Lütfen yeni siteyi Bekleyiniz: https://aawsat.com/turkish


Ortadoğu haber | Şarkul El-Avsat

Şam ve Kürtlerin, Rusya-ABD ile oynadığı kumar | ŞARKUL AVSAT
Bir Sayfa Seçin

ABD tarafından desteklenen Kürt ve Arap savaşçıların oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) siyasi kanadı Suriye Demokratik Konseyi’nin (SDK) Şam’da Esed rejimi yetkilileriyle gerçekleştirdiği görüşme, sadece iki tarafın kendilerini destekleyen Rusya ve ABD’ye karşı boşlukta kalan ön yargılarını ortaya çıkarmadı. Aynı zamanda bu önyargıların söz konusu müttefiklerin takınacakları tavrı ne kadar ıskaladıklarını da gösterdi.

Şam’ı ziyaret eden SDK heyeti açısından, ABD öncülüğündeki DEAŞ karşıtı Uluslararası Koalisyon Güçleri Fırat Nehri’nin doğusunda kalacak. Kürt liderlere göre, ABD Başkanı Donald Trump, iki sebepten ötürü kuvvetlerinin Fırat’ın doğusundan çekmeyecek. Birinci sebep, İran’ın nüfuzunu kırmak ve Tahran-Bağdat-Şam-Beyrut yolunu kesmek. İkinci sebep ise DEAŞ’ın yenilgiye uğratılarak bir daha toparlanmasını engellemek.

ABD’nin Fırat’ın doğusundan asla çekilmeyeceğini düşünen SDK heyeti, 185 kilometre karelik Suriye yüzölçümünün 3’te 1’ini oluşturan kontrolü altındaki alana elektrik, su, sağlık ve eğitim hizmetlerinin dönüşünü ve Suriye petrollerinin yüzde 90’ını, doğalgazının ise yüzde 50’sini üreten bölgeye ortak çıkar temelinde bir anlaşmayla rafineri hizmeti sağlanmasını isteyerek, talep çıtasını yükseltiyor.

SDK heyetine göre, bu taleplerin karşılanması, Suriye devletinin kuzeydeki Türkiye ve Irak’a açılan sınır kapılarını devralmasının önünü açacak, müzakerelerin ikinci aşamasına geçilmesi için güven verecek. Bununla birlikte, müzakerelerin ikinci aşamasında zorunlu askerlik konusu çözüme kavuşturulacak. Böylece, 75 bin savaşçıya sahip SDG ile rejim arasındaki ilişkiler düzenlenecek.

Müzakerelerin üçüncü aşaması ise Esed rejiminin bölgeyi nasıl yöneteceğine ilişkin olacak. Kontrol altında tuttuğu Haseke, Rakka ve Deyr-i Zor arasında koordineli bir yönetim oluşturmayı başaran SDK, bu aşamada rejime Öz Yönetim/Adem-i Merkeziyetçilik seçeneğini dayatabileceğini düşünüyor.

Buna karşılık Şam hükümeti, SDK heyetine çok az şey söyleyerek, acele edilmemesi gerektiğini ima ediyor. Edinilen bilgilere göre, Şam’ın kırmızı çizgilerden bahsettiği açık. Bunların en önemlisi ise SDG kontrolündeki Irak ve Türkiye’ye açılan sınır kapılarının bir an önce hükümete devredilmesi ve herhangi bir ayrılıkçı projeyi reddetmesiydi. Bu yüzden de, SDG kontrolündeki bölgelere sosyal hizmetin yeniden götürülmesinin güvenliğin merkezden sağlanmasıyla bağlantılı olduğunu öne sürüyor.

Şam yönetimi, petrol ve doğalgaz rafinerilerine ilişkin müzakereleri başlatmakta aceleci davranmamayı tercih ederken, bu aşamada, petrol ve doğalgaz ticaretinin artık savaş lordlarına dönüşmüş ve Humus’taki rafinerilere petrol taşıyarak milyonlarca dolarlık servet toplayan milis gruplarının liderleriyle yürütmeye devam etmek istiyor.

Şam’a son giden SDG heyetinde, siyasi temsilcilerin olmaması nedeniyle heyet, Öz Yönetim ya da Adem-i Merkeziyetçilik konularını tartışmaya hazır değildi. Ayrıca, Şam yönetimi de, Yerel Yönetimler Bakanlığı’na bağlı olarak Yerel Meclislerin yönetimini ön gören Anayasa’nın 107’inci maddesinin; Kürtlere, ana dil ve kültürel alanlarda verilecek başka tavizlerle birlikte bu konuda yeterli olacağına inanıyor.

Esed yönetiminin bu konuda katı bir tutum sergilemesinin 3 nedene dayandığı açık. Bunlar; rejim güçlerinin son zamanlarda Şam, Humus ve Suriye’nin güney bölgelerinde kazandığı askeri kazanımlar. Rusya’nın havadan, İran’ın ise karadan rejim güçlerine destek vermesi ve ABD’nin kısa süre içinde Suriye’den çekileceğine olan inanç. Ancak, Şam’ın bu tavrının gizli bir dayanağı daha var. Hükümet, DSM ile yürüttüğü müzakereleri resmi olarak ilan etmedi. Sadece, Adem-i Merkeziyetçi yönetiminin konuşulduğu iddialarını resmi bir açıklama ile reddetmekle yetindi.

Boşlukta kalan bütün bu konulara rağmen Şam yönetiminin, müzakerelerde Rakka’nın kuzeyindeki Tabaka barajına teknik destek sağlamayı ve bölgeye sağlık imkanı sunmayı kabul etmesi bir kazanım olarak görülüyor. Ancak, bu işleri yürütecek ortak komitenin kurulmasının geciktirilmesi de bir vakit kazanma oyunu olarak beliriyor.

Bu noktada, Kürt tarafından müzakerelerde ilerleme sağlamak için yeni bir teklif geldi. Teklif, İdlib ve Afrin’in geri alınması için işbirliğini ön görüyor. Bunun manası, geçmişte olduğu gibi Esed rejimi ile Abdullah Öcalan liderliğindeki PKK arasında Türkiye’ye karşı yeni bir ittifak olabilir.

Müzakerelerin bu aşamasındaki temel boşluk ise her iki tarafın da müttefikleri ABD ve Rusya hakkında yanlış zanlar beslemesidir. Rusya, Türkiye’nin Afrin’e yönelik gerçekleştirdiği operasyon esnasında, Esed rejimine PYD’ye destek olma izni vermemiş, üstelik Türkiye lehine PYD’den vazgeçmişti. Rusya, aynı zamanda rejim güçlerinin İdlib’deki İslamcı gruplara karşı operasyon başlatmasına da izin vermemişti. Öte yandan, Fırat’ın doğusunda SDG’nin müttefiği olan ABD ise Menbiç’de, Türkiye ile SDG’nin işine gelmeyen bir anlaşmaya vardı.

Bütün bu gelişmeler göz önüne alındığında, tarih tekerrür edebilir. Ruslar, rejimi İdlib’de yalnız bırakırken, ABD de, Kürtleri daha önce Rusların yaptığı gibi Türkiye’nin insafına terk edebilir.