çalışan Libya’da, Belhac’ın kim olduğu unutulmadı. Libyalılar, onun Afganistan’da Usame Bin Ladin ile omuz omuza savaştığını ve el-Kaide ile bağlantılı Libya İslami Savaş Grubu’nun lideri olduğunu biliyor. Belhac, ayrıca, 11 Eylül saldırılarından sonra ABD tarafından şüpheli olarak tutuklanmış ve Asya’daki CIA merkezlerinde aylarca tutuklu kaldıktan sonra nakledildiği Libya’daki hapishanede uzun süre işkence görmüştü.

Libya’daki İslamcı-laik mücadelesinde etkileyici bir aktör olduktan sonra Belhac ve arkadaşları, eski el-Kaide militanlarının nadir bir şeklini temsil etmeye başladı. Sadece meşruiyet elde etmeye çalışmıyorlar, devleti yeniden kurmaya çabalıyorlar.

İnternational Crisis Group kuruluşunun önde gelen Libya araştırmacılarından biri olan Claudia Ghazzini, Belhac ve arkadaşlarının Trablus’taki siyasi yapının önemli bir parçası haline geldiklerini söylüyor. Fakat, “Radikal yönelimlerini gerçekten terk ettiler mi?” sorusunun onlara karşı olan endişeyi ifade ettiğini dile getiriyor.

Belhac ve arkadaşlarının uyguladığı yöntem, Araplara has sarmal bir örgütlenme yöntemiydi. Bu tür örgütlerin tarihi soğuk savaş günlerine kadar gidiyor. Belhac ve arkadaşlarının örgütü Libya’nın devrik diktatörü Kaddafi’nin iktidarda olduğu dönemde kurulmuştu. Arap Baharı ile başlayan Libya devriminde önemli roller oynayan Belhac ve arkadaşları, Kaddafi’nin devrilmesinde de başat aktör oldular. Şimdi ise Libya’daki kabileler arasında çekişmelerin başlamasından sonra büyük imkanlara sahip olsalar da savaşın liderleri olarak bilinen birçok isim arasında tartışmalara sebep olmaya devam ediyorlar.

Tobruk Hükümeti Resmi Sözcüsü, konuya ilişkin şunları söyledi, “Belhac, şu anda ülke için bir tehdit oluşturuyor. Gelecekte de öyle olacak. Ona bağlı çok sayıda militan var. Bu militanlar, çıkarlarını korumak için Libya’daki devlet müesseselerinin yeniden işlerlik kazanmasına karşı çıkacaklar.”

Belhac ile ilk kez Libya’nın Başkenti Trablus’ta 2010 yılında görüşme imkanı buldum. O dönem eğitim almak için Libya’da bulunan bir mühendistim. Şimdi ise Belhac artık hapiste değil. İslami Savaş Grubu’nun birçok üyesi de serbest. Seyfulislam Kaddafi’nin önerdiği radikallerin ıslahı programı kapsamında serbest bırakılmışlardı. Bu grubun, serbest bırakılmaları kapsamında şiddeti terk etmeyi ve el-Kaide’yi Libya’dan çıkarmayı taahhüt etmişti. Birçok Libyalı ve Batılı bu gizli anlaşmadan şüphe duyuyordu. Çünkü Belhac ve arkadaşları, Sovyet işgali döneminde Sovyetlere karşı savaşmak üzere Afganistan’a gitmişti. Cemaatin üyelerinden biri bana Afganistan’a gittiklerinde Bin Ladin ile görüştüklerini ve onun dindarlığından dehşete düştüğünü söylemişti.

Belhac, 90’ların başında Libya’ya dönerek, Kaddafi’yi devirme ve Libya’da İslam Emirliği kurma amacıyla İslami Savaş Grubu’nu kurdu. Hemen ardından Kaddafi’ye yönelik 3 başarısız suikast girişimi yaşandı. Belhac, bu girişimlerden sonra “Ebu Abdullah el-Sadık” ismiyle anılmaya başlandı.

Kaddafi yönetimi, 90’ların sonunda Libya İslami Savaş Grubu’nu çökertmeyi başarınca Belhac ve arkadaşları yeniden Afganistan ve Pakistan’a kaçarak el-Kaide ve Taliban’a biat etti. Belhac kendisini bu bağlarla tanımlasa da iki örgüte biat ettiğini her zaman yalanladı.

11 Eylül 2001 saldırılarından birkaç ay sonra Bin Ladin, Libya İslami Savaş Grubu’nu ABD’ye karşı savaşmak üzere el-Kaide’ye katılmaya davet etti. Fakat Belhac, tek hedefinin Kaddafi’yi devirmek olduğu gerekçesiyle bu çağrıyı cevapsız bıraktı. Belhac, uzun zaman sonra yaptığı bir açıklamada, Bin Ladin’e, “Cemaatin hedefi sadece Kaddafi’yi devirmektir Batıya karşı savaşmak değil” dediğini ve bunun üzerine İslami Savaş Grubu’nun bölünerek önde gelen birçok liderinin el-Kaideye katıldığını söyledi.

2001 yılının sonunda Taliban devrilmiş Bin Ladin de artık ölümü beklemeye başlamıştı. İslami Savaş Grubu üyelerinin çoğu ise kaçmıştı. Bundan üç yıl sonra Abdulhakim Belhac ve hamile eşi, CIA tarafından Malezya’nın Başkenti Kuala Lumpur’da tutuklanarak CIA’nın Tayland’daki merkezine nakledildi. ABD, daha sonra Belhac’ı Libya’ya teslim edince, ABD’nin eski düşmanı Kaddafi, teröre karşı savaşında ABD’nin dostu olmuştu.

Belhac ve arkadaşları, 6 sene boyunca kötü bir şöhreti olan Trablus’taki Ebu Selim Cezaevinde tutuldu. Belhac, hapishane günlerini şöyle anlattı, “Günlerce darp edildim. Beni duvara astılar ve saatlerce yiyecek olmadan güneş ışığından mahrum yaşadım.”
Hapishanede yaşadıkları, kendisinin Libya’ya teslim edilmesinde büyük rol oynadığını düşündüğü İngiltere Hükümeti hakkında İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne (HRW) şikayette bulundu. HRW yetkilileri, Belhac’ın iddialarını inceleme kararı aldı.

Mutedil İslamcı Davetçiler ve Kaddafi’nin küçük oğlu, Belhac ve arkadaşlarını el-Kaide’nin batılı sivilleri hedef almasını eleştiren 400 sayfalık bir kitap yazması için ikna etti. Buna rağmen Belhac, Irak ve Afganistan’da ABD’ye karşı Cihad etmenin kutsal bir görev olduğunu düşünüyordu. Kendisiyle 2010 yılında yaptığım görüşmede, bana “ABD bir yeri işgal ettiğinde orada isyan meşru bir iş olur” demişti.

Bundan bir yıl sonra Arap Coğrafyasında birbirine benzer devrimler başlamış, Libya da bu devrimlerden nasibini almıştı. Belhac, hapishaneden kurtulduktan sonra “Trablus Tugayları” adı altında bir milis güç kurmuştu. 22 Ağustos 2011 tarihinde ise milislerinin başında Kaddafi’nin yönetim merkezi olan Trablus’taki Bab’ul Aziziye bölgesine girdi.

Trablus’un düşmesinden sonra Belhac, 2 ay boyunca Kaddafi güçlerine karşı devam eden ve NATO’nun destek verdiği operasyonda devrimcilerin organize olmasına yardımcı oldu. O günlerden sadece 2 ay sonra Belhac, Tablus Askeri Meclisi başkanlığına getirildi. Bu meclis Kaddafi’nin devrilmesinden sonra Başkent Trablus’un güvenliği sağlıyordu. Belhac, Trablus Askeri Meclisi Başkanlığı’nın ardından direnişçilerin kurduğu Yüksek Güvenlik Meclisi’ne katıldı. Libya İslami Savaş Grubu üyeleri ise çeşitli İslami örgütlere katıldı. Belhac’ın arkadaşlarından biri olan Sami el-Saidi, daha sonra bir siyasi parti kurdu. Saidi’nin görevlendirdiği ve kendisi de Belhac’ın adamlarından biri olan Halit el-Şerif, Kaddafi’nin devrilmesinden sonra kurulan iki hükümette Savunma Bakanı Yardımcılığı yaptı.

2014 yılında Belhac ve bazı eski Libya Savaş Cemaati üyeleri, Trablus’u kontrol eden milis grupların katılımıyla oluşturulan Fecr Libya Güçleri’ne destek verdi. Fecr Libya, ülkede bölünmelerin yaşandığı 2014 yılında Trablus’ta kurulan hükümeti destekledi. Belhac, o günden sonra devrimle olan ilişkisini servet ve nüfuz sahibi olmakla taçlandırdı. Hükümetin başında olmasa da kendisine bağlı militanların hükümete verdiği destekle ciddi bir nüfuz kazandı.

Claudia Ghazzini’nin söylediklerine göre, “Bazı Libyalılar Belhac’ı bir iş adamı olarak görürken, bazıları da ona farklı anlamlar nispet ediyor” dedi. Tobruk Hükümeti Sözcüsü Belhak ise Belhac’ın sahip olduğu mallar sayesinde büyük bir otoriteye sahip olduğunu belirtiyor. Onun hapishaneden çıkmasından sadece iki yıl sonra bir uçak şirketi kurduğunu dile getirerek, “Böyle bir şirket kuracak parayı nereden buldu” sorusunu soruyor.

Belhac, son olarak, yeni bir parti kurmak için Trablus Askeri Meclisi’ndeki görevinden ayrıldı ve el-Vatan Partisi’ni kurdu. Parti kurmasının nedenini ise demokrasiye inanmasıyla açıkladı.

Parti kurduktan sonra kendisine bağlı hiçbir milis güç olmadığı konusunda ısrarcı olan Belhac, Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Trablus hükümetini desteklediğini belirterek, “Biz dünyanın diğer halklarından ayrı yaşamak istemiyoruz” şeklinde konuştu.

*Washington Post’tan alıntı.