Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Rusya, ABD ve bölgesel güçler arasında DEAŞ’ın ilginç yönleri | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

Ruslar, son günlerde iki konuda Amerikalıları suçlar oldu: Birincisi, Rakka’nın katı bir şekilde tahrip edilmesi ki böyle olması gerekmiyordu. Diğeri ise Amerikalıların, rejim güçleri ve müttefikleriyle yarışarak Deyr-i Zor ve Fırat’ın batısında işgal edilen bölgelerin teslim alınması konusunda DEAŞ ile anlaşması.

Bu iddiaların ikisi de çelişkilidir. DEAŞ, Amerikalılarla işgüzarlık yapıyorsa veya onlara karşı barışseverse, o zaman ABD’nin bunca yıldır Rakka’yı şiddetli bir şekilde bombalamasının ne gereği vardı. Teslim ve tesellüm konusunda DEAŞ ile anlaşabilirlerdi.

Aslında Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) petrol kuyularını işgal etmeleri ve buraya daha yakın (3 kilometre) olan Suriye birliklerini ve milislerini geçmeleri gerçekten şüphe uyandırıyor. Ayrıca Lavrov da DEAŞ’ın Amerikalıların yararına olacak şekilde Haseke’ye doğru çekildiği konusunda şüpheleniyor.

Eğer deyim yerindeyse üçüncü bir belirsiz durum var. O da iki ay önce Deyr-i Zor’daki ABD özel birliklerinin saldırıları ve indirme operasyonlarıdır. O zamanlar Suriye güçleri ve İranlı milisler şehre yaklaşmaktaydılar. Sözde pay olarak ABD ve müttefikleri için Rakka, Rusya ve müttefikleri için de Deyr-i Zor vardı. Bundan dolayı gözlemciler, ABD’nin Deyr-i Zor’daki indirme operasyonlarının hedefini şu şekilde anladılar: Ya Rusya ve müttefikleri şehre yaklaşmadan önce şehrin merkezindeki ajanları kurtarmak ya da bazı yabancı DEAŞ unsurları tahliye etmekti.

Her halükarda en büyük belirsizlik DEAŞ’ın kendisidir. ABD, 2014 yılından beri Suriye ve Irak’ta DEAŞ’a katılan yabancıların sayısının 40 bini geçtiği konusunda bizleri endişelendiriyor. Eğer yerel DEAŞ unsurlarının sayısının aynı sayıya yaklaştığını varsayarsak, bu demek oluyor ki DEAŞ’ın Suriye ve Irak’ta neredeyse 70 bin savaşçısı bulunuyor.

O zaman bunlar nereye gitti? Aylardır Musul’daki DEAŞ gücünün iki bin savaşçıyı geçmediği, Telafer’de binden az olduğu ve Irak’ta geri kalan bölgelerde yüzlerce olduğu söyleniyor. Suriye’de ise DEAŞ’ın Rakka’da yaklaşık dört bin, Deyr-i Zor’da üç bin, el-Karyeteyn, Humus, el-Meyadin ve Elbu Kemal arasında kalan çeşitli bölgelerde ise üç bin kadar güce sahip olduğu belirtiliyor. DEAŞ, şu ana kadar onlarca köy ve şehirlerden çıktı. Bu yerler arasında Rakka Kürtlere, el-Meyadin ve el-Karyeteyn Suriye rejimi ve müttefiklerine bırakıldı. Rakka’nın düştüğü ya da kurtarıldığı şu son günlerde Amerikalılar, devlet hastanesi ve çevresinde yaklaşık 200 unsurun dışında DEAŞ unsurunun kalmadığını söylediler. Böylece Amerikalıların saydığı 80 bin savaşçı Suriye ve Irak’ta 15 bin savaşçıya düştü. Sonra Musul, Telafer, Rakka, el-Meyadin ve el-Karyeteyn etrafında az sayıda savaşçının dışında DEAŞ unsurunun kalmadığı ifade ediliyor.

Bunlar savaşlarda öldürüldü mü?

Bu da kesin değil. Hatta iki büyük şehir olan Musul ve Rakka’daki DAEŞ unsurlarının ölü sayısı iki bini geçmiyor. En büyük kayıp ise siviller arasında ve yerleşim yerlerinde meydana geldi. En büyük sivil kayıpları ise Musul, Rakka ve Deyr-i Zor’da yapılan hava saldırılarından kaynaklandı. Tabi aynı şekilde yerleşim yerleri de imha edildi. Açık alanlarda ve kamplarda sıkıntı çeken kadın ve çocuk gibi DEAŞ unsurlarının ailelerinin sayısı iki bini geçmiyor.

O zaman bu büyük sayılar, DEAŞ ve uluslararası medyanın abartarak yaydığı ya bir efsane ya da Irak ve Suriye’deki Amerikalılar, yabancıların Türkiye üzerinden çıkartılması sürecini koordine ettiler. Büyük bir ihtimalle her iki durum da gerçekleşti. Sayılar ise on binlere ulaşmıyordu. Böyle olsa bile bomba yüklü araçlar, temel silah unsuru olarak kullanılmazdı.

Diğer yandan uluslararası, bölgesel ve yerel güçler DEAŞ’la temasa geçti. Bazıları ise DEAŞ’la petrol ve diğer ürünlerin ticaretini yaptı. 2015 yılında emekli olan Türk İstihbaratı’ndaki bir subay bana, ABD ve Rusya tarafından DEAŞ’la ilişkisinin olduğu konusunda Türkiye’ye yapılan büyük suçlamalar altında Türklerin DEAŞ’la ilişkiyi kestiklerini, Nusra’yla ise ilişkilerini kesmeyi reddettiklerini söyledi. Sonra 2016 yılının ortalarında Türklere, belirli konularda yeniden ilişki kurmalarının sakıncası olmadığı belirtildi. Temasa geçtiklerinde ise herkesin özellikle de İranlıların, Rusların ve Suriye rejiminin DEAŞ’la iletişim halinde olduğunu gördüler. İranlıların örgütle olan sağlam iletişimi, Lübnan’dan silahlı unsurlarını çekmek için DEAŞ’la yapılan ittifakta ortaya çıktı.

El-Karyeteyn’de ise, DEAŞ unsurları, şehrin etrafında gizlenerek Hizbullah ve İranlılara şehri teslim etmeye hazırlanıyorlardı. Fakat şu an onlar, Suriye rejimine bağlı milislerin şehre girerek insanların evlerini yağmalamaya ve insanları göç ettirmeye başladıklarından şüpheleniyorlar.

Ruslar, Amerikalıları Rakka’da insanlara ve yerleşim yerlerine katı bir şekilde davranmakla suçlamıştı. Amerikalılar ise bu konuda Ruslarla alay ettiler. Amerikalılar, Ruslara Humus’un ilçelerinde ve parçaladıkları Halep’te yaptıkları şeyleri sordular. Ayrıca Halep, Rakka’dan daha büyük bir şehirdi ve Halep’te de DEAŞ mevcut değildi.

Amerikalılar, Rakka’da DEAŞ’a ne olduğu ve DEAŞ savaşçılarının nereye gittikleriyle ilgili sorulan sorular karşısında zor duruma düştüklerinde, DEAŞ unsurlarının şehirden ve köylerden çekilmeleri için DEAŞ’la müzakere yapanların, aşiretlerin ve Rakka’daki sivil meclisin olduğunu belirttiler.

Fakat bunlar nereye gitti? Kimse bilmiyor. Büyük bir ihtimalle yabancılar (sayıları yüzlerde binlere ulaşmıyor) Türkiye içine çekilerek ülkelerine teslim edildiler. Bilgilerine ihtiyaç duyulduğundan dolayı yerel unsurların bazıları hapsedildi, bazıları da kendi kaderlerine terk edildiler.

Bütün bunlar, bölgesel ve uluslararası güçlerin DEAŞ’ı ortaya çıkartıp birbirlerine karşı kullandıkları ve şu anda da DEAŞ’ı yok etmek için birbirleriyle anlaşmaya çalıştıkları anlamına mı geliyor?

Hiç de hedefin DEAŞ’ı yok etmek gibi olduğu görünmüyor. Aksine Usame bin Ladin’in ölümünden önce ve sonra el-Kaide’de olduğu gibi, DEAŞ dondurulup uygun şartlar ve çekişmeler ortaya çıktığında yeniden kullanılacak.

“DEAŞ’ı kim ortaya çıkardı?” sorusu ise el-Kaide hakkında sorulan sorudan daha gerekçeli bir sorudur. el-Kaide içerisinde Afgan savaşında kullanılan binlerce unsur vardı. Rusların çıkışından sonra bu unsurlar ihmal edildi. Bunun için el-Kaide, bu unsurları toplayıp yeniden organize oldu. Taliban ise el-Kaide’ye uygun ortamı sağladı.

İranlılar ve Türklerle Suriye ve Irak’taki rejimler arasındaki DEAŞ’ın durumu ise farklılık arz ediyor. Özellikle askeri becerilerden ziyade medya, DEAŞ’a üstün geldi. DEAŞ, hızlı bir şekilde toparlandığı gibi ivedi bir şekilde de parçalandı.

Bu konuda abartıların olmasına rağmen el-Kaide’nin aksine DEAŞ örgütünün farklı şekillerde etkisinin ve devamlılığının olacağını düşünmüyorum. Büyük ölçüde DEAŞ’ın medya faaliyetinin olacağını ve bazı kişileri ayartmaya devam edeceklerini düşünüyorum. Fakat DEAŞ unsurları, herhangi bir yerde savaşmak için bir güç oluşturamayacaklar. Bu, el-Kaide örgütünün yaptığı bir şeydir.

Şu an bütün bu güçler kazandıklarını zannedebilirler. Kaybeden taraf ise şehir ve yerleşim yerlerindeki Arap halklarıdır. Aynı zamanda kaybeden taraf, kendisine ve taraftarlarına yönelik saldırıların uzun yıllar devam edeceği Sünni İslam’dır.